Uygulamayı yükle! YÜKLE

Başbakan Erdoğan: Barışın Önündeki Engel, İsrail Hükümetinin Zihniyetidir

Son Güncelleme:

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Kahire'de, Arap Birliği Dışişleri Bakanları Konseyi'nin açılış oturumunda konseye hitap etti.

ORTAK GELECEĞE SAHİP ÇIKMA ZAMANI GELDİ


Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Kahire'de, Arap Birliği Dışişleri Bakanları Konseyi'nin açılış oturumunda konseye hitap etti. Erdoğan, besmele çekerek başladığı konuşmasında, Mısır Arap Cumhuriyeti Başbakanı İsam Şeref ve Arap Ligi Genel Sekreteri Nebil El Arabi'ye, gösterdikleri misafirperverlikten dolayı teşekkür etti ve bölgede tarihi gelişmelerin yaşandığı bir dönemde bir araya gelmekten duyduğu mutluluğu dile getirdi.


Türkler ve Araplar olarak yüzyıllardır tarihi dostluk ve kardeşlik bağlarına sahip halkların evlatları olduklarını belirten Erdoğan, "Türk ve Arap halkları olarak, ebedi kardeşliğimizden aldığımız güçle aramızdan gün ışığının geçmesine izin vermeyecek kadar saflarımızı sıkı tutmalıyız. Farklı dillerle aynı anlam coğrafyasını ve kaderi paylaşan bizler için yeniden ortak geleceğe sahip çıkma zamanı gelmiştir" dedi.


Arap Baharı olarak adlandırılan Ortadoğu ve Kuzey Afrika'da bazı ülkelerinde yaşanan demokratikleşme mücadelerine değinen Erdoğan şöyle devam etti:


ÖNÜMÜZDEKİ SÜREÇ MEŞAKKATLİDİR, ZORDUR


"Bizler aynı bedenin ve aynı ruhun unsurlarıyız. Zira bizler büyük ve köklü bir aileyiz. Aile içinde sevinçler paylaştıkça artar, üzüntüler paylaştıkça azalır. Şimdi sevinçlerimizi ve üzüntülerimizi en üst düzeyde paylaştığımız tarihi bir dönemeçteyiz. Şimdi, birbirimizi her zamankinden daha iyi anlıyor, daha iyi hissediyoruz. İstikbale umutla ve güvenle bakıyoruz. Evet, önümüzdeki süreç meşakkatlidir, zordur. Bu süreci tersine çevirmeye çalışan ve çalışacak gizli mihraklar da vardır, olacaktır. Bu gizli mihraklara karşı tedbirli olmalıyız. Ama artık gizli mihrakların gücünü bahane ederek çözümleri ertelemeye son verme zamanı da gelmiştir. Yürekten inanıyorum ki, kardeş Arap halkları asla belirsizliğe fırsat vermeden, kendi iradeleriyle bu süreci başarıyla, hayırla sonuçlandıracaklardır.


Halklarımızın meşru taleplerini; mutlaka ama mutlaka meşru yollarla ve meşru yöntemlerle karşılamaya mecburuz. Meşru talepleri gayrı meşru yöntemlerle, güç kullanarak bastırmaya çalışanlar, adaleti erteleyenler bugün değilse yarın büyük bir yanılgı içinde olduklarını anlayacaklardır. Mütevazı hayatında seyyar tezgahını korumak ve evine ekmek parası götürmekten başka bir gayesi olmayan Muhammed Buazizi, insan onurunun değerini dünyaya bir kere daha hatırlatmıştır. İnsan onurunun her türlü siyasi rejim ya da güvenlik tartışmasının üstünden bir etki yapacağını göstermiştir. Bu onurlu duruş, Arap halklarının kendisinden başka hiçbir yerde aramasına gerek olmayan medeni değerlerin bir yansımasıdır.


Halkların meşru beklentilerinin vakit kaybetmeden karşılanması için eş zamanlı olarak siyasi, ekonomik ve sosyal reformların gerçekleştirilmesi elzemdir. Bu tarihi süreç tamamlandığında adalet ve hakkaniyetin tecelli etmesi, barış ve huzurun, emniyet, güvenin, demokrasi ve hukukun herkesi kuşatacak şekilde hissedilmesi bugün göstereceğimiz vakur duruşa bağlıdır. Tarihin yeniden evirildiği bir dönemde kardeş Arap halklarının bu vakur duruşunu saygıyla selamlıyorum. Bazıları gibi çıkar hesaplarıyla değil, sadece ve sadece kardeşlerimin onurlu bir geleceğe sahip olması için Arap halklarının bu değişimi gerçekleştirmesini diliyorum. Bazılarının Libya'nın yeraltı zenginlikleri üzerinde yaptığı veya yapacağı hesaplara bakarak değil, sadece Libyalı kardeşlerimi sevdiğim için bunları ifade ediyorum. Dolayısıyla burada atılacak adımlar geleceği çok daha farklı inşa edecektir. Hiç şüphesiz bu süreç en çok ortak aklın harekete geçmesi, en çok dayanışmanın gösterilmesi gereken bir süreçtir. Yüzyıllarca bilimden edebiyata, sanattan felsefeye insanlık tarihinde çığır açmış yeniliklere imza atmış bölge insanı, üzülerek ifade edelim ki, bugün olması gerektiği noktada değildir. Bizler bu akışı tersine çevirecek birikime fazlasıyla sahibiz ve bugün cereyan eden gelişmelere de bu zaviyeden bakmak durumundayız. Bu bağlamda, Libya halkının özgürlük ve demokrasi mücadelesini zaferle sonuçlandırmış olmasını memnuniyetle karşıladığımızı ifade etmek isterim. Libya'nın Arap Ligi'nde bundan böyle Libya Ulusal Geçiş Konseyi tarafından temsil edilmesi yönündeki karar da önemli ve sevindiricidir. Biz Libya'nın yaklaşmakta olan Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda da Libya Ulusal Geçiş Konseyi tarafından temsil edilmesi gerektiği düşüncesindeyiz. Çünkü Ulusal Geçiş Konseyinin geçmişte yaşananlardan ders çıkararak tüm Libya halkının iradesinin yönetime yansıması için hassasiyet içinde hareket edeceğine inanıyoruz. Aklıselimin bu yönde tecelli edeceğine de samimiyetle inanıyoruz."


İSRAİL HÜKÜMET POLİTİKALARI, İSRAİL HALKININ GELECEĞİNİ TEHDİT ETMEKTEDİR


Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, konuşymasında İsrail hükümeti ile yaşanan gerginliğe de değindi. İsrail hükümeti politikalarının saldırganlığının, İsrail halkının geleceğini tehdit ettiğini belirten Erdoğan, "Barışın önündeki engel İsrail hükümetinin zihniyetidir, yönetiminin zihniyetidir. İsrail hükümeti tarafından aslında İsrail halkı ablukaya alınmıştır. Daha da vahimi, öldürdüğü sivillerin ülkesi tarafından kendisinden talep edilen özür ve tazminat taleplerine de kulak tıkamakta, kendisini hukukun üstünde görebilmektedir. İşte bunun son örneğini Mavi Marmara saldırısını araştırmak üzere kurulan panelin hazırladığı raporda gördük. Bu vesile ile tekrar söylüyorum; bu raporun bizim için hiçbir hükmü yoktur, olmayacaktır. Gazze'ye uygulanan ablukanın yasal olduğunu söyleyecek kadar İsrail tezlerinin esiri olan bu rapor bizim için, Arapça ifadesiyle 'ke en lem yekün', yok hükmündedir. Gazze ablukasını meşru gören hiçbir cümleyi tanımadığımızı bir kere daha ilan ediyorum. Şunu da özellikle belirtmek isterim ki başta BM olmak üzere, uluslararası çevreler İsrail'in tek taraflı, şımarık uygulamalarına prim vermeye, bu insanlık dışı uygulamalarına gözlerini kapamaya devam ederlerse, işlenen bu suçun bir faili olarak anılmaktan kurtulamayacaklardır. Şu iyi bilinmelidir İsrail ne zaman makul, sorumlu, ciddi, insan hakkına, yaşam hakkına saygılı, 'normal' bir devlet olarak davranırsa, ancak o zaman içine düştüğü yalnızlıktan kurtulmayı başarabilecektir. Türkiye'nin İsrail ile ilişkilerinin normalleşmesi için gerekli gördüğü şartlar halen geçerlidir. İsrail özür dilemedikçe, öldürülen şehitlerimizin ailelerine tazminat ödemedikçe ve Gazze'ye uyguladığı ablukayı kaldırmadıkça Türk-İsrail ilişkilerinin normalleşmesi söz konusu olamayacaktır" diye konuştu.


PALMER RAPORU


Başbakan Erdoğan, Palmer Raporu açıklanmadan önce basına sızdırılmasının hemen ardından İsrail ile ilişkilerimizde bazı tedbirleri hemen uygulamaya koyduklarını dile getirerek, alınan bu kararlara göre, Türk-İsrail diplomatik ilişkilerinin ikinci katip düzeyine indirildiğini, Türkiye ile İsrail arasındaki askeri anlaşmaların askıya alındığını ifade etti. Doğu Akdeniz'de en uzun kıyısı bulunan sahildar devlet olarak Türkiye'nin Doğu Akdeniz'de seyrüsefer serbestisi için gerekli gördüğü her türlü önlemi alacağına değinen Erdoğan, Türkiye'nin İsrail'in Gazze'ye uyguladığı ablukayı tanımadığını belirtti. Erdoğan, İsrail'in 31 Mayıs 2010 tarihi itibariyle Gazze'ye yönelik olarak uyguladığı ablukanın Uluslararası Adalet Divanı'nda incelenmesini sağlayacaklarını söyledi.


Erdoğan, "Hiçbir ülke uluslararası hukukun üzerinde olmadığı gibi uluslararası hukuk da sadece bazı ülkelerin güdümünde değildir, olamaz. Daha adil, daha yaşanılabilir, daha güvenli bir dünya düzeni için bireyler gibi devletler de işledikleri cinayet suçlarının bedelini ödemek durumundadır. Terör suçlarının bedelini ödemek durumundadır. Türkiye olarak ülkemize ve uluslararası hukuka karşı yapılan her türlü eyleme karşı sesimizi yükseltmeye ve bu eylemlerin karşılıksız kalmaması için gerekenleri yapmaya devam edeceğiz. Bu desteğin ve dayanışmamızın, ablukanın gayrı hukukiliğini tescil etmek amacıyla Uluslararası Adalet Divanı'nda başlatacağımız süreçte de devam edeceğine eminiz" dedi.


İSRAİL-FİLİSTİN MESELESİ BİR İNSANLIK MESELESİDİR


Filistin davasının, ayaklar altına alınmak istenen insanlık onurunu ayağa kaldırma ve dik tutma mücadelesi olduğunu her fırsatta ifade ettiğini söyleyen Erdoğan, bu yüzden bu davanın sadece Filistin'in ve Filistinlilerin değil, adaletten, hak ve hukuktan, insaniyetten yana olan bütün devletlerin, bütün milletlerin ortak davası olduğunu söyledi. Başbakan Erdoğan, İsrail- Filistin meselesinin artık boyutlarını çok aşarak uluslararası düzenin meşruiyetini belirleyen bir mesele haline geldiğini ifade etti. Filistin'in artık özlemini çektiği devletine kavuşması gerektiğini belirten Erdoğan, sözlerini şöyle tamamladı:


"Gazze bu durumda oldukça uluslararası düzende hak, hukuk, meşruiyet gibi kavramların ne anlama geldiği konusunda kaos derinleşecektir. Bu meselede statükonun sürdürülmesi artık mümkün değildir. Zulüm üzerinden siyaset yapanlar, zulümlerinin ebedi, güçlerinin mutlak olduğunu zannedenler sonunda mutlaka kaybedeceklerdir. Mesele çok açık ve nettir. Filistinli kardeşlerimiz özlemini çektikleri devletlerine artık kavuşmalıdır. Bu nedenle Filistin devletinin tanınması yegane doğru yoldur. Bu bir seçenek değil zorunluluktur. Filistinli halkının bu haklı ve meşru mücadelesini bütün gücümüzle desteklemeliyiz. Allah'ın izniyle, içinde bulunduğumuz ay sona ermeden Birleşmiş Milletler'de Filistin'i çok farklı bir statüde görme imkanı bulacağız. Bu amaç doğrultusunda Filistinli kardeşlerimizle el ele vermeli ve ortak çalışmalarımızı kararlılıkla sürdürmeliyiz. Artık Gazzeli Muhammed'in, Nabluslu Ayşe'nin, Ramallahlı İbrahim'in, Kudüslü Zeynep'in, El Halilli Osman'ın bayrağının Birleşmiş Milletler'de dalgalanmasının zamanı gelmiştir. Gelin, özlemi duyulan o Filistin bayrağını en kısa zamanda göndere hep beraber çekelim. Gelin, Filistin bayrağını göndere çekelim ve o bayrak Ortadoğu'da barışın, adaletin sembolü olsun. Gelin, Ortadoğu'ya hak ettiği barış ve istikrarın gelmesine katkıda bulunalım. "


Kaynak: DHA