ABD NDAA 2026: Stratejik Duruş Değişimi

Son Güncelleme:

ABD'nin 2026 NDAA'sı, askeri stratejisinde köklü değişiklikler ve yeni üretim odaklı yaklaşım getiriyor.

AA Stratejik Analiz Muhabiri Utku Asker, ABD'nin Ulusal Savunma Yetkilendirme Yasası (NDAA) başlıklı 2026 savunma bütçesi raporunun satır aralarını AA Analiz için kaleme aldı.

***

"Acı gerçek şudur: Uluslararası siyaset her daim acımasız ve tehlikeli bir mecra olmuştur; muhtemelen böyle de kalacaktır. Rekabetin dozu zaman zaman artıp azalsa da büyük güçler birbirlerinden çekinir ve güç uğruna amansız bir yarış sürdürürler." John Mearsheimer, büyük güç siyasetinin "trajedisini" betimlediği bu satırları 2001 yılında kaleme almıştı. Evet, özellikle ABD Başkanı Donald Trump'ın damgasını vurduğu 2025'in diplomatik trafiğinde şahit olduğumuz üzere, rekabetin harareti dalgalanabilir ancak rekabetin kendisi daima bakidir.

Diplomatik temaslar rutin seyrini koruyor olabilir ancak geleceğin asıl rotasını görmek isteyenler, bakışlarını o kürsülerden çevirip ABD'nin 2026 Ulusal Savunma Yetkilendirme Yasası'nın (NDAA) satır aralarına odaklamalıdır.

NDAA metinlerini doğru okumak, genellikle üç temel mercekten bakmayı gerektirir. İlki, ABD'nin küresel angajmanıdır yani Washington'un, uzun süredir rekabetle tanımlanan bu dünyada artık nasıl bir rol üstlenmek istediği. İkincisi, Amerikan savunma sanayi tabanının durumudur, burada ABD'nin neleri kitlesel ölçekte üretmesi, stoklaması ve ikame etmesi gerektiğine dair inancı yatar. Üçüncüsü ise hedef coğrafyalar ve ittifak tasarımıdır. Bu mercek, hangi ittifaklarla "sanayileşmiş ortaklıklar" kuracağını, hangilerinin ise klasik üs yapılanması ve "yük aktarımı" (burden shift) ile yetineceğini belirler.

Bu parametreler ışığında NDAA 2026, ABD'nin stratejik duruşunda köklü bir değişimi işaret ediyor. ABD'nin, ulusal çıkarlarına aykırı olduğu gerekçesiyle 7 Ocak'ta 31 uluslararası örgütten çekilmesiyle de somutlaşan, askeri veya diplomatik olarak "doğru yerlerde varlık göstermeye" ve mevcut ittifakları gözetmeye dayalı yaklaşımından vazgeçiliyor.

Bunun yerine, uzun soluklu bir rekabetin gerektirdiği hızda üretim yapabilme ve kendini yenileyebilme kapasitesine dayalı yeni bir duruşa geçiliyor. Bu hamlenin temelindeki stratejik öngörü şudur: Önümüzdeki on yılda caydırıcılık, artık anlık gövde gösterileriyle değil, kriz ve baskı altındaki dayanıklılık kapasitesiyle sınanacaktır.

ABD'nin dünya ile ilişkisi

ABD, Aralık 2025'te yayımladığı NDAA ile 900 milyar doları aşan savunma harcamasına onay verdi. Geçen yıl 794 sayfadan ibaret olan metnin bu yıl 3 bin 86 sayfaya ulaşmış olması, niceliksel bir artıştan çok daha fazlasını anlatıyor. Bu tasarı, ABD'nin dünyayla kurduğu ilişkinin kaynak kodlarını yeniden düzenliyor ve askeri doktrininin rotasını açıkça değiştiriyor.

Bu makas değişimi, ABD Kara Kuvvetleri eski Kurmay Başkanı Raymond Odierno'nun, "Çatışmayı önlemek mevcudiyet gerektirir, ortamı şekillendirmek mevcudiyet gerektirir, barışı tesis etmek mevcudiyet gerektirir ve çoğu zaman bu mevcudiyet, gururla Amerikan askerinin üniformasını giyer." sözleriyle kutsadığı o "sahada varlık gösterme" (presence) stratejisinden, "üretim" (production) odaklı bir stratejiye geçişi simgeliyor. Yeni dönemdeki duruş, endüstriyel kapasite, tedarik zinciri direnci ve rakibin dayanma gücünü tüketecek hızda üretim yapabilme kabiliyeti anlamına geliyor. Bu, kelimenin tam anlamıyla bir "yıpratma" (attrition) mantığıdır.

Bu stratejik eksen kaymasının temel nedeni, tehdidi sadece ateş gücüyle değil, aynı zamanda endüstriyel akışla da tanımlayan Çin faktörüdür. ABD, geçmişin aksine bugün çok farklı bir rakiple karşı karşıya. Bu rakip, belirgin bir ekonomik üstünlüğe, modern savunma için hayati önem taşıyan doğal kaynaklar ve kritik mineraller üzerinde tartışmasız bir hakimiyete ve muharebe gücünü kitlesel ölçekte üretebilen devasa bir kapasiteye sahip. Öyle ki artık mücadele, bütün endüstriyel tabanını, bir yıpratma savaşı için seferber edebilen bir "dünya fabrikasına" karşı veriliyor ki ABD şu an bu seferberlik yeteneğini taklit edebilmek için yoğun bir çaba sarf ediyor. Ukrayna'daki endüstriyel savaşın öğrettikleri de bu gerçeği perçinliyor. Rus ve İran tedarik hatlarının sergilediği direnç, yüksek yoğunluklu bir çatışmada zaferin, genellikle en uzun süre üretim yapabilen tarafın olduğunu kanıtlamıştır.

Savaşın değişen karakteri de değişimi bu yöne itiyor. Metin, savaş alanının artık bir kitlesel tüketim mecrasına dönüştüğünü kabul ederek, "gözden çıkarılabilir (sarf edilebilir) insansız araçlar" için özel fon tahsis ediyor. Daha fazla dron, daha fazla sensör, daha fazla mühimmat ve hızlandırılmış bir devir daim. Bu eksen kayması, askeri hazırlığın ötesinde çifte bir amaca hizmet ediyor. Yerelleşme yoluyla ABD'nin elini ekonomik olarak güçlendirmek. Washington, yerli üretime ve tedarik zinciri direncine öncelik vererek hem kendini küresel şoklardan korumayı hem de son yıllarda körelen endüstriyel kaslarını yeniden inşa etmeyi hedefliyor.

Tasarıda İsrail ile ilgili meselelere hasredilmiş özel bir alt başlık bulunuyor ve bahsi geçen stratejik makas değişiminin en çarpıcı kanıtı da yine burada, NDAA'nın 1233. bölümünde karşımıza çıkıyor. Metin, acil durum yetkilerini genişleterek mevcut yasada bir değişikliğe gidiyor. İlgili maddenin daha önce sadece "İsrail'e" tedarikten bahsettiği kısım, artık şu ibareyle değiştirilmiş durumda: "İsrail'e veya Amerika Birleşik Devletleri savunma sanayi tabanına."

Bu şu demektir: "ABD savunma sanayi tabanı", artık hukuken, Washington'un her ne pahasına olursa olsun savunduğu bir müttefikle eş değer statüdedir. Amerikan yönetimi, ekonomisini salt ticari bir çark olarak görmeyi bırakıp, onu üreten bir motor olarak kodlamaya başladı. Çin gibi bir üretim deviyle rekabetin dayattığı bu yeni gerçeklik, "mevcudiyetten" (savunma hattını korumak) "üretime" (savaş makinesini beslemek) doğru gerçekleşen o büyük doktrin değişikliğinin özetidir.

ABD savunma sanayi tabanının durumu: Sarf edilebilirler çağı

NDAA'nın hemen girişinde, Savunma Bakanı'na, Kongre savunma komitelerine Rusya Federasyonu, Çin Halk Cumhuriyeti, İran ve Kuzey Kore ordularının tahmini mühimmat stoklarına dair bir değerlendirme sunması emrediliyor. (Burada ilginç bir detay var. Yeni dönemde bu makam fiilen 'Savaş Bakanı'na dönüştürülse de Yasada şaşırtıcı bir şekilde hala 'Savunma Bakanı' ibaresi korunmuş.) Bu madde, rakipleri doğrudan ismen zikretmesi ve üretim kapasitesinin hayati önemine işaret etmesi bakımından kritik bir sinyaldir.

Benzer şekilde metin, Rusya-Ukrayna Savaşı'ndan çıkarılan derslerin değerlendirilmesi ihtiyacını da açıkça ortaya koyuyor. Bu, yıpratma savaşının artan önemi ışığında ABD Ordusu'nun yeniden dizayn edilmesi gerektiğinin ilanıdır. İşte bu nokta bizi, Amerikan ordusunun lugatına giren o yeni kavrama getiriyor: "sarf edilebilir".

"Savunma Sanayi Tabanı Fonunda Değişiklikler" başlığını taşıyan 867. Bölüm, "sarf edilebilir insansız araçlar" için özel kaynak ayırırken şu stratejik vurguyu da kayıtlara geçiriyor: "ABD Hint-Pasifik Komutanlığı'nın sorumluluk sahasındaki ihtiyaç noktalarında veya bunların hemen yanı başında üretim yapılması da dahil olmak üzere, savunma sanayi tabanının ileri imalat kabiliyeti ve kapasitesi."

Washington, önceki bölümlerde de görüldüğü üzere, bu "üretim" zihniyetini agresif bir şekilde müttefiklerine de ihraç etme gayretinde. Örneğin 1253. Bölüm, bir "Hint-Pasifik Endüstriyel Dayanıklılık Ortaklığı" tesis ediyor. Bir savunma yasası için buradaki kelime seçimi son derece manidar. Kurulan yapı bir savunma ortaklığı değil, endüstriyel bir ortaklık. Bu detay, rotadaki stratejik değişimi bir kez daha gözler önüne seriyor.

İttifak tasarımı: Yükü paylaşmak mı, yükü fatura etmek mi?

Bölüm 1232'de İsrail'in insansız sistemlerin tüm harp sahalarına entegre edilişini ya da Tayvan'ın insansız konuşlanma için ortak programlara dahil edilişini görüyoruz. Bunlar, NDAA kapsamındaki ortak programlarda isimleri bizzat zikredilen o seçilmiş müttefikler. Oysa konu NATO müttefiklerine gelince masadaki tek gündem maddesi yük paylaşımı oluyor.

Bölüm 1246'da yer alan; "... yapılan yük paylaşımı katkıları", "ABD Avrupa Komutanlığı bünyesindeki... personel sayısının azaltılması" ve "ABD Silahlı Kuvvetleri'nin rol ve sorumluluklarını diğer NATO üyelerinin devralmasının sağlanması" gibi ifadeler niyeti açıkça ortaya koyuyor. Tüm bunlar, diplomatik dilde yük paylaşımı olarak geçse de esasen yükü fatura etme olarak tanımlamanın daha doğru olacağı bir politikanın açık delilleridir.

Peki ya Türkiye nerede? Ortaklıkların en ince detayına kadar işlendiği bir tasarıda, NATO'nun en büyük ikinci ordusuna dair bu derin sessizlik tuhaf görünebilir. Ülkelerindeki üslerin ismen zikredilmesi haricinde İtalya, Almanya ve Fransa için de durum farksız. Anlaşılan o ki üretim ortakları robotik ve yapay zekanın geleceğine erişim hakkı kazanırken geleneksel ortaklar, üsler ve antlaşmalardan ibaret o köhne parantezin içinde bırakılıyor.

Yazının başında da belirttiğimiz gibi Mearsheimer, büyük güçlerin "daima rekabet halinde" oldukları uyarısında bulunmuştu. NDAA 2026, ABD'nin bu rekabeti artık bir diplomatlar müsabakası olarak görmekten vazgeçtiğini teyit ediyor. Bu kavga, ABD için artık bir "montaj hatları" savaşıdır.

Raporun satır aralarındaki mesaj net, ABD, büyük güç rekabetinin bir sonraki raundunu, "girdileri" (enerji, mineraller, tedarik zincirleri) tekelinde tutarak ve "çıktıları" (mühimmat, insansız sistemler, endüstriyel üretim kapasitesi) maksimize ederek kazanmayı hedefliyor.

Venezuela petrol hamlesi, Grönland çıkışı ve ABD-İsrail ortaklığının geçirdiği endüstriyel dönüşüm... Hepsi aynı kapıya çıkıyor: Washington artık tedarik zincirlerini, enerji akışlarını ve üretim kapasitesini birer güç enstrümanı olarak kodluyor, caydırıcılığı ise kimin daha hızlı ikmal yapabileceği ve kimin daha uzun süre dayanabileceği ile sınanan bir dayanıklılık yarışı olarak görüyor.

[Utku Asker, AA Stratejik Analiz Muhabiridir.]

Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.

Kaynak: AA