Hrant Dink, Katledilişinin 19'uncu Yıl Dönümünde Vurulduğu Yerde Anıldı: "Türkiye'de Basın Üzerindeki Baskılar Artarak Devam Ediyor"
Agos gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink, Ogün Samast tarafından katledilişinin 19’uncu yıl dönümünde, vurulduğu yer olan Şişli’deki Sebat Apartmanı önünde anıldı. “Hrant’ın Arkadaşları” grubu adına konuşan Leda Özber, “Türkiye’de basın üzerindeki baskılar artarak devam ediyor. Çok sayıda gazeteci hapiste. Her gün bir başkası, sırf habercilik yaptığı için gözaltına alınıyor, yargılanıyor, tutuklanıyor. Gazetecilik suç değildir. Suçsuz yere hapsedilmiş olsa da dostlarımız ve insanlık yine kadın, çocuk demeden sürülüyor olsa da Gazze’den, devletler yine seyirci kalsalar da o bize çok tanıdık zulümlere, adalet istemekten bıkmayacağız, haklarımızın gasp edilmesine karşı sesimizi yükseltmekten, insanca bir arada yaşamı savunmaktan asla vazgeçmeyeceğiz” dedi.
Haber: ÇAĞATAN AKYOL - Kamera: MEHMET ÇALPAR
(İSTANBUL) - Agos gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink, Ogün Samast tarafından katledilişinin 19'uncu yıl dönümünde, vurulduğu yer olan Şişli'deki Sebat Apartmanı önünde anıldı. "Hrant'ın Arkadaşları" grubu adına konuşan Leda Özber, " Türkiye'de basın üzerindeki baskılar artarak devam ediyor. Çok sayıda gazeteci hapiste. Her gün bir başkası, sırf habercilik yaptığı için gözaltına alınıyor, yargılanıyor, tutuklanıyor. Gazetecilik suç değildir. Suçsuz yere hapsedilmiş olsa da dostlarımız ve insanlık yine kadın, çocuk demeden sürülüyor olsa da Gazze'den, devletler yine seyirci kalsalar da o bize çok tanıdık zulümlere, adalet istemekten bıkmayacağız, haklarımızın gasp edilmesine karşı sesimizi yükseltmekten, insanca bir arada yaşamı savunmaktan asla vazgeçmeyeceğiz" dedi.
Gazeteci, yazar, Agos Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink'in Ogün Samast tarafından silahla katledilişinin bugün 19'uncu yıl dönümü... Dink için her yıl olduğu gibi vurulduğu yer olan Şişli'deki Sebat Apartmanı önünde bu yıl da anma düzenlendi. Yoğun güvenlik önleminin alındığı ve kar yağışı altında yapılan anmaya çok sayıda siyasi parti temsilcisi ile yüzlerce yurttaş da katıldı.
Apartmana "19 Ocak, 19 yıl. Hakikatin izinde, adaletin peşinde" yazılı dev bir pankart asılan anmada sık sık "Faşizme inat, kardeşimsin Hrant", "Biz bitti demeden bu dava bitmez" ve "Hepimiz Hrant'ız, hepimiz Ermeniyiz" sloganları atıldı. Hrant'ın bir ses kaydının da dinletildiği anmada, tutuklu isimler Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan, Şişli Belediye Başkan Yardımcısı Ebru Özdemir, Gezi Parkı davası tutukluları Osman Kavala ile Çiğdem Mater'in cezaevinden gönderdiği mesajlar okundu.
"Hrant'ın Arkadaşları" grubu adına yapılan açıklamayı Leda Özber okudu. Özber, Agos'ta aralıksız 30 yıldır emek verdiğini belirterek şunları söyledi:
"Hrant Dink'in hepimizden koparılıp alınmasının 19'uncu, Agos gazetesinin kuruluşunun 30'uncu yılındayız. Karışık duygular içinde hem koca bir kızgınlık ve burukluk hem de gururu bir arada yaşıyorum. Sizlere benim tanıdığım Hrant Dink'i ve Agos'u anlatmak istiyorum. Tam 30 yıl önce Baron Hrant, Anna Turay, Luiz Bakar, Diran Bakar, Harutyun Şeşetyan, Sarkis Seropyan, Sandy Zurikoğlu, Setrak Davuthan, Arus Yumul, Nıver Lazoğlu ve Harut Özer'le birlikte bu gazeteyi kurmak için yola çıkmıştı. Anna Turay gazetecilik yapmıştı, bu alanda tecrübeliydi; Baron Hrant'ı gazeteci çevresiyle tanıştırıp ona destek olmaları için ön ayak oldu. Ustam Ümit Kıvanç'ın, Kemal Gökhan Gürses'in ve Ender Özkahraman'ın, şimdiki genel yayın yönetmenimiz Yetvart Danzikyan'ın yolları Agos'la bu sayede kesişti. Derdini Türkçe anlatıp geniş kitlelere ulaşmayı hedefleyen bir gazete kurulacaktı. Benim için Baron Hrant'ın teklifi ve yeni yeni oluşmaya başlayan, hareketli bir ortamda çalışmak istememle başladı her şey. Kısa bir süre içinde kendimi önce dizgicilik, daha sonra sayfa mizanpajı yaparken ve etrafımda çok değerli insanlarla çalışırken buldum."
"Sınırın açıldığı gün halaya durmayı hayal etmişti"
Gazetenin tarihçesini anlattıktan sonra Özber, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Türkiye-Ermenistan ilişkileri haberleri Baron Hrant'ın bir numaralı önceliğiydi. Türkiye-Ermenistan sınırının açılması için canla başla çalıştı. Haberler, yazılar yazdı. Siyasilerle denk geldiği ortamlarda bu konuyu hep gündeme getirdi. Sınırın açılması, Türkiye ve Ermenistan halklarının bir araya gelmesi en büyük arzularındandı. Sınırın açıldığı gün yazar Mehmed Uzun'la birlikte halaya durmayı hayal etmişti, olmadı. Agos'un hemen her manşeti hem Ermeni toplumunda hem de geniş toplumda az veya çok yankı bulurdu fakat bazen de hiçbir tepki gelmezdi. Öyle zamanlarda Baron Hrant'a hayal kırıklığıyla 'Biz bu gazeteyi kim için çıkartıyoruz ki' demişliğim çoktur. Her defasında, 'Bir kişi bile okusa, bir kişiye bile ulaşsam benim için önemli' diye yanıt verdi bana. Baron Hrant ulusal basının da ilgisini çekmeye başlamıştı. Sık sık televizyon programlarına konuk oluyor, gazetelere ve dergilere röportajlar veriyordu. Hem Agos'un yayınlarıyla hem de bu röportajlarla Ermeni toplumunun homojen bir yapı olmadığını, muhalif bir kesiminin de olduğunu gösterdi. Tanınır olmuştu. Programlarda o kadar içten konuşurdu ki, izleyicilerin yüreklerine dokunur, onunla aynı fikirde olmayan kişilerde de saygı uyandırırdı.
"Ok yaydan çoktan fırlamış meğer"
Barışın kaynaştırıcı dilini kullanırdı, ileri görüşlüydü. İşte yüreklere dokunan bu kişi, bir süre sonra bazılarının dikkatini çekti. Tehditler gelmeye başlamıştı ama o inandığı dili bırakmadı, toprağını terk etmedi. Arkadaşları ve bir avuç Türkiyeli aydının dışında kimse destek vermedi. Hatta toplum ve patrikhane, onu ve gazeteyi yalnızlaştırdı. Zor bir süreçti. Bizler de yakından şahit oluyorduk olan bitene ama ne desek, ne yapsak boşmuş. Ok yaydan çoktan fırlamış meğer. Nasıl olmuştu, nasıl olabilmişti? Hani her şey değişmişti, hani tabular yıkılmıştı, hani her şeyi konuşabiliyorduk? Atalarımızın yaşadığı o korkunç ve telafisi olmayan olaylar hani mazide kalmıştı? Hani bizlere kötü şeyler olamazdı artık ama oldu. Hrant Dink yoktu artık. Şaşkındık. Öfkeliydik. Etrafım bundan kendini de sorumlu tutan, utanç içindeki masum ve iyi niyetli insanlarla doluydu. Herkes bir şeyler yapmak, gazeteye katkıda bulunmak istiyordu. Ermeni toplumu, şaşkın ve öfkeliydi. Sonrasında yurtdışına göç eden çok oldu. Çalışma arkadaşlarımın yarısından fazlası bu göç kervanına katıldı.
"Cenaze töreninle de tabuları yıktın"
19 yıl önce, 19 Ocak 2007, Hrant Dink'in hepimizden koparıldığı o kara gün… O hafta ikinci baskısını yaptığımız gazeteyi bu balkonda ellerimizde tutarak aşağıdaki inanılmaz kalabalığa baktığımızı hatırlıyorum. O gün ve o gece ne olup bittiğini anlamaya çalışmakla geçti. Sonra elimizdeki en önemli şeyi, Agos'u var etme çabası geldi. Gazeteden hiç çıkmadan çalışmaya devam eden bir avuç kişiydik. Baron Hrant'tan sonra genel yayın yönetmenliğini sırtlayan Etyen Mahçupyan, ardından Rober Koptaş, sonrasında Yetvart Danzikyan, zor zamanlarda çok şey kattılar Agos'a. Yolu Agos'tan geçen çok kişi oldu. Agos'a emek veren herkesin ismini tek tek sayabilsem burada keşke. Hepsi hafızamda ve kalbimde. Cenaze töreninin olduğu gün o vakur, yaslı, her görüşten on binlerce kişi sessizce yürürken biz yukarıda, Agos ofisinde, Hrant Dink özel sayısını hazırlamaya çalışıyorduk. Fotoğrafçı Antoine Agoudjian'ın o kalabalığa bakarken söylediği sözler yankılanıyor zihnimde; 'Bu kadar Türk, bir Ermeni için mi yürüyor?' Evet Baron Hrant, sen cenaze töreninle de tabuları yıktın. Çok çeşitli görüşlerden on binlerce insan bir araya gelip sessizce yürüdü senin için.
"Gazetecilik suç değildir"
Dokuz yaşındaki kızım Lea'ya senin barış sevdanı anlatıyorum sık sık. Birlikte, şu an balkonunda bulunduğum eski ofisimize geliyoruz. Burası artık 23,5 Hrant Dink Hafıza Mekanı. Senin olduğu gibi korunmuş olan odanı ve diğer odaları geziyoruz kızımla. Sanatçı Sarkis'in çocuklar için hazırladığı aynaya renkli parmak izlerini bırakıyor. Bu mekan olmasaydı seni nasıl anlatabilecektim kızıma? Şimdi, her ziyaretimizde notlar yazıp bırakıyor sana. Seni çok merak ediyor, hakkında sorular soruyor, hiç tanımadığı dedesiymişsin gibi özlüyor. Konuşmamı sonlandırırken içinde yaşadığımız yakıcı gerçekliklere dair iki çift söz söylemek isterim. Türkiye'de basın üzerindeki baskılar artarak devam ediyor. Çok sayıda gazeteci hapiste. Her gün bir başkası, sırf habercilik yaptığı için gözaltına alınıyor, yargılanıyor, tutuklanıyor. Gazetecilik suç değildir. Suçsuz yere hapsedilmiş olsa da dostlarımız ve insanlık yine kadın, çocuk demeden sürülüyor olsa da Gazze'den, devletler yine seyirci kalsalar da o bize çok tanıdık zulümlere, adalet istemekten bıkmayacağız, haklarımızın gasp edilmesine karşı sesimizi yükseltmekten, insanca bir arada yaşamı savunmaktan asla vazgeçmeyeceğiz."