"HASET" Tüm Kitapçılarda!
Şeytan Hastalığı "HASET"
İçine yerleştiği insanı bir ur gibi kemiren haset, bir kötülük saplantısı, bir yıkma ve yok etme hissidir. Mehmet Ünal'ın kaleme aldığı, Işık Yayınları tarafından basılan "Şeytan Hastalığı Haset" isimli eser, detaylı bir araştırmayla bu büyük hazımsızlık halini anlatırken, kendimizi bu hastalıktan korumak için neler yapmamız gerektiğine de değiniyor.
Edebiyat ve kültür tarihimizin önemli isimlerinden Cenap Şehabeddin, "Haset, başkasının balını kendi ağzına zehir etmektir" der. Allah'ın lütfettiği nimetlerden razı olmayanların, isyan edenlerin ruh halini en güzel anlatan sözlerden biridir bu.
Işık Yayınları tarafından basılan Şeytan Hastalığı Haset isimli eser, Mehmet Ünal'ın uzun süren araştırmaları neticesinde ortaya çıkmış titiz bir çalışma. İnsanların bu büyük günaha nasıl ve neden düştükleri; haset sahibi kişilerin kendilerine, çevrelerine ve topluma ne denli zarar verdikleri; haset günahını ilk işleyen şeytanın, insanlar bu tuzağa düşünce nasıl da sevindiği tüm detaylarıyla, açık ve anlaşılır bir dille anlatılıyor. Tabii bu illetin pençesine düşen insanların, kurtulmak için neler yapması gerektiği konusu da atlanmıyor.
Kitabın dikkate şayan özelliği ise teorik anlatımdan çok, bizzat yaşanmış gerçek hikayeler üzerinden konuyu aktarıyor oluşu. Yazar, bunun sebebini şöyle açıklıyor: "Okuyucunun, hasedin sebep olduğu yıkımları okurken, bu zehrin ne kadar öldürücü olabileceğini, bizzat olayların gerçekliği içerisinde, kendi ruhunda hissederek idrak edebilmesidir."
Mehmet Ünal'ın kaleme aldığı Şeytan Hastalığı Haset üç bölümden oluşuyor. Haset kaynaklı ilk başkaldırı, Allah'ın huzurunda, O'nun emrine karşı cereyan ettiği için kitabın birinci bölümü "Semada İlk Günah" ismini taşıyor. Yine ilk masum kanı da haset sebebiyle akıtıldığından ikinci bölüm "Yeryüzünde İlk Günah" başlığı altında sunuluyor. "Şeytan Feryat Ediyor" isimli son bölümde ise haset tuzağına düşmemek için neler yapılması gerektiği paylaşılmış.
"... Sonu gelmez ihtirası, insana karşı nefsinde besleyip büyüttüğü kendisini yakıp kavuran hasedi ve müthiş kini yüzünden lanetlenen şeytan, insanı her saptırmasından sonra köşesine çekilip sinsice onu izlemişti. Zavallı insanın, ona oynadığı oyunlarla, nasıl kendisini ateşe attığını ve çırpındığını görmüş, sinsice ondan uzaklaşırken keyiften dört köşe ağzı kulaklarına varmıştı.
Hz. Adem'i sürçtürürken, Kabil'e kendi öz ve masum kardeşini öldürtürken, sevimli, güzel ve masum yavrucuk Yusuf'u yine kardeşleri tarafından kuyunun karanlıklarına attırırken ve daha nicelerinin arasına haset, kibir ve hırsları sebebiyle fitne ve fesat sokarken keyfine diyecek yoktu şeytanın.
Zira o, ancak kinden, düşmanlıktan, fitne ve fesattan, zulümden, insanları birbirlerine düşürerek aralarını açmaktan nemalanır. Enerjisini bundan alır, mutluluğunu buna borçlu olur. Sevgi, kardeşlik, dostluk, fedakârlık, birlik ve beraberlik, yardımlaşma gibi durumlarda ise canı çıkacakmış gibi olur ve feryat figan ederek bağrını döver, saçını başını yolar..."