İftira Eden Kişiye Verilecek Ceza
Anayasa Mahkemesinin, iftira sonucunda mağdur hakkında hapis cezası dışında adli veya idari bir yaptırım uygulanmışsa, iftira eden kişinin, üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezası ile cezalandır...
Anayasa Mahkemesinin, Türk Ceza Kanunu'nun (TCK), iftira sonucunda mağdur hakkında hapis cezası dışında adli veya idari bir yaptırım uygulanmışsa, iftira eden kişinin, üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin hükmün iptali kararının gerekçesi Resmi Gazetede yayımlandı.
Bir sanık hakkında iftira suçundan açılan kamu davasına bakan Tavşanlı Asliye Ceza Mahkemesi, TCK'nın "iftira" suçunu düzenleyen 267. Maddesinin (5) ve (6) numaralı fıkralarının Anayasa'ya aykırı olduğu kanısına vararak, iptallerine karar verilmesi istemiyle Anayasa Mahkemesine başvurdu.
Yüksek Mahkeme, 267. Maddenin (5) numaralı fıkrasının "... süreli hapis cezasına mahkumiyeti halinde, mahkum olunan cezanın üçte ikisi kadar hapis cezasına…" bölümü oy birliğiyle iptal etmişti. İptal hükmü, 6 ay sonra yürürlüğe girecek.
-Gerekçeden
Yüksek Mahkemenin gerekçesinde, 5237 sayılı Kanunda "adliyeye karşı suçlar" başlığı altında 267. Maddede düzenlenen iftira suçunun temel şeklinin yer aldığı, maddenin (1) numaralı fıkrasında, yetkili makamlara ihbar veya şikayette bulunarak ya da basın ve yayın yoluyla, işlemediğini bildiği halde, hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idari bir yaptırım uygulanmasını sağlamak için bir kimseye hukuka aykırı bir fiil isnat eden kişinin bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacağının hükme bağlandığı belirtildi. Suçun nitelikli hallerinden olan mağdurun iftira neticesinde hapis cezasıyla cezalandırılmasının düzenlendiği ve itiraz konusu kuralı da içeren maddenin (5) numaralı fıkrasında ise mağdurun süreli hapis cezasına mahkumiyeti halinde, mahkum olunan cezanın üçte ikisi kadar hapis cezasına hükmolunacağının öngörüldüğü hatırlatıldı.
Gerekçede, 5237 sayılı Kanunun 49. Maddesinin (1) numaralı fıkrasında, süreli hapis cezasının kanunda aksi belirtilmeyen hallerde bir aydan az, yirmi yıldan fazla olamayacağının belirtildiği, (2) numaralı fıkrasında ise hükmedilen bir yıl veya daha az süreli hapis cezasının, kısa süreli hapis cezası olarak ifade edildiği bildirildi.
Anayasa'nın 2. Maddesinde belirtilen hukuk devletinin, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve kanunlarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık devlet olduğu vurgulandı.
Gerekçede, hukuk devletinde, ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirlerine ilişkin kuralların, ceza hukukunun ana ilkeleri ile Anayasa'nın konuya ilişkin kuralları başta olmak üzere, ülkenin sosyal, kültürel yapısı, etik değerleri ve ekonomik hayatın gereksinmeleri göz önüne alınarak saptanacak ceza siyasetine göre belirlendiğine işaret edildi.
-"Suç ve ceza arasında adalete uygun oran"
Kanun koyucunun, cezalandırma yetkisini kullanırken, toplumda hangi eylemlerin suç sayılacağı, bunun hangi tür ve ölçüdeki ceza yaptırımı ile karşılanacağı, nelerin ağırlaştırıcı veya hafifletici sebep olarak kabul edilebileceği konularında takdir yetkisine sahip olduğu vurgulandı. Kanun koyucunun bu yetkisini kullanırken suç ve ceza arasındaki adil dengenin korunmasını ve öngörülen cezanın, cezalandırmada güdülen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını da dikkate almak zorunda olduğu kaydedilen gerekçede, şunlara yer verildi:
"Bu nedenle suç ve ceza arasında adalete uygun bir oranın bulunup bulunmadığının saptanmasında o suçun toplumda yarattığı infial ve etki, kişiler üzerinde oluşturduğu tehlike, zarar görenin kişiliği ile ona verilen zararın azlığı veya çokluğu, işlenme oranındaki azalma veya artış gibi faktörlerin de dikkate alınması gerekir. Kanun koyucunun, iftira suçunun temel şekli ve nitelikli halleri ile failin cezalandırılmasında esas alınan özellikleri düzenlerken iftira sonucunda mağdurun uğradığı zararın ağırlığını ve mağdur hakkında uygulanan yaptırım miktarını ve türünü de dikkate alacağı açıktır."
-Ceza adaletine uygun değil
İşlemediğini bildiği halde, hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idari bir yaptırım uygulanmasını sağlamak için bir kimseye hukuka aykırı bir fiil isnat eden kişinin 267. Maddenin (1) numaralı fıkrası gereğince bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılmasının öngörüldüğü ifade edilen gerekçede, (5) numaralı fıkra gereğince iftira neticesinde mağdurun yargılanıp hapis cezasıyla cezalandırılmasına neden olan sanık hakkında ise mahkum olunan hapis cezasının üçte ikisi kadar hapis cezası öngörülmesinin, sanıklar açısından ceza adaletine uygun olmayan sonuçlar doğurduğu belirtildi.
Gerekçede, sanığın hukuka aykırı bir fiili mağdura isnat etmesinden ibaret eylemini gerçekleştirmesi durumunda mağdur hakkında bu iftira nedeniyle soruşturma ve kovuşturma yapılmış olmasına bakılmaksızın sanık asgari bir yıl hapis cezası ile cezalandırılacakken, iftira neticesinde mağdurun işlemediği bir suçtan yargılanıp üstelik hapis cezasıyla cezalandırılmasına neden olan sanığın ise itiraz konusu kural uyarınca, mahkum olunan cezanın üçte ikisi kadar, asgari yirmi günden başlayan hapis cezası ile cezalandırılacağı ifade edildi.
Yüksek Mahkemenin gerekçesinde, şu tespitler yapıldı:
"Anlaşılacağı üzere itiraz konusu kural uyarınca, iftira neticesinde suç isnadının gerçek dışı olduğunun ortaya çıkmaması ve mağdurun yargılanıp hakkında da hapis cezası özellikle de kısa süreli hapis cezası uygulanması hali, suçun temel şekline oranla daha hafif şekilde cezalandırılmaktadır. Bu bakımdan, itiraz konusu kural suç ile ceza arasında bulunması gereken adil dengeyi korumadığı gibi adalet duygularını zedeleyen bir durumun ortaya çıkmasına da neden olmaktadır. Dolayısıyla, iftira suçunun temel şekli için öngörülen ceza miktarı ile suçun nitelikli hali iftira neticesinde mağdur hakkında süreli hapis cezası uygulanması hali için öngörülen ceza miktarı arasında kabul edilebilir bir orantının bulunmadığı anlaşıldığından, itiraz konusu kuralın hukuk devletinde olması gereken adalet ve hakkaniyet ilkeleriyle bağdaştırılması mümkün değildir." - Ankara