Anayasa Mahkemesi'nden Soybağının Reddi Davalarında 5 Yıllık Süre Sınırına İptal

Son Güncelleme:

Anayasa Mahkemesi, Türk Medeni Kanununun, ergin olmayan çocuğa atanacak kayyımın doğumdan başlayarak beş yıl içinde soybağının reddi davası açabileceğine ilişkin hükmünü iptal etti.

Anayasa Mahkemesi, Türk Medeni Kanununun, ergin olmayan çocuğa atanacak kayyımın doğumdan başlayarak beş yıl içinde soybağının reddi davası açabileceğine ilişkin hükmünü iptal etti. Kişinin genetik babasıyla nesep ilişkisi kurabilmesinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkının bir gereği olduğunun ifade edildiği gerekçede, bireyin anne ve babasını bilme, babasının nüfusuna yazılma, bunların getireceği haklardan yararlanma hakkının, maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi kapsamında olduğu kaydedildi.


Sincan 2. Aile Mahkemesi, baktığı bir davada, 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 291. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "...her halde doğumdan başlayarak beş yıl..." ibaresinin Anayasa'ya aykırı olduğu kanısına vararak, iptali istemiyle Anayasa Mahkemesine başvurdu. Davayı esastan görüşen Anayasa Mahkemesi, düzenlemenin iptaline karar verdi. İptal edilen hüküm, ergin olmayan çocuğa atanacak kayyımın, her halde doğumdan başlayarak beş yıl içinde soybağının reddi davasını açmasını öngörüyor. İptal kararının gerekçesi Resmi Gazete'nin bugünkü sayısında yayımlandı. Soybağının reddi davasına ilişkin olarak Kanun'da öngörülen bir ve beş yıllık sürelerin hak düşürücü nitelikte olduğunun belirtildiği gerekçede, kişinin yaşama hakkı ile maddi ve manevi varlığını koruma hakkı birbirleriyle sıkı bağlantıları olan, devredilmez, vazgeçilmez temel haklardan olduğu vurgulandı. Bireyin bu haklara ulaşmasını zorlaştıran her türlü engelin ortadan kaldırılmasının da devlete görev olarak verildiğinin ifade edildiği gerekçede, Anayasaya göre temel hak ve özgürlüklere yönelik sınırlamaların, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı gibi hak ve özgürlüklerin özlerine de dokunamayacağının altı çizildi.


-HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜ ENGELLENİYOR-


Kanun koyucunun hukuki düzenlemelerde kendisine tanınan takdir yetkisini anayasal sınırlar içinde adalet, hakkaniyet ve kamu yararı ölçütlerini göz önünde tutarak kullanması gerektiğinin belirtildi gerekçede, şu değerlendirme yer aldı:


"Dava açabilme ehliyeti ancak erginlik yaşının ikmaliyle bizzat kullanılabilir. Aksi halde davanın bir temsilci aracılığıyla açılması gerekmektedir. Kural soybağının reddi davası açacak küçüğün bu hakkını bir kayyım vasıtasıyla kullanabileceğini düzenlemiştir. Kayyım atama kararı ise bir mahkeme tasarrufudur. Kuralda belirtilen süre içerisinde doğal olarak 0-5 yaş arasında olan bir kişinin kayyım atanmasına yönelik bir iradesinden söz edilemez. Dolayısıyla küçüğün, hak düşürücü süre geçtikten sonra kayyım atanmasının ve buna bağlı olarak da davanın süresinde açılmamasının sonuçlarından sorumlu tutularak bu hakkını kullanılmasının engellenmesi adalet ve hakkaniyet ilkelerine aykırıdır."


-BİREYİN ANNE VE BABASINI BİLME, BABASININ NÜFUSUNA YAZILMASI MANEVİ VARLIĞININ KORUNMASI KAPSAMINDA-


Kişinin genetik babasıyla nesep ilişkisi kurabilmesinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkının bir gereği olduğunun ifade edildiği gerekçede, bireyin anne ve babasını bilme, babasının nüfusuna yazılma, bunların getireceği haklardan yararlanma, velayete bağlı görevlerin yerine getirilmesini isteme hakkının, maddi ve manevi varlığının korunması ve geliştirilmesi kapsamında olduğu kaydedildi. Hukuk devleti ilkesinin kişinin genetik-biyolojik kökenini bilme ve soybağı ilişkisini kurma hakkının önündeki engellerin kaldırılmasını gerekli kıldığının altı çizilen gerekçede, hak arama özgürlüğünün, demokratik hukuk devletinin vazgeçilmez unsurlarından biri olduğu ve tüm bireyler açısından mümkün olan en geniş şekilde güvence altına alındığı kaydedildi. Gerekçede, soybağının reddi davasına ilişkin sürenin kaçırılmasında bir kusuru bulunmayan kişinin genetik babasıyla soybağı ilişkisi kurma hakkını sınırlayan itiraz konusu kuralın, küçüğün maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkını, hak arama hürriyetinin özünü hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak biçimde zedelediği kaydedildi.

Kaynak: ANKA