Ümit Erkol'un Gözaltına Alınması... Gamze Taşcıer: "Dün Boyun Eğmedik, Bugün de Eğmeyeceğiz"

Son Güncelleme:

CHP Çalışma ve Sosyal Güvenlik Politikaları Kurulu Başkanı Gamze Taşcıer, Ankara İl Başkanı Ümit Erkol'un gözaltına alınmasına tepki göstererek, "Siyaseti adliye koridorlarına hapsetmeye çalışan anlayışa karşı, siyasetin meşru zeminini savunmaya devam edeceğiz. Hukukun siyasallaştırılmasına karşı, hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz. Millet iradesinin gölgelenmesine karşı, demokrasiyi savunmaya devam edeceğiz. Dün boyun eğmedik. Bugün de eğmeyeceğiz" dedi.

(ANKARA) - CHP Çalışma ve Sosyal Güvenlik Politikaları Kurulu Başkanı Gamze Taşcıer, Ankara İl Başkanı Ümit Erkol'un gözaltına alınmasına tepki göstererek, "Siyaseti adliye koridorlarına hapsetmeye çalışan anlayışa karşı, siyasetin meşru zeminini savunmaya devam edeceğiz. Hukukun siyasallaştırılmasına karşı, hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz. Millet iradesinin gölgelenmesine karşı, demokrasiyi savunmaya devam edeceğiz. Dün boyun eğmedik. Bugün de eğmeyeceğiz" dedi.

Gamze Taşcıer, "CHP'ye yönelik yargı müdahaleleri demokrasiye açık tehdittir" başlıklı yazılı açıklama yaptı. "Cumhuriyet Halk Partili Belediye Başkanlarımıza, İl Başkanlarımıza, Parti Meclisi üyelerimize, Belediye Meclis üyelerimizin kriminalize edilmesine yönelik operasyonlar artık bir adli süreç tartışması olmaktan çıkmıştır. Karşımızda Türkiye'de siyasetin hangi zeminde yapılacağına ilişkin çok daha derin, çok daha köklü bir tartışma vardır" ifadelerini kullanan Taşcıer, şunları kaydetti:

"Devlet gücünü elinde bulunduranların, muhalefeti yargı üzerinden baskı altına alma eğilimi bu ülkenin hafızasında vardır. Bu yeni bir yöntem değildir. Türkiye buna geçmişte şahit oldu. ve her denediğinde demokrasinin gerilediğini, devletin itibar kaybettiğini, toplumun adalet duygusunun zedelendiğini gördük. Çünkü hukuk, siyasal rekabetin aracı haline getirildiği anda, adliyede görev yapanlar siyaset yapmaya başladığı anda orada artık hukuk kalmaz; orada hukuk devleti kalmaz."

18 Nisan 1960'ta kurulan Tahkikat Komisyonu'nu hatırlayalım. O komisyon, hukuki bir ihtiyaçtan doğmamıştır. O komisyon, siyaseti bastırmak için kurulmuş, Cumhuriyet Halk Partisi'ni susturmak, muhalefeti etkisizleştirmek, iktidarı tahkim etmek için devreye sokulmuştu. ve Türkiye o süreçten ağır bir bedelle çıkmıştı. Bugün yaşananlara baktığımızda, yöntem değişmiş gibi görünse de zihniyetin aynı çizgide yürüdüğünü görüyoruz. Dün Meclis içinden kurulan mekanizmalarla partimize yapılan müdahale, bugün adliye koridorları üzerinden işletilmektedir. Bu bir tesadüf değildir. Bu bir tercih meselesidir.

"Burada yürütülen şey bir hukuki süreç değil; siyasal alanın daraltılmasıdır"

Şimdi önümüzde duran tabloya bakalım. 31 Mart 2024'te sandıkta siyasi meşruiyetini yitiren AKP'nin demokratik siyaseti tasfiye etmek uğruna giriştiği bir kuşatmaya şahit oluyoruz.  Siyasal rekabeti sandıkta kurmakta zorlanan bir anlayışın, bu rekabeti yargı alanına taşıma çabasıyla karşı karşıyayız. Bu bir yöntem değildir. Siyasetin doğasını değiştirmeye dönük bir müdahale ile karşı karşıyayız. Çünkü siyaset sandıkta yapılır. Siyasetin meşruiyet kaynağı millettir. Eğer siz bu meşruiyeti yargı süreçleri üzerinden yeniden tanımlamaya kalkarsanız, orada artık demokratik bir düzeni değil, vesayetçi bir düzeni inşa etmeye başlarsınız. Bugün olan budur. İktidar kanadından kimse çıkıp Türkiye hukuk devletidir demesin.

Sadece bu sabah saatlerinden şu dakikaya kadar yaşadıklarımız, Türkiye'deki vahim tablonun göstergesidir. Ankara İl Başkanımız Ümit Erkol'un, İzmir'de yürütülen ve önceki dönem İzmir Büyükşehir Belediye Başkanımız Tunç Soyer'in de tutuklandığı kooperatif soruşturması kapsamında gözaltına alınması, Bornova Belediye Başkanımıza yönelik soruşturma, uydurma dosyaya Bursa Büyükşehir Belediye Başkanımız Mustafa Bozbey'in tutuklanması ve akabinde Bursa halkının iradesine çökme çalışması süreklilik arz eden bir hattın yeni halkasıdır. Süreçlerin yöneldiği adres bellidir. Hedef alınan siyasi alan bellidir. Bu kadar sistematik bir yönelimi hukuk adı altında anlatmak mümkün değildir. Burada yürütülen şey bir hukuki süreç değil; siyasal alanın daraltılmasıdır.

"CHP'ye yönelik her müdahale, aslında Türkiye'de demokrasinin alanına yapılmış bir müdahaledir"

Cumhuriyet Halk Partisi 102 yıllık bir siyasal gelenektir. Partimiz ülkemizin demokrasi mücadelesinin taşıyıcı kolonudur. Bu nedenle Cumhuriyet Halk Partisi'ne yönelik her müdahale, aslında Türkiye'de demokrasinin alanına yapılmış bir müdahaledir. Bunu doğru görmek gerekir. Mesele yalnızca bir parti meselesi değildir; mesele, Türkiye'nin nasıl yönetileceği meselesidir. Şunu açıkça ifade edelim: Devletin gücünü kullanarak siyaseti dizayn etmeye çalışanlar, kısa vadede bir sonuç elde ettiklerini düşünebilirler. Ama uzun vadede bu yolun hiçbir zaman kazananı olmamıştır. Çünkü hukuk zedelendiğinde, yalnızca muhalefet zarar görmez; devletin kendisi zarar görür. Adalet duygusu aşındığında, yalnızca bir kesim değil, bütün toplum bunun bedelini öder.

Biz bu dili tanıyoruz. Bu yöntemi biliyoruz. Bu niyetin neye hizmet ettiğini çok iyi görüyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi geçmişte de benzer süreçlerin hedefi olmuştur. Ama hiçbir zaman geri adım atmamıştır. ve bugün de aynı yerdeyiz. Siyaseti adliye koridorlarına hapsetmeye çalışan anlayışa karşı, siyasetin meşru zeminini savunmaya devam edeceğiz. Hukukun siyasallaştırılmasına karşı, hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz. Millet iradesinin gölgelenmesine karşı, demokrasiyi savunmaya devam edeceğiz. Dün boyun eğmedik. Bugün de eğmeyeceğiz."

Kaynak: ANKA