34. Baro Başkanları Toplantısı
Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Metin Feyzioğlu, yargılamaların siyasetin yol açma aracına dönüştüğü kanısının topluma hakim olduğunu öne sürerek, "Siyasi iktidarın müdahalesine açık olan mahkemelerce, milletvekillerine, belediye başkanlarına, yargı mensuplarına, gazetecilere,...
Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Metin Feyzioğlu, yargılamaların siyasetin yol açma aracına dönüştüğü kanısının topluma hakim olduğunu öne sürerek, "Siyasi iktidarın müdahalesine açık olan mahkemelerce, milletvekillerine, belediye başkanlarına, yargı mensuplarına, gazetecilere, akademisyenlere ve avukatlara yönelik tutuklamalar, terör örgütlerinin zemin kazanmasına ve propaganda alanını genişletmesine neden olmaktadır." görüşünü savundu.
Özel gündemle toplanan 34. Baro Başkanları toplantısının ardından, TBB adına Başkan Feyzioğlu imzasıyla yazılı açıklama yapıldı.
Feyzioğlu açıklamada, 15 Temmuz kanlı darbe girişiminde TBB ve tüm baroların ilk andan itibaren darbecilerin karşısında, demokrasinin ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin yanında dimdik durduğunu belirtti. Baroların tarihi uyarıları yapma sorumluluğu bulunduğunu ifade eden Feyzioğlu, şöyle devam etti:
"15 Temmuza giden süreçte yıllardır yaptığımız çok haklı uyarılar ve darbe girişimi karşısındaki dik duruşumuz, yetkili makamların düşüncelerimizi dikkate almasını zorunlu kılmaktadır. Türkiye'nin, 'kandırıldım, aldandım, yanıldım' gibi ifadelerle dile getirilen hayati hatalara ve zaaflara artık tahammülü yoktur. Darbeci suç örgütüyle mücadele etmek için ilan edilen OHAL'e dayanılarak çıkartılan kanun hükmünde kararnamelerle (KHK) tüm devlet teşkilatı, kapalı kapılar ardında yeni baştan şekillendirilmiştir. OHAL, darbe ile mücadele amacından saptırılarak olağan bir yönetim tarzına dönüştürülmüştür."
-"Milli mücadele sınırları tartışılır hale getirildi"
Metin Feyzioğlu, Lozan Barış Antlaşması'nın tartışmaya açılmasını eleştirerek, böylelikle Türkiye Cumhuriyeti'nin milli mücadele sonucunda çizilmiş ve uluslararası antlaşmalarla tanınmış sınırlarının tartışılır hale getirildiğini savundu.
Anayasa'nın değişmez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez maddelerinde yer alan cumhuriyetin kuruluş ilkelerinin ısrarla yıpratılmaya ve içleri boşaltılmaya çalışıldığını ileri süren Feyzioğlu, şu değerlendirmeleri yaptı:
"İdam cezasının yeniden getirilmesi, Türkiye'nin Avrupa Konseyi'nden çıkarılması sonucunu doğuracaktır. Siyasi iktidar bunu bildiği halde idam cezası kampanyasını başlatmıştır ve sonuç almak kastıyla tırmandırmaktadır. Türkiye'nin Avrupa Konseyi'nden çıkartılması, Tanzimat'tan bugüne kadar yürüdüğümüz yolun radikal şekilde değiştirilmesi demektir. Bu, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin tarafı olmaktan çıkmamız anlamına gelmektedir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nden çıkmamız ise Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının temel hak ve hürriyetlerinin toptan güvencesiz hale getirilmesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne bireysel başvuru hakkımızın elimizden alınması demektir."
-"Medya, sansürün en tehlikesi olan otosansüre zorlanmaktadır"
Metin Feyzioğlu, basın hürriyetinin, demokratik bir toplumda hiçbir şart altında kabul edilemeyecek ölçüde kısıtlandığını, siyasal iktidar yanlısı olmayan medyanın, sansürün en tehlikesi olan otosansüre zorlandığını ileri sürdü.
OHAL kapsamında çıkarılan KHK'ların, savunma hakkını ve avukatlık kurumunu doğrudan hedef aldığını iddia eden Metin Feyzioğlu, "Aslında gerçek hedef, vatandaşların avukatlar tarafından savunulan temel hak ve hürriyetleridir. Adil yargılanma hakkı içinde yer alan hemen her hak, yok sayılmaktadır. Yargılama, suçlu ile suçsuzu birbirinden ayırma hedefinden saptırılmış, peşin hükümlerle kişileri etiketleme ve tasfiye aracına dönüşmüştür. Bundan en büyük zararı toplum ve masum vatandaşlarımız, en büyük faydayı ise ülkemizi yakan, yıkan, kana bulayan terör örgütleri görmektedir." görüşünü savundu.
Yargının üzerine taraflı ve bağımlı hareket ettiği algısının yapıştığını ileri süren Feyzioğlu, şunları kaydetti:
"Yargılamaların siyasetin yol açma aracına dönüştüğü kanısı topluma hakim olmuştur. Siyasi iktidarın müdahalesine açık olan mahkemelerce, milletvekillerine, belediye başkanlarına, yargı mensuplarına, gazetecilere, akademisyenlere ve avukatlara yönelik tutuklamalar, terör örgütlerinin zemin kazanmasına ve propaganda alanını genişletmesine neden olmaktadır. Oysa 79 milyon vatandaşımızı kucaklaştırmanın tek paydası adalet, geleceğe güvenle yürümenin ve çoğulcu-katılımcı demokrasinin tek yolu hukukun üstünlüğüdür. Türkiye Barolar Birliği olarak, tüm vatandaşlarımızı içine sürüklendiğimiz durumun yarattığı açık ve yakın tehlike konusunda uyarıyoruz. Cumhurbaşkanını ve siyasi iktidarı, hukukun evrenselleşmiş kurallarına uymaya ve toplumdaki gerginliği sona erdirmeye davet ediyoruz. Mustafa Kemal Atatürk'ün dediği gibi, 'Umutsuz durumlar yoktur, umutsuz insanlar vardır.' Türkiye'de avukatlar dik durmaya ve umudu yaşatmaya devam edecektir."