Döviz Bürolarına Suç Davası

Son Güncelleme:

İstanbul'da 112 sanık, döviz bürolarında yasa dışı para işlemleriyle suçlanıyor.

İstanbul'da, Taç Döviz'in de aralarında olduğu döviz bürolarının bazı ülkelerle yapılan para alışverişlerini çeşitli ödeme sistemleri aracılığıyla şirketleri üzerinden tekellerine aldıkları, yasa dışı yollarla temin ettikleri yabancı banka kartlarını POS cihazlarında hayali işlemler karşılığında kullanarak suç geliri elde ettikleri iddiasıyla 112 sanık hakkında açılan davada, tutuklu sanıkların savunmaları alındı.

İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesince Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu karşısındaki salonda görülen duruşmaya, bir kısım tutuklu ve tutuksuz sanıklar ile avukatları katıldı.

Duruşmada savunmasını yapan tutuklu sanık Mustafa Işık, örgüt üyesi olmadığını, kara para aklamadığını ifade etti.

Hakimin "Hesaplarınıza çok yüksek miktarlarda para giriş ve çıkışı olmuş. Bununla ilgili ne söyleyeceksiniz?" sorusuna Işık, "İşle ilgili efendim, faturalarımızın hepsi mevcuttur." yanıtını verdi.

Tutuklu sanıklardan Nurullah Yıldırım da üzerine atılı suçlamaların asılsız ve gizli tanığın iftiralarından ibaret olduğunu, MASAK raporunu kabul etmediğini söyledi.

Ticari hayata el arabacılığıyla başladığını ve bavul ticareti yaptığını belirten Yıldırım, Libyalılarla ve Iraklılarla yıllarca çalıştığını, ticareti öğrendikten sonra da Marsoy Group'u tedarikçi ve ihracatçı olarak kurduğunu dile getirdi.

Tekstil sektöründe de iş yaptığını ve faturalı çalıştığını savunan Yıldırım, kuyumculuk sektöründe ise bir süre ticaret yaptığını ancak düşük kar elde ettiği için çok sürdüremediğini, faturalarını dosyaya sunacağını ifade etti.

Hakim, sanık Yıldırım'a "Diğer sanıklarla, kimle ticari ilişkiniz var?" sorusunu yöneltti.

Yıldırım, "Tekstil ve mobilya üzerine Kahraman Elçiboğa ile çalıştım. 305 milyon lira, bu ticarettir. Diğer paralar da yaptığım işlere ilişkindir. Elçiboğa sadece benden almıyor. Zaten benim köylümdür, aynı mahalleden, çocukluktan beri tanıyorum. Bütün işlerimin faturası vardır." cevabını verdi.

Duruşma, diğer tutuklu sanıkların savunmalarıyla devam ediyor.

İddianameden

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, 112 kişi "şüpheli", Merkez Bankası ve Maliye Hazinesi de "suçtan zarar gören" sıfatıyla yer alıyor.

Suç örgütünün merkezinde ve hiyerarşik yapının tepe noktasında sanık Muharrem Dağ'ın yer aldığı ifade edilen iddianamede, örgütün sevk ve idaresini sağlayıp "örgüt yöneticisi" sıfatıyla hareket eden Dağ'ın, örgütün genel stratejisini belirlediği, suçtan elde edilen gelirlerin yönlendirilmesi ve transferine ilişkin sistemler üzerinde hakimiyet kurduğu, özellikle para transfer mekanizmalarını kontrol ederek alt kademelerde yer alan akrabası ve çalışanlarına doğrudan veya dolaylı talimatlar verdiği öne sürülüyor.

Örgütsel yapının ağırlıklı olarak "Dağ", "Elçiboğa", "Acar" ve "Kaya" aileleri etrafında şekillendirildiği, akrabalık ilişkilerinin örgüt içerisinde güven, sadakat ve denetim mekanizması olarak kullanıldığı vurgulanan iddianamede, bu yöntemle üyeler arasında organik bağ tesis edildiğinin altı çiziliyor.

İddianamede, sanıklar Abdulvahap Dağ, Emrullah Dağ ile Mehmet Ferah Dağ'ın farklı şirketler ve ticari görünüm altındaki yapılanmalar üzerinden örgütsel faaliyetleri yöneten, talimatları uygulatan ve alt birimleri koordine eden örgüt yöneticileri olarak konumlandıkları belirtiliyor.

Örgütün suç faaliyetlerini gizlemek ve meşru ticari faaliyet görüntüsü altında sürdürmek amacıyla Dağlar Group, MHR Group, Atlantis, Global47 ve ANKA Group gibi düşük sermayeli ancak olağan ticari hayatla bağdaşmayacak ölçüde yüksek işlem hacmine sahip paravan şirketler kurulduğu da iddianamede yer alıyor.

Taç Döviz, Aklar Döviz, Cengizler Döviz ve Tataroğlu Döviz isimli işletmelerin, suçtan elde edilen gelirlerin bankacılık sistemi dışında muhafaza edildiği, aktarıldığı ve yönlendirildiği fiili emanet noktaları olarak kullanıldığı öne sürülen iddianamede, "Örgütün kamu düzeni ve ekonomik güvenliği ciddi biçimde sarsabilecek nitelikte, karmaşık ve çok katmanlı yöntemler kullandığı ile temel finans kaynağının gerçek bir mal veya hizmet satışı olmaksızın, özellikle Libya ve diğer menşeli yabancı kredi kartları üzerinden POS cihazları aracılığıyla gerçekleştirilen fiktif işlemler olduğu"na dair tespitlere yer veriliyor.

İddianamede, elden para teslimi suretiyle uluslararası boyutta işleyen kayıt dışı bir para transfer ağı kurulduğu, dikkat çekmemek ve iz kaybı yaratmak amacıyla asgari ücretli kuryeler ile aktif ticari faaliyeti bulunmayan akrabalar adına banka hesapları açtırıldığı, suçtan elde edilen gelirlerin bu paravan hesaplar üzerinden dolaştırılarak nakitleştirildiği ve aklandığı vurgulanıyor.

Örgütsel faaliyetlerin 2018'den itibaren artan yoğunluk ve istikrarla devam ettiği, münferit ve geçici eylemlerden ibaret olmayıp belirsiz sayıda suç işleme iradesini yansıttığı kaydedilen iddianamede, yapılanmanın çok sayıda POS cihazı, paravan şirket, döviz büroları, sahte belge üretim kapasitesi ve uluslararası bağlantılarıyla hedeflediği "tefecilik", "izinsiz faaliyette bulunmak" ve "suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklamak" suçlarını işlemeye elverişli araç ve organizasyon gücüne sahip olduğu ifade ediliyor.

İddianamede, sanıklar Abdulvahap Dağ, Mehmet Ferah Dağ, Muharrem Dağ'ın, "suç işlemek amacıyla örgüt kurmak", "tefecilik yapmak", "suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklamak" ve "izinsiz faaliyette bulunmak" suçlarından 14'er yıldan 33'er yıla kadar hapisle cezalandırılmaları talep ediliyor.

Ayrıca iddianamede, 109 sanığın "suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmak", "tefecilik yapmak", "suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklamak" ve "izinsiz faaliyette bulunmak" suçlarından 8 yıldan 28 yıla kadar değişen oranlarda hapisle cezalandırılmaları isteniyor.

Kaynak: AA