Trump'ın Çin Ziyareti ve Orta Doğu Savaşı

Son Güncelleme:

Trump, İran savaşının gölgesinde Çin'i ziyaret ederek ikili ilişkileri güçlendirmeyi amaçlıyor.

ABD Başkanı Donald Trump, ülkesinin İsrail ile birlikte, İran'a saldırılarıyla başlayan ve İran'ın misillemeleriyle Orta Doğu'da tırmanan savaşın, kırılgan ateşkes süreci içinde halen çözüme kavuşturulamadığı dönemde stratejik rakibi Çin'i ziyaret ediyor.

Pekin'i 13-15 Mayıs tarihlerinde ziyaret edecek olan Trump, 3 günlük ziyaretinde Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile bir araya gelecek.

Trump, 8,5 yıl aradan sonra Çin'e ziyaret gerçekleştiriyor. ABD'nin önceki Başkanı Joe Biden, Çin'i ziyaret etmemişti, bu ülkeye lider düzeyindeki son ziyaret, Trump'ın ilk iktidarı döneminde, 2017'de yapılmıştı.

Daha önce 31 Mart-2 Nisan tarihlerinde yapılacağı bildirilen fakat ABD Başkanı'nın İran'daki savaşla ilgilenmesi gerektiği gerekçesiyle ertelenen ziyarette Orta Doğu'daki savaşın önemli bir gündem maddesi olacağı öngörülüyor.

Trump, İsrail ile birlikte, İran'a karşı başlattığı savaştan umduğu sonuçları alabilmiş değil. Kırılgan ilerleyen ateşkes sürecinde anlaşma işaretleri olsa da savaşın yarattığı belirsizlik bulutları henüz dağılmadı. Üstelik, Basra Körfezi'ndeki çatışmanın küresel enerji ticareti açısından kritik geçiş güzergahı Hürmüz Boğazı'nda sebep olduğu kesintinin etkileri, petrol fiyatlarındaki artışla küresel düzeyde hissedilmeye devam ediyor.

ABD Başkanı, Çin'in başkentine Orta Doğu'daki savaş nedeniyle jeopolitik açıdan eli zayıflamış gidiyor. Siyasi gözlemciler, Orta Doğu'da ve Latin Amerika'da ateş hatlarının canlı olduğu dönemde ABD'nin Asya-Pasifik bölgesinde yeni bir gerilim yaratmaktan kaçınacağını, bu yüzden ziyaretin daha çok Çin ile ticaret ve ekonomi konularında varılan geçici uzlaşmanın sürdürülmesine odaklanacağı değerlendirmesini yapıyor.

"İran krizi, ABD'nin çok fazla zamanını ve enerjisini aldı"

Eski ABD Merkezi Haberalma Teşkilatı (CIA) analisti, Brookings Enstitüsü araştırmacısı Jonathan A. Czin, Trump'ın ziyaretten beklentilere ilişkin, aralarında AA muhabirinin de bulunduğu gazetecilerle gerçekleştirdiği çevrim içi söyleşide ABD'nin Orta Doğu'daki savaşla meşgul olmasının Çin tarafının elini rahatlattığı yorumunu yaptı.

Czin, "İran'daki kriz, ABD'nin çok fazla zamanını ve enerjisini aldı. Buradaki savaşın sonuçlanmamış olması, bunun ABD'nin Batı Pasifik'teki varlığını tüketmesi, Çin'in avantajına. Trump, dünyanın diğer yerlerinde yangınlarla uğraşırken Asya-Pasifik'te istikrarın korunmasını gözetecektir." ifadelerini kullandı.

Ziyaretten önemli sonuçların, çığır açacak kararların çıkmasını beklemediğini, daha çok iki büyük güç arasındaki kırılgan istikrarı sürdürmeye odaklanacağını tahmin ettiğini dile getiren Czin, her iki tarafın somut kazanımlar olmasa da buluşmayı olumlu sunmaya çalışacağını, Trump'ın daha Çin'e gitmeden "Harika bir ziyaret olacak." şeklindeki değerlendirmesinin buna işaret ettiğini vurguladı.

Czin, teknoloji konusunda ABD tarafının başta ileri teknoloji çipler olmak üzere ihracat kontrollerini sürdürmeye çalışacağı ancak bunu daha fazla tırmandırmaktan kaçınacağı, ziyaretten büyük yatırım kararlarının çıkmasını beklemediği, ticari anlaşmaların ise Çin'in ABD'den Boeing yolcu uçakları ile daha fazla soya fasulyesi almasından ibaret olacağı görüşünü paylaştı.

Trump yönetiminin geçen yılın sonunda Tayvan'a 11 milyar dolarlık silah satışına onay vermesinin ve yeni büyük satışın hazırlığını yapmasının Çin'i endişelendirdiğine dikkati çeken Czin, Pekin yönetiminin, bunun Çin ile Tayvan arasında diplomatik ilişkilerin temelini oluşturan Üç Ortak Bildiri'nin üçüncüsünde yer alan, Tayvan'a silah satışının zaman içinde azaltacağı taahhüdüne aykırı olduğunu düşündüklerini, bu yüzden bu konuda Washington'a baskı yapabileceklerini söyledi.

Hürmüz Boğazı'ndaki durum

Orta Doğu'daki savaşın küresel mal ve enerji ticareti açısından kritik geçiş hattı Hürmüz Boğazı'nda yarattığı kesinti de liderlerin gündeminde olacak.

Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Kuveyt, Katar, Irak ve İran'ın hidrokarbon kaynaklarını dünya pazarlarına ulaştıran Hürmüz Boğazı, dünya petrol ticaretinin yaklaşık yüzde 25'inin, sıvılaştırılmış doğal gaz ticaretinin yaklaşık yüzde 20'sinin ve gübre ticaretinin yaklaşık yüzde 30'unun ana güzergahı konumunda bulunuyor.

Çin'in ithal ettiği petrolün yaklaşık yüzde 45'i, sıvılaştırılmış doğal gazın yüzde 30'u Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazı'ndan geçerek ülkeye ulaşıyor.

Boğazda tanker trafiğindeki kesintiler, küresel petrol tedarikinde aksamalara, petrol fiyatlarında ve buna bağlı ham madde, ulaştırma ve sigorta maliyetlerinde artışa yol açtı.

ABD ile Çin'in krize bakışı farklı

Hem ABD hem Çin, krizin çözülerek Boğaz'ın gemi trafiğine yeniden açılmasından yana fakat iki ülkenin savaşa ilişkin farklı bakış açılarına sahip olması, çözüm yöntemi üzerinde uzlaşmalarına engel oluşturuyor.

Çin, savaş nedeniyle ABD ile İsrail'i suçluyor ve krizin çözümü için bölgedeki çatışmanın bitirilmesi gerektiğini savunuyor. Pekin yönetimi, ABD'nin, bazı Çin rafinerilerine İran ile bağlantılı petrol nedeniyle getirdiği yaptırımlara uyulmasını ihtiyati tedbirle yasaklayarak bu alandaki bir yaptırımı kabul etmeyeceği mesajını vermişti.

ABD ise enerji tedarikinde bölgeye bağımlı olmamasının avantajıyla Çin'in krizin sürmesinden zararlı çıkacağı, bu yüzden İran üzerindeki nüfuzunu kullanarak çözüme katkı sağlamaya ikna edilebileceğini düşünüyor. Çin ise enerji tedariki konusunda alternatiflerinin bulunduğunu görerek Boğaz'daki kesintinin sürmesinin sonuçta ABD ve müttefiklerinin aleyhine olacağını hesaplıyor.

Çin'in enerji kırılganlığı abartılıyor mu?

ABD-Çin ilişkileri, Çin işletmeleri ve Tayvan konusunda araştırmalarıyla tanınan Harvard Üniversitesi İşletme Fakültesi Araştırma Görevlisi Daniel Fu, Çin'in, ithal enerjiye bağımlılığı nedeniyle Hürmüz Boğazı gibi enerji darboğazlarındaki kesintilere aşırı duyarlı olduğu tezine karşı çıkıyor.

Fu, aralarında AA muhabirinin de olduğu gazetecilerle yaptığı çevrim içi söyleşide Çin kaynakları incelendiğinde, ülkenin dış kaynaklı enerji kesintilerine karşı kendini korumak için elinde geniş bir araç yelpazesinin bulunduğuna dikkati çekerek, Çin'in büyük ölçekli petrol rezervlerine sahip olmasının, enerji tüketiminin büyük bölümünün kendi ürettiği kömür kaynaklarına dayanmasının ve devletin kamuya ait büyük enerji şirketleri eliyle enerji dağıtımını doğrudan kontrol etmesinin, ülkeyi enerji güvenliği açısından dirençli kıldığını vurguladı.

Çin'de yenilenebilir enerji kaynaklarının enerji terkibindeki payının hızla arttığının ve bunun deniz yoluyla ithal edilen fosil kaynaklara bağımlılığını giderek azalttığının altını çizen Fu, Çinli analistlerin artık enerji darboğazlarını tek başına yıkıcı sonuçlar üretebilecek kırılganlık olarak görmediklerini söyledi.

Fu, ayrıca Rusya'nın Ukrayna'yı işgali sonrası uğradığı yaptırımlar nedeniyle Rus petrolü ve doğal gazının güzergahının da Avrupa'dan Çin ve Hindistan'ın başını çektiği Asya pazarlarına doğru kaydığına işaret ederek, hem boru hatları hem de deniz yoluyla yapılan bu ticaretin de alternatif tedarik imkanı sağlayarak Çin'i dış şoklara karşı daha dirençli kıldığını vurguladı.

Kaynak: AA