Centilmenlik Mükemmeldi
Karşılaşmanın bence bugün sahada oynanan futboldan daha güzel yanları vardı. Oyuncuların maç boyu birbirlerine çok centilmence davranması ve maç sonunda da herkesin birbirine sarılarak sahadan ayrılması harika görüntülerdi.
Galatasaray açısından maç önüne baktığımızda, Muslera ve Sneijder'in eksiklikleri ligde normalde dışarıda kalan 2 yabancıya yer açılması anlamına geliyordu. Bu da savunmada bir yabancı fazla ve önceki haftalarda tribüne çıkan Bruma'nın oynayabilmesi demekti. Diğer yanda ilk derbi maçına çıkacak olan Mancini'nin özellikle deplasmandaki Fenerbahçe karşılaşmaları ile ilgili öğrendikleri sonrası savunma ağırlıklı bir taktikle oynayıp oynamayacağı benim merak ettiğim bir konuydu. Çünkü, Galatasaray savunması ne kadar sorunlu ise Fenerbahçe savunması da baskı yediğinde hatalar yapan bir yapıda. O hataları da ancak baskı yaparak karşı tarafa yaptırabilirsiniz. Ersun Yanal da bunu düşünmüş olacak ki, orta sahada Mehmet Topal, Emre Belözoğlu ve Cristian üçlüsüne yer vererek savunmanın önüne set çekmişti. Galatasaray'da ise Mancini, Ceyhun, Melo, Selçuk İnan üçlüsünü savunmanın önüne koyarak aynı tarzda bir düşünceyi kadroya yansıtmıştı. Yani burada orta sahalar belirleyici rolü üstelenebilecek yapıdaydı. Ancak Galatasaray'ın Eray gibi deneyimiz ve böyle büyük bir maçı hiç oynamamış bir kalecisi ile sol savunmada hatalar yapan oyunculara sahip olması Fenerbahçe'nin ise aksine bu pozisyonlardaki oturmuş oyuncuları ev sahibinin kadrosunu daha ön plana çıkartıyordu.
İlk yarı başladığında takımların birbirlerine oyun olarak "çok saygılı" olduklarını gördük. Her ikisi de açık vermemek için çok dikkatli davranıyorlardı. Fenerbahçe Saracoğlu'ndaki alışılmış ilk 15 dakika baskısından uzaktı. Öyle ki koskoca ilk yarıda Chedjou'nun çok acemice yarattığı penaltı dışında Galatasaray kelecisi Eray'ın varlığı ile yokluğu belli edecek herhangi bir tehlike ortaya çıkmadı. Galatasaray da Fenerbahçe'nin savunmadaki aşırı dikkatli oyunu nedeniyle pozisyon bulamadı, zaten rakibin üzerine gitmeye de pek niyetli değildi. İlk yarı hakikaten bir derbi için çok vasat bir oyun izlendi. Açıkçası son yıllarda gördüğümüz en kötü Fenerbahçe-Galatasaray derbi ilk yarısıydı.
İkinci yarıda hem 1-0 hem de 9 puan geride olan Galatasaray'ın daha atak oynayacağını düşünenler yanıldı. Konuk ekip sanki maç berabere gidiyormuş ve 1 puan alacakmış gibi bir oyunla maça devam ediyordu. Mancini'nin maça en ufak bir müdahalesi yoktu. Tabii ki bunu gören Fenerbahçe ilk yarıdaki gibi pasif oynamaya gerek olmadığını görerek rakibinin üzerine gitmeye başladı ve 66. dakikada farkı ikiye çıkarttı. Bundan sonra artık maçın kaderi belirlenmişti ve Galatasaray'ın oynadığı oyunun maçı çevirmek için yetmeyeceği gün gibi aşikardı. Mancini'nin "sözde" hamleleri de işe yaramadı. Örneğin sahanın en kötüsü Burak 90 dakika sahada kalırken, çabalayan Ceyhun tırpan yedi. Drogba, Alves-Egemen ikilisi arasında kayboldu ve en etkisiz maçlarından birini oynadı. Galatasaray bugün gol atmamaya o kadar niyetli idi ki son dakika penaltısını dahi gole çeviremedi. İkinci yarıda daha iyi oynayan Fenerbahçe maçı aldı götürdü.
Son olarak da seyircinin ironik ve hafif dalga geçen İmparator Fatih Terim ve Fatih'i satanı biz de satarız tezahüratları küfürsüz de aleyhte tezahürat yapılabileceğinin çok güzel bir örneği oldu. Bunu da çok beğendiğimi belirtmeliyim. Sonuçta Galatasaray en büyük rakibinin 9 puan gerisine düşerek bu sezon şampiyonluktaki iddiasını iyice azalttı. Bundan sonra rasyonel hedef ikinciliktir.