Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler: Ortak tehditlere karşı Katar ile dayanışma içindeyiz
Al Sharq Gazetesi'ne önemli açıklamalarda bulunan Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, "Ortak medeniyetin ve inancın mensupları olarak zor zamanlarda birbirlerine samimi destek veren ülkelerimiz; ortak tehdit ve sınamalara karşı dayanışma göstermekte, bölgesel ve küresel konularda barış, güvenlik ve istikrarın tesisi için birlikte çalışmaya devam etmektedir" ifadelerini kullandı.
Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, nisan ayında resmi ziyaret kapsamında Katar’a gitmiş, Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamed Al Sani ile görüşmüştü. Al Sharq Gazetesi'ne röportaj veren Güler, Katar-Türkiye ilişkileri ve bölgedeki gelişmelere ilişkin açıklamalarda bulundu.
"GELİŞEN İLİŞKİLER VE İŞ BİRLİĞİ BÖLGENİN DE MENFAATİNEDİR"
Bakan Güler, "Gücünü tarihî bağlardan olduğu kadar ortak stratejik vizyon ve iş birliği ruhundan alan Katar-Türkiye ilişkileri, karşılıklı ziyaretlerle daha da gelişmekte ve bölgemizde yakın iş birliğine örnek teşkil etmektedir. Gelişen ilişkiler ve iş birliği, sadece iki ülkenin değil, bölgenin de menfaatinedir" ifadelerini kullandı.
İşte röportajda yer alan soru ve cevaplar;
Kısa süre önce Katar Devleti'ni ziyaret ettiniz ve Katar Emiri Şeyh Tamim bin Hamad Al Thani ile bir görüşme gerçekleştirdiniz. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'dan Emir Hazretlerine ilettiğiniz mesaj ve görüşmeye dair izlenimleriniz nelerdir? Bölgenin tamamını kapsayacak bir savaşa doğru gidişi durdurmak adına ufukta bir Katar-Türkiye ortak girişimi var mıdır?
"Öncelikle Katar ile ilişkilerimiz; iki ülke halkı arasındaki derin dostluk ve kardeşlik bağları ile liderlerimizin ortaya koyduğu samimi ve güçlü ortak irade sayesinde üst seviyeye taşınmış ve stratejik ortaklığa dönüşmüştür.
Katar’a gerçekleştirdiğimiz ziyaret son derece yapıcı bir ortamda gerçekleşmiştir. Sayın Cumhurbaşkanımızın selamlarını ve iyi dileklerini Sayın Katar Emiri’ne ilettik. Görüşmelerimizde, Türkiye ile Katar arasındaki güçlü stratejik iş birliğinin ve bölgesel konulardaki yakın istişare mekanizmalarının kararlılıkla sürdürüleceğini teyit ettik.
Gücünü tarihî bağlardan olduğu kadar ortak stratejik vizyon ve iş birliği ruhundan alan Katar-Türkiye ilişkileri, karşılıklı ziyaretlerle daha da gelişmekte ve bölgemizde yakın iş birliğine örnek teşkil etmektedir. Gelişen ilişkiler ve iş birliği, sadece iki ülkenin değil, bölgenin de menfaatinedir.
Gazze’de ateşkesin sağlanmasına katkımız ve Pakistan ile Afganistan arasındaki ateşkesin tesisi bağlamında yürütülen faaliyetler, Katar ile yakın eşgüdüm ve iş birliğimizin somut örnekleridir.
Ortak medeniyetin ve inancın mensupları olarak zor zamanlarda birbirlerine samimi destek veren ülkelerimiz; ortak tehdit ve sınamalara karşı dayanışma göstermekte, bölgesel ve küresel konularda barış, güvenlik ve istikrarın tesisi için birlikte çalışmaya devam etmektedir."
Soru 2: Doha ziyaretiniz sırasında, Savunma İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Şeyh Suud bin Abdulrahman Al Thani ile uzun görüşmeler gerçekleştirdiniz. Bu görüşmeler, Katar ve Türkiye arasındaki savunma ilişkilerine nasıl yansıyacak. Öte yandan iki ülke arasındaki savunma ve askerî iş birliği şu anda hangi aşamadadır?
"Doha ziyaretimiz kapsamında, değerli kardeşim Katar Savunma İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı ile son derece kapsamlı ve verimli görüşmeler gerçekleştirdik. Görüşmelerimizde, iki ülke arasındaki köklü dostluk ve stratejik ortaklık temelinde savunma ve askerî iş birliğimizin mevcut durumu ile önümüzdeki döneme ilişkin iş birliği alanlarını detaylı şekilde ele aldık.
Uluslararası güç dengelerinin değiştiği, jeopolitik gerginliklerin ve nüfuz mücadelelerinin yoğunlaştığı bu dönemde, güçlü bir savunma yapısına sahip olmak, her zamankinden daha büyük bir önem arz etmektedir.
Bu doğrultuda; Katar ile askerî eğitim, müşterek tatbikatlar, savunma sanayii alanındaki iş birliği ile kuvvet yapılarının geliştirilmesine yönelik faaliyetler kesintisiz ve etkin bir şekilde sürdürülmektedir. Katar’da konuşlu Türk askerî unsurları da bu iş birliğinin sahadaki yansıması olarak, iki ülke arasındaki stratejik ortaklığın somut ve önemli bir göstergesini oluşturmaktadır.
Önümüzdeki süreçte de karşılıklı anlayış ve yakın koordinasyon içerisinde, mevcut iş birliğimizi daha da geliştirmeye kararlılıkla devam edeceğiz."
Soru 3: Katarlı askerleri ve bir Türk subay ve 2 teknisyeni taşıyan helikopterin Katar’da kaza kırıma uğraması, Katar'ı savunma uğruna Katar ve Türk kanının birbirine karışmasının gerçekliğini somutlaştırmıştır. Bu olay, çok acı olmasına rağmen hangi mesaj ve sonuçları taşımaktadır?
"Öncelikle, Katar’da meydana gelen üzücü helikopter kazasında, şehit olan kahraman silah arkadaşımız ile iki ASELSAN teknisyenimiz ve Katar Silahlı Kuvvetlerinden dört kardeşimize bir kez daha Allah’tan rahmet diliyorum.
Personelimizin birlikte görev icra ederken şehit olmaları, iki devletin ne denli kardeşçe ve derin bir kader ortaklığı içerisinde yürüdüğünün nişanesidir.
Bizler, bu tür hadiselerden gerekli dersleri çıkararak, benzer olayların yaşanmaması için her türlü tedbiri almaya devam edeceğiz. Aynı zamanda, dost ve kardeş Katar ile olan dayanışmamızı ve iş birliğimizi kararlılıkla sürdüreceğiz."
Soru 4: Bölgede ortaya çıkan risk ve zorluklar, Katar ve Türkiye'yi mevcut duruma ayak uyduracak şekilde savunma iş birliğini daha da geliştirmeye itmektedir. Bölgedeki istikrarsızlığın risk ve zorluklarıyla paralel bir şekilde ilerleyen, iki ülke arasında daha geniş kapsamlı bir savunma ve askerî iş birliği şekilleniyor mu?
"Türkiye ve Katar arasındaki güçlü dayanışma ve yakın ilişkiler, ülkelerimizin refah ve gelişimine katkılar sağlarken aynı zamanda Körfez Bölgesi ve Orta Doğu’nun güvenlik ve istikrarı açısından da kritik ehemmiyettedir.
Bu çerçevede; iki ülke arasında daha geniş kapsamlı bir savunma ve askerî iş birliğine yönelik Türk ve Katar yetkililer ile savunma sanayi firmaları nezdindeki çalışmaların artarak devam etmesi önem arz etmektedir.
Başta deniz güvenliği, insansız sistemler, elektronik harp, hava ve deniz savunma teknolojileri ile üretim altyapılarının geliştirilmesi gibi konularda görüşmelerimiz yapıcı şekilde sürmekte, Katar’ın kritik tesis ve açık deniz alanlarının güvenliğine yönelik ihtiyaçları doğrultusunda da ortak çalışmalarımız devam etmektedir.
Savunma sanayii alanında karşılıklı iş birliği ve desteğe, Bayraktar TB2 İHA’nın ilk ihracatının Katar’a yapılması ve Katar’dan Eurofighter Typhoon Uçağı tedarik etme projemiz somut birer örnek teşkil etmektedir.
Orta Doğu ve Körfez bölgesindeki en büyük ortaklarımızdan biri olan Katar ile Silahlı Kuvvetlerimiz arasındaki güvenlik, askerî eğitim ve iş birliğinin artarak devam etmesi ve ikili askerî ilişkilerin her alanda yüksek seviyede sürdürülmesi yegâne hedefimizdir."
Soru 5: Katar-Türkiye arasındaki savunma ve askerî alanlardaki iş birliği, üretim projelerine de ulaşmış durumdadır. İki taraf arasındaki iş birliği bu yönde nasıl ilerliyor? Ve bu projelerin niteliği nedir?
"Türkiye’nin son yıllarda yüksek teknolojiye dayalı kara, deniz ve hava platform ve sistemleri geliştirme konusunda yaptığı önemli atılım ve maliyet etkin projeler, muharebe sahasında kendini kanıtlamıştır.
Türkiye ve Katar arasında bölgesel barış ve istikrara katkı sunmak için kurulacak savunma sanayi iş birliğinin ülkelerimizin kalkınma ve refahının yanında caydırıcılığın da anahtarı olacağına inanıyoruz.
Katar ile bu çerçevede savunma sanayi firmalarımızca Eğitim ve Çıkarma Gemileri, İnsansız Hava Araçları, Taktik Tekerlekli Zırhlı Araçlar, Silahlı Yüksek Süratli Devriye Botları, Helikopter Simülatörü, Askeri Kıyafet ve Teçhizat, Silah ve Mühimmat, Füzeler ve Elektronik Harp Sistemlerine yönelik iş birliğine devam edilmektedir.
Millî imkânlarla üretilen ALTAY tankında iş birliğimiz bulunmaktadır. İhracat potansiyeli açısından bu durum önem arz etmektedir. Ayrıca önemli firmalarımız ASELSAN, MKE ve HAVELSAN’ın Katar’da bulunan temsilcilikleri sayesinde ilişkilerimiz gelişmektedir."
Soru 6: Gözlemciler, Türk-Pakistan askerî iş birliğinden bahsediyor, aynı zamanda Türkiye'nin Körfez ülkeleriyle askerî iş birliğinde de önemli gelişmeler yaşanıyor.
İlk olarak: Körfez ülkeleriyle askerî ilişkileriniz nasıldır?
İkinci olarak: Sessizce inşa edilen askerî iş birliğinden ve üç aşamalı bir yaklaşımdan bahsedenler var. Bu da “Türkiye - Pakistan - Körfez iş birliği”. Bu doğru mudur?
"Türkiye, Körfez bölgesinde barış, istikrar ve refahın egemen olmasını arzu etmekte; bölgenin istikrar, güvenlik ve huzurunu kendi istikrar ve güvenliği ile bağlantılı görmektedir.
Bu nedenle; ülkemiz ihtilafların kapsamlı çözümü yönündeki tüm çabaları desteklemekte, bölge ülkeleri arasında yeniden tesis edilen üst düzey diyaloğa büyük önem atfetmekte ve ihtiyaç duyulan her alanda sorunların çözümü için girişimlerde bulunmaktadır.
Türkiye’nin Körfez ülkeleriyle askerî ilişkileri, karşılıklı güven, ortak güvenlik anlayışı ve bölgesel istikrara katkı sağlama hedefi doğrultusunda istikrarlı bir şekilde gelişmektedir.
Eğitim, tatbikat, savunma sanayii iş birliği ve kapasite geliştirme alanlarında önemli bir mesafe kat etmiş durumdayız. Tüm bu faaliyetlerimiz, herhangi bir ülkeye karşı değil, bölgesel barış ve istikrara katkı sağlama amacı taşımaktadır.
Pakistan ile askerî iş birliğimiz ise köklü ve çok boyutlu bir nitelik arz etmektedir. Benzer şekilde Körfez ülkeleriyle de her biri kendi dinamikleri çerçevesinde gelişen güçlü ikili ilişkilerimiz bulunmaktadır.
Bu iş birlikleri zaman zaman birlikte anılsa da, “Türkiye-Pakistan-Körfez” şeklinde resmî olarak tanımlanmış bir askerî yapı ya da blok söz konusu değildir.
Ancak şunu da ifade etmek gerekir ki; Türkiye, Pakistan ve Körfez’deki dost ülkeler arasında savunma ve güvenlik alanlarında birbirini tamamlayan temaslar ve iş birliği imkânları mevcuttur. Türkiye olarak yaklaşımımız; bloklaşma değil, çok taraflı iş birliği, diyalog ve bölgesel istikrara katkı sunma anlayışına dayanmaktadır."
Soru 7: İran'ın Körfez ülkelerine yönelik saldırıları, bölgesel güvenlik sistemi hakkında spekülasyonlara kapı araladı. İki ülke arasındaki (Katar- Türkiye) savunma ve teknik alanlardaki iş birliği, uluslararası politikaların dalgalanmalarına tabi olmayan bağımsız bir bölgesel güvenlik sisteminin sağlam temelini ne ölçüde oluşturabilir?
"Son dönemde yaşanan gelişmeler, Körfez bölgesinde güvenlik algılarının ne denli kırılgan olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur. Bölgede artan gerilim, yalnızca askeri dengeleri değil, aynı zamanda enerji güvenliği ve küresel ticaret akışlarını da doğrudan etkilemektedir.
Bu çerçevede, bölgesel güvenlik sistemlerinin dış etkilere ne ölçüde bağımlı olduğu sorusu yeniden gündeme gelmektedir. Mevcut yapıların büyük ölçüde küresel güçlerin politikalarına bağlı olarak şekillendiği, bu durumun ise sürdürülebilir ve öngörülebilir bir güvenlik mimarisi oluşturmayı zorlaştırdığı görülmektedir.
Tam da bu noktada, Türkiye ile Katar arasında savunma ve teknik alanlarda gelişen iş birliği dikkat çekici bir örnek teşkil etmektedir. İki ülke arasındaki ilişkiler; ortak askerî varlık, eğitim faaliyetleri ve savunma sanayii iş birlikleri üzerinden derinleşmektedir.
Bununla birlikte, söz konusu iş birliği; dışa bağımlılığı azaltan, yerel kapasiteyi güçlendiren ve bölgesel sahiplenmeyi teşvik eden bir model olarak öne çıkmaktadır. Bu yönüyle, gelecekte oluşabilecek daha kapsayıcı bir bölgesel güvenlik sisteminin yapı taşlarından biri olma potansiyeline sahiptir.
Sonuç olarak Körfez’de artan tehdit algıları, yeni ve daha dengeli bir güvenlik mimarisi arayışını hızlandırmaktadır. Türkiye ile Katar arasındaki savunma ve teknik iş birliği ise bu arayışta önemli ve tamamlayıcı bir unsur olarak değerlendirilmelidir."
Soru 8: İran’a ait bir İHA’nın Güney Kıbrıs'taki bir üssü hedef alması ve İsrail ile GKRY arasında ileri düzeyde askerî iş birliğinin ortaya çıkmasını, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın Türkiye'nin İsrail'in bir sonraki hedefi olduğuna dair açıklama yapması ve İsrail, Kıbrıs ve Yunanistan arasındaki artan iş birliği ışığında bu tehdidi (İsrail ve GKRY arasındaki iş birliği) nasıl değerlendiriyorsunuz?
"ABD ve İsrail tarafından İran’a yönelik başlatılan saldırılarla birlikte geniş boyutlara ulaşan mevcut istikrarsız ortamdan etkilenme potansiyeli yüksek yerlerden birinin de Kıbrıs Adası olduğunu geçtiğimiz haftalarda Ada’ya yönelen dron saldırıları ile görmüş olduk.
Bu saldırı Ada’daki güvenlik risklerinin ne kadar arttığını gözler önüne serdi. Biz, bu ve benzer durumları öngörerek Orta Doğu’daki çatışmayı Kıbrıs Adası’na taşıyacak girişimlerden kaçınılması gerektiğini bugüne dek pek çok kez muhataplarımıza ifade etmiştik. Bugün de temel önceliğimiz Ada’daki barış ve istikrarın korunması, Kıbrıs’ın çatışma ortamının dışında kalmasıdır. Biz bu dönemde de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) ve Ada’nın güvenliği için gerekli askerî tedbirleri almaya devam ediyoruz.
Buna karşılık Yunanistan ve GKRY, dünya genelinde benimsenen yaklaşıma ters bir biçimde İsrail ile askerî ve siyasi ilişkilerini geliştirmeyi sürdürüyor. Orta Doğu’daki kriz ve çatışmayı İsrail ile iş birliği yaparak Doğu Akdeniz’e hatta Ege’ye taşıyabilecek bu adımlardan imtina edilmesi gerektiğini her fırsatta dile getiriyoruz. Özellikle GKRY de bölgede istikrarsızlığın temel sebebi olan aktörlere karşı “sadık bir müttefik” rolü üstlenmektedir.
İsrail’in Türkiye’ye yönelik açıklamaları ve gerilimi artırıcı söylemleri, sahadaki gerçekler ve uluslararası hukuk bakımından geçersizdir. Bu girişimin Türkiye açısından askerî bir tehdit oluşturması söz konusu değildir.
Temelini Türkiye karşıtlığından alan birlikteliklere bölgede bir Türkiye gerçeği olduğunu hatırlatmak isterim."
Soru 9: Özellikle son üç yılda bölgenin yaşadığı ciddi karışıklıkların ardından, bölgedeki ittifak ve güvenlik mekanizmalarının gözden geçirilmesi yönünde çağrılar yapılmaktadır. Özellikle de bölgenin bu savaştan sonra eski haline dönmeyeceğine dair açıklamalarınız göz önüne alındığında, Türkiye, bölgenin geleceğine nasıl bakıyor ve sizce yeni bölgesel düzenin özellikleri nelerdir?
"Son yıllarda bölgemizde yaşanan gelişmeler, devlet yapılarındaki farklılaşma, artan güvenlik tehditleri ve küresel rekabetin bölgeye yansımaları, daha karmaşık ve çok katmanlı bir jeopolitik tablo ortaya çıkarmıştır.
Bu yeni gerçeklik içerisinde Türkiye, bölgeyi bir rekabet alanı olarak değil, aynı zamanda iş birliği fırsatları barındıran bir coğrafya olarak değerlendirmektedir. Türkiye’nin yaklaşımı; kapsayıcılık, diyalog ve karşılıklı çıkar temelinde şekillenmektedir. Bu çerçevede bölgesel sorunlara bölge içinden çözümler üretilmesi, yani “bölgesel sahiplenme” ilkesi özel bir önem taşımaktadır.
Bununla birlikte, yeni bölgesel düzende katı ittifak bloklarının yerini daha esnek ve konu bazlı iş birlikleri almaktadır. Güvenlik, ekonomi ve enerji alanları birbirinden ayrışmak yerine giderek daha fazla iç içe geçmektedir. Aynı zamanda savunma teknolojileri ve yerli üretim kapasitesi, ülkelerin stratejik konumunu belirleyen önemli unsurlar haline gelmektedir.
Türkiye açısından bakıldığında, sınır güvenliğinin sağlanması, terörle mücadelede kararlılığın sürdürülmesi, ekonomik entegrasyonun güçlendirilmesi ve enerji arz güvenliğinin teminat altına alınması temel hedefler arasında yer almaktadır. Bunun yanında Türkiye, diplomasi ve arabuluculuk kapasitesiyle bölgesel istikrara katkı sunmayı sürdürecektir.
Elbette bu süreç bazı riskleri de beraberinde getirmektedir. Büyük güç rekabetinin etkileri, devlet dışı aktörlerin varlığı ve kırılgan devlet yapıları, bölgesel istikrar açısından dikkatle yönetilmesi gereken unsurlardır.
Sonuç olarak, Orta Doğu’da yeni bir düzen şekillenmektedir. Bu düzen, rekabet ile iş birliğinin birlikte var olduğu, daha esnek ve çok aktörlü bir yapıya işaret etmektedir. Türkiye ise bu süreçte yapıcı, dengeleyici ve istikrar odaklı bir aktör olarak katkı sunmayı sürdürecektir."
Soru 10: Türkiye, askerî ve savunma sanayii alanında önemli ilerlemeler kaydetmiştir. Türkiye'nin mühimmat, teçhizat ve askerî üretim (savunma sanayii) alanında bağımsız ve kendi kendine yetebilen bir ülke haline geldiğini söyleyebilir miyiz? Türkiye’nin savunma sanayii alanındaki gelişiminin göstergeleri nelerdir?
"Sayın Cumhurbaşkanımızın güçlü liderliğinde; etkin politikalar, sonuç odaklı faaliyetler ve stratejik projelerle ülkemiz, çok boyutlu bir güvenlik mimarisini kararlılıkla inşa etmektedir. Türkiye Yüzyılı vizyonumuz doğrultusunda, savunma sanayiinde elde ettiğimiz kazanımları daha ileriye taşımaya yönelik çalışmalarımız azim ve kararlılıkla sürdürülmektedir.
Türk savunma sanayi, artık dünyada gıpta ile takip edilen bir kapasite ve güce sahiptir. Bu durum bizleri gururlandırdığı gibi sorumluluğumuzu da artırmaktadır. Nitekim başarının bir varış değil, yolculuk olduğunun bilinciyle hem günümüz teknolojik yeniliklerine sahip, hem de geleceğin teknolojilerini içeren sistemleri geliştirmek için tüm savunma sanayi paydaşlarımızla birlikte yoğun bir gayret içerisindeyiz.
Ulaştığımız bu seviyeyi daha da ileriye taşıma kararlılığımız, yakın zamanda hayata geçirdiğimiz veya hizmete aldığımız projelerle de somut bir şekilde ortaya konulmaktadır.
Günümüz ve geleceğin harp ortamında hava gücünün ne denli belirleyici olduğu aşikârdır. Bu bilinçle Türkiye olarak insansız kara, deniz ve hava araçlarından helikopterlere, silah ve mühimmattan füzelere, hava savunma sistemlerinden elektronik harp sistemlerine kadar çok geniş bir yelpazede ihtiyacımız olan sistemleri kendi imkânlarımızla tasarlıyor, geliştiriyor ve ihraç ediyoruz.
Yakın zamanda İspanya ile yapılan HÜRJET anlaşması ve Endonezya ile yapılan millî muharip uçak (MMU) anlaşması ülkemizin bu alanlardaki gelişimini açıkça ortaya koymaktadır.
Üretim çalışmaları tüm hızıyla devam etmekte olan insansız savaş uçağımız Kızılelma, HÜRJET ve millî muharip uçağımız KAAN’ın envantere alınmasıyla birlikte hava gücümüzde de oyun kurucu noktalara geleceğiz. Büyük ve güçlü Türkiye’nin yolunun ekonomik ve teknolojik bağımsızlıktan geçtiğinin bilinciyle, yerli ve millî savunma sanayimizi, daha üst seviyelere taşımak için Bakanlık olarak var gücümüzle çalışmaya ve ilgili kurum ve kuruluşlarımıza tam destek vermeyi sürdüreceğiz.
Bölgemizde yaşanan gelişmelere yönelik olarak tasarladığımız Çelik Kubbe, Türk hava sahasının tamamını kapsayan bir “güvenlik şemsiyesi” ve değişken tehditlere yanıt verecek şekilde ülkemizi hava tehditlerine karşı korumayı amaçlayan yerli ve millî füze ve hava savunma sistemlerinin bütünü olarak geliştirilmektedir.
Diğer yandan, Türkiye’nin deniz kuvvetleri odaklı savunma sanayii gelişimi, MİLGEM Projesi ile ivme kazanmış ve yerli tasarım–üretim kabiliyetlerini stratejik bir seviyeye taşımıştır. Türk Deniz Kuvvetleri ihtiyaçları doğrultusunda geliştirilen ADA sınıfı korvet, İSTİF sınıfı fırkateyn, amfibi harekât kabiliyetini artıran BAYRAKTAR sınıfı çıkarma gemileri ve TCG ANADOLU projeleriyle sensör, silah ve platform entegrasyonunda önemli yerli katkı sağlanmıştır.
Bu süreç, hâlen inşası devan eden Açık Deniz Karakol Gemileri, Millî Hücumbot, Mayın Avlama Gemileri, TEPE sınıfı muhrip (TF-2000) ve Millî Uçak Gemisi gibi projelerle daha da genişlemiştir.
Aynı zamanda yerli savunma sanayii firmalarının katkılarıyla millî savaş yönetim sistemleri, radarlar ve silah sistemlerinde dışa bağımlılık azaltılmıştır. Sonuç olarak Türkiye, deniz platformları tasarımı, inşası ve sistem entegrasyonu alanında kendi kendine yetebilen ve ihracat yapabilen bir konuma gelmiştir.
Hedefimiz, bu kabiliyeti daha da ileriye taşıyarak tüm kritik teknolojilerde tam bağımsızlığı sağlamak ve savunma sanayiimizi küresel ölçekte daha da yüksek bir seviyeye ulaştırmaktır."