2014 Yılı Bütçesi TBMM Genel Kurulu'nda
Maliye Bakanı Şimşek: (2) "Hükümetlerimiz döneminde uygulanan yapısal reformlar ve sağlıklı makroekonomik politikalar sayesinde son 11 yılda büyük başarılara imza attık" "1923 2002 dönem...
Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, hükümetleri döneminde uygulanan yapısal reformlar ve sağlıklı makroekonomik politikalar sayesinde son 11 yılda büyük başarılara imza attıklarını belirterek, "1923-2002 döneminde ortalama yüzde 4,5 büyüyen ekonomimiz AK Parti hükümetleri döneminde, son 60 yılın en büyük küresel krizine rağmen ortalama yüzde 5,1 büyümüştür" dedi.
Şimşek, TBMM Genel Kurulu'nda, 2014 yılı bütçesi üzerinde yaptığı sunumda, sıkı para politikası ve makro ihtiyati tedbirlerin etkisiyle enflasyonun yıl sonunda yüzde 6,8'e, önümüzdeki yıl ise yüzde 5,3'e gerileyeceğini tahmin ettiklerini söyledi. Mehmet Şimşek, amaçlarının orta ve uzun vadede ürün ve hizmet piyasalarında rekabet ortamını daha da iyileştirerek enflasyonu düşük tek hanelerde istikrara kavuşturmak olduğunu ifade etti.
Uyguladıkları ihtiyatlı maliye politikaları sayesinde genel devlet bütçe açığının GSYH'ye oranını son 11 yılda yaklaşık 10 puan azaltarak 2013 yılında yüzde 1'e indirmiş olacaklarını belirten Şimşek, "Böylelikle 2013 yılında genel devlet açığının GSYH'ya oranı, OECD ülkeleri için öngörülen yüzde 4,8'lik açığın yaklaşık beşte biri, Mastricht Kriteri'nin ise üçte biri kadar olacaktır. Genel devlet bütçe açığının GSYH'ye oranını 2016 yılında yüzde 0,5'e indirmeyi hedefliyoruz" diye konuştu.
"Türkiye uluslararası piyasalardan alacaklı konuma geçmiştir"
Aynı şekilde AB tanımlı borç stoğunun GSYH'ye oranını ile kamu net borç stoğunun GSYH'ye oranını da son 11 yılda ciddi oranda azalttıklarını anlatan Şimşek, şunları kaydetti:
"Böylece Türkiye Cumhuriyeti, uluslararası piyasalardan alacaklı konuma geçmiştir. AK Parti hükümetleri öncesinde hem borcun faizi hem de faiz giderlerinin vergi gelirleri içindeki payı çok yüksekti. 2002 yılında reel faiz oranları yüzde 25,4, faiz giderlerinin vergi gelirlerine oranı ise yüzde 85,7 seviyesindeydi. Siyasi istikrar, mali disiplin, yapısal reformlar ve fiyat istikrarı sayesinde reel faiz son 5 yıldır düşük tek hanelerde seyretmektedir. Faiz giderlerinin vergi gelirlerine oranının ise 2013 yılında yüzde 15,5'e düşeceği tahmin edilmektedir. Bu oran, 1980'li yıllardan bu yana elde edilen en düşük oran olacaktır."
"Ekonomimizin en önemli sorunlarından biri cari açık"
Türkiye ekonomisinin en önemli sorunlarından birinin cari açık olduğunu dile getiren Şimşek, makro finansal istikrarı korumak için cari açığı kontrol edilebilir seviyelerde tutmanın şart olduğunu söyledi.
İç talep eksenli büyümeye rağmen bu yıl cari açıkta kayda değer bir bozulmanın olmadığının altını çizen Şimşek, orta vadede küresel ekonominin daha hızlı büyümesi ve komşu ülkelerin siyasi istikrara kavuşmasının, dış ticaret dengelerini olumlu yönde etkileyeceğini ifade etti. Şimşek, "Bu çerçevede 2012 yılında yüzde 6,1 olan cari açığın GSYH'ye oranının bu yıl yüzde 7,1'e yükseleceğini, 2014 yılında ise yüzde 6,4'e ineceğini tahmin ediyoruz" dedi.
Küresel kriz sonrası dönemde, Türkiye'nin en büyük ticaret ortağı olan AB'deki zayıf iç talebin, ihracatı olumsuz yönde etkilediğini anlatan Şimşek, ancak bu etkinin, ürün ve pazar çeşitlendirmesi çalışmaları sayesinde sınırlı olduğunu söyledi.
Şimşek, Türkiye'nin sağlam kamu mali dengeleri, sağlıklı bankacılık sektörü, güçlü hanehalkı bilançosu ile aldıkları makro ihtiyati tedbirlerin, cari açık kaynaklı risklerin yönetilmesinde önemli bir rol oynadığını vurguladı.
Son yıllarda düşük faiz ve krediye erişimin kolaylaşması ile birlikte hanehalkı borçluluk oranlarında hızlı bir artış yaşandığına işaret eden Şimşek, buna karşın Türkiye'de hanehalkı borcunun GSYH'ye oranı yüzde 23 ile Avro Bölgesi ortalaması olan yüzde 65'in yaklaşık üçte biri düzeyinde olduğunu kaydetti. Şimşek, "Ayrıca hanehalkının faiz riski sınırlıdır, kur riski ise bulunmamaktadır. Son düzenlemelerle de kredi kartı kullanımı ve aşırı tüketime yönelik sınırlamalar getirmiş bulunuyoruz" dedi.
Reel sektörün toplam borcu
Reel sektörün durumuna ilişkin de bilgi veren Şimşek, yatırımlardaki artışa paralel olarak reel sektörün yükümlülüklerinin de bu dönemde arttığını söyledi. Şimşek, şu ifadeleri kullandı:
"Ancak, reel sektörün toplam borcunun GSYH'ye oranı yüzde 51 ile AB ortalamaları civarındadır. Üzerinde sıkça durulan dış borç konusuna gelince, reel sektörün dış borcundaki artış, neredeyse ekonomik büyümeye paralel olarak gerçekleşmiştir. 2002 yılında reel sektörün dış borcunun GSYH'ye oranı yüzde 13,4 iken 2013 yılının 2. çeyreği itibarıyla yüzde 14,7 olarak gerçekleşmiştir. Ayrıca reel sektörün 93 milyar dolarlık döviz varlığı dikkate alındığında bu oran, oldukça yönetilebilir düzeydedir.
Daha önceki bütçe konuşmalarımda da ifade ettiğim gibi konjonktürel etkilerin yanı sıra cari açığın yapısal boyutu da önemlidir. Bu çerçevede hükümetimiz, cari açığın orta ve uzun vadede azaltılması için gerekli tedbirleri almaktadır. Bu bağlamda; tasarruf oranlarının artırılması, enerjide dışa bağımlılığın azaltılması ve katma değer zincirinde yukarı çıkılması temel önceliklerimizdir."
-"Birincil enerjide yüzde 72 dışa bağımlıyız"
Enerjide dışa bağımlılığın, cari açığın temel unsurlarından biri olduğuna dikkati çeken Şimşek, Türkiye'nin birincil enerji kaynakları bakımından yüzde 72 oranında dışa bağımlı olduğunu ifade etti.
Şimşek, enerji ithalatının cari işlemler açığındaki en önemli kalem olduğuna işaret ederek, "Eylül ayında 12 aylık enerji ithalatı, 56,9 milyar dolar ile cari açığın neredeyse tamamına denk gelmektedir" dedi.
Hükümetleri döneminde enerjide dışa bağımlılığımızı azaltmak amacıyla yerli, yenilenebilir ve aynı zamanda çevre dostu enerjiler üzerinde çalıştıklarını aktaran Şimşek, bu yöndeki özel sektör yatırımlarını da teşvik ettiklerini söyledi.
"Son 11 yılda büyük başarılara imza attık"
Türkiye'yi katma değer zincirinde yukarıya taşıma yolunda önemli adımlar attıklarını belirten Şimşek, 2002 yılından 2012 yılına Ar-Ge harcamalarının GSYH içindeki payının neredeyse 2 katına çıktığını, patent başvurularının 6 kat artarak 11 bin 599'a ulaştığını, marka başvurularının üçe katlanarak 111 bini geçtiğini ve endüstriyel tasarım başvurularının 2 katına çıkarak 44 bin 220'ye ulaştığını bildirdi.
Şimşek, böylece ülkede düşük teknoloji yoğun üretim ve ihracat azalırken, ortanın üstü teknoloji yoğun üretim ve ihracatın arttığını kaydetti.
Geçen yıl yapılan ihracatın kilogramının 1,58 dolar olduğuna işaret eden Şimşek, 2004 yılında uygulama konulan Turquality kapsamındaki markalarla yapılan ihracatın ortalama kilogram fiyatının ise 3,28 dolar olduğunu ifade etti.
Şimşek, şöyle devam etti:
"Hükümetlerimiz döneminde uygulanan yapısal reformlar ve sağlıklı makroekonomik politikalar sayesinde son 11 yılda büyük başarılara imza attık. 1923-2002 döneminde ortalama yüzde 4,5 büyüyen ekonomimiz AK Parti hükümetleri döneminde, son 60 yılın en büyük küresel krizine rağmen ortalama yüzde 5,1 büyümüştür. İlave 0,6 puanlık büyüme azımsanacak bir rakam değildir. Zira 1923 yılından bu yana yılda ortalama yüzde 5,1 büyümüş olsaydık 2013 yılında GSYH 1,3 trilyon dolara, kişi başına GSYH ise 16 bin 970 dolara ulaşmış olabilirdi.
Hükümetlerimiz döneminde kişi başına GSYH reel bazda 1,4, satın alma gücü paritesine göre 2,1 kat, dolar bazlı nominal olarak ise 3 kat artış göstermiştir. Böylece Türkiye gelişmiş ülkelerle arayı hızla kapatmaya başlamıştır."
Bakan Mehmet Şimşek, 1980-2002 döneminde ülkeye yönelik doğrudan küresel yatırım girişi 14,8 milyar dolar iken, sağladıkları istikrar ve güven ortamı ile bu rakamın 2003'ten bu yana 132 milyar dolar olarak gerçekleştiğine dikkati çekerek, "Bütün bu gelişmeler verimliliği ve inovasyonu artıracak, Türkiye'nin uzun vadeli büyümesini olumlu etkileyecektir. Tabi ki geldiğimiz yerden memnun değiliz, daha katedeceğimiz çok mesafe var ama Türkiye'nin başarılarının da takdir edilmesi lazım" diye konuştu.
- TBMM