ABD bugüne kadar hangi toprakları satın aldı?

Son Güncelleme:

ABD Başkanı Trump, 1979'dan bu yana Danimarka Krallığı'na bağlı özerk bir bölge olan Grönland'ı "ele geçireceğini" her fırsatta dile getiriyor. Trump'ın bu isteği ülke tarihi için bir ilk değil, işte ABD'nin bugüne kadar satın aldığı topraklar...

ABD Başkanı Donald Trump, GrönlandAmerika Birleşik Devletleri'ne katmak istiyor ve hatta Grönland'ın sahibi olan Danimarka Krallığı'ndan satın alma olasılığını da gündeme getirdi.

"VADEDİLMİŞ TOPRAKLAR GELENEĞİ"

Trump'ın dünyanın en büyük adasını ülkesine katma hayali, ABD tarihinin diğer dönemlerini anımsatıyor. Pensilvanya Üniversitesi'nden tarihçi Walter A. McDougall, BBC Mundo'ya yaptığı açıklamada, "Trump'ın politikaları, 1823'ten itibaren ABD'nin Batı Yarımküre'deki Avrupa faaliyetlerine karşı müdahaleci politikasını meşrulaştırmak için kullanılan Monroe Doktrinini anımsatıyor. Bu doktrinde bir vadedilmiş topraklar geleneği var" dedi.

Missouri Üniversitesi'nde görev yapan tarihçi Jay Sexton ise başka bir paralellik buluyor; "Grönland'da olduğu gibi, Washington da bu toprakları diğer güçler almadan ele geçirmesi gerektiğini savundu."

Aslında, ABD'nin bugünkü topraklarına doğru genişlemesi, kuruluşundan birkaç yıl sonra başladı. Fetih savaşları, yerli halkların boyun eğdirilmesi, yerleşimcilerin yerinden edilmesi veya Avrupa güçleriyle yapılan anlaşmalar, yükselen gücün yaygın kullandığı büyüme araçlarıydı.

İSPANYA FLORİDA'YI ABD'YE BIRAKTIĞINDA TAZMİNAT ÖDENMİŞTİ

Ancak Trump'ın Grönland için önerdiği gibi, diğer egemen devletlerden toprak satın almak, Amerikalı liderlerin toprak genişletmek için kullandıkları bir başka yöntemdi. Tarihte Amerika'nın topraklarını genişlettiği olayları gözden geçirirsek Washington'un, topraklarını devreden yabancı güçlere tazminat ödemeyi kabul ettiği başka vakalar da vardı. Fakat bunlar tam anlamıyla alım satım işlemleri değildi. Örneğin 1819'da İspanya Florida'yı ABD'ye bıraktığında tazminat ödenmişti.

LOUİSİANA'NIN SATIN ALINMASI (1803)

Dönemin Başkanı Thomas Jefferson'un Napolyon Fransa'sından Louisiana Bölgesini satın alma kararı, yeni ulusun ilk büyük genişlemesiydi. Napolyon, bugünkü Haiti'deki köle isyanından sonra Fransa için denizaşırı bir imparatorluk kurma hayalinden vazgeçmiş ve kendisi için stratejik önemini yitirmiş, geniş ve az nüfuslu bir bölgeyi genç Amerikan cumhuriyetine satmayı kabul etmişti.

Böylece Korsikalı general, satıştan elde ettiği parayı Avrupa'da imparatorluğunu genişletmek için yaptığı savaşlara ayırabilirdi.

Louisiana, o zamanlar aynı adı taşıyan bugünkü eyaletten çok daha büyük bir bölgeyi ifade ediyordu ve Jefferson, ABD'nin geleceğini batıya doğru genişlemeye endekslemişti. Başkan, Mississippi Vadisi ve stratejik öneme sahip New Orleans limanının kontrolünü ele geçirmek ve o yıllarda birçok kişinin korktuğu Fransa'nın Amerika'ya müdahale etme tehlikesini ortadan kaldırmak istiyordu.

15 MİLYON DOLARA ABD'NİN OLDU

Amerikan ve Fransız hükümetleri bir anlaşmaya vardı ve Kasım 1803'te Louisiana, o dönemde 15 milyon dolarlık bir bedel karşılığında ABD'nin bir parçası oldu. O zamanlar güneyde bugünkü Louisiana eyaleti ile kuzeyde North Dakota ve Montana eyaletleri arasındaki tüm alanı kapsayan bu devasa bölge, ülkeye iki milyon kilometrekareden fazla toprak ekledi büyüklüğünü neredeyse iki katına çıkardı.

MEKSİKA'NIN SAVAŞTA KAYBETTİĞİ TOPRAKLAR (1848)

Batıya doğru genişleme başlamıştı. 1840'lara gelindiğinde, Amerikan halkının büyük bir kısmı, "kaderlerinin" batıya, Büyük Okyanus kıyılarına doğru genişlemekte yattığına ikna olmuştu. Bunu Meksika'nın aleyhine gerçekleştirecekti.

Genişlemenin en büyük destekçilerinden biri, 1845'te Beyaz Saray'a geldikten sonra Teksas'ın kontrolü konusunda Meksika'yla anlaşmazlığı önünde bulan Başkan James K. Polk'tu. Ertesi yıl, sınırda ABD ve Meksika askerleri arasında çatışma yaşandıktan sonra Polk, Kongre'yi Meksika'yla savaşa ikna etti. Ancak çatışmanın nedenleri daha derindi.

Sexton, "ABD, o dönemde Meksika'ya ait ve kıtanın ekonomik açıdan en canlı bölgelerinden biri olan California'ya ilgi göstermişti. Burası, o dönemde Asya ile ticaret yapmak için çok cazip derin su limanlarına sahipti" diyor. "Ancak hiçbir Meksika hükümeti California'yı satıp, iktidarda kalmaya devam edemezdi" diye ekliyor.

Savaş, Amerika'nın zaferi ve Şubat 1848'de Guadalupe-Hidalgo Anlaşması'nın imzalanmasıyla sona erdi. Bu anlaşma ile ABD, Teksas, California, New Mexico, Arizona, Nevada, Utah ve Colorado, Wyoming, Kansas ve Oklahoma'nın bazı bölgelerini elinde tuttu.

"BU, SİLAH ZORUYLA YAPILAN BİR SATIŞTI"

ABD 15 milyon dolar ödedi, ancak Sexton'ın dediği gibi, "Meksikalılar savaşı kaybetmemiş olsalardı bu toprakları asla devretmeyi kabul etmezlerdi. Bu, silah zoruyla yapılan bir satıştı".

Meksika, savaş öncesi topraklarının yarısından fazlasını kaybetti. Yenilgi ve toprak kaybı, ülkede kalıcı bir travmaya neden oldu.

MEKSİKA'DAN LA MESİLLA'NIN ALINMASI (1853)

Birkaç yıl sonra, 1853'te Meksika ve ABD, şu anda Arizona ve New Mexico eyaletlerinin güneyinde bulunan küçük bir Meksika toprak şeridinin satışında anlaştılar.

Meksika'da Venta de la Mesilla, ABD'de ise Gadsden Satın Alımı olarak bilinen anlaşma, ABD'nin kıtalararası demiryolu inşa etme isteği ve Meksika hükümetinin ekonomik zorlukları sonucunda gerçekleşti. Meksika hükümeti 10 milyon ABD doları karşılığında bu satışı kabul etti.

Sexton'a göre, "Pasifik'e ulaşan bir demiryolu isteyen ve güzergâhların köle sahibi olmayan eyaletlerin yararına olacağından korkanlar güneydeki köle sahipleriydi, bu yüzden New Orleans'a kadar uzanan bir güney demiryolu için baskı yaptılar."

RUSYA'DAN ALASKA'NIN SATIN ALINMASI (1867)

Birçok kişi, 1867'de dönemin ABD Dışişleri Bakanı William Seward'ın, Rus Çarı 2. Alexander'dan Kuzey Kutup Bölgesi'ndeki (Arktik) Alaska'yı satın alma kararını anlayamamıştı. Seward, bu bölgenin Kuzey Amerika'ya İngiliz müdahalesi tehlikesini önleyeceği ve ABD'nin Büyük Okyanus'taki zengin balıkçılık kaynaklarına erişimini sağlayacağı için büyük stratejik değeri olduğuna inanıyordu.

7,2 MİLYON DOLARLIK ANLAŞMA: SEWARD'IN APTALLIĞI

Bu nedenle Alaska'yı 7,2 milyon dolar karşılığında Rusya'dan satın almak için bir anlaşma yaptı. Satın alma işlemi büyük tartışmalara yol açtı ve dönemin gazeteleri bunu "Seward'ın aptallığı" olarak nitelendirdi.

Çarlık Rusyası, yönetimi çok pahalı olan ve o dönemki başlıca rakibi Büyük Britanya'nın olası saldırılarına karşı savunmasız görülen, değeri düşük bir bölgeyi elinden çıkardığına inanıyordu. Eleştirilere rağmen, Kongre satın alma anlaşmasını onayladı ve Alaska ABD'nin bir parçası oldu.

YILLAR SONRA HAKLI ÇIKTI

On yıllar sonra, altın ve büyük petrol yataklarının keşfi ve Soğuk Savaş sırasında kazandığı askeri önemi, Seward'ı ve Alaska'yı satın alma kararını haklı çıkarmış oldu.

DANİMARKA'NIN VİRGİN ADALARININ SARIN ALINMASI (1917)

ABD'nin en son satın aldığı bölge, şu anda Grönland'ı satmak istemeyen Danimarka'dan oldu.

O zamanlar Danimarka Batı Hint Adaları olarak bilinen adalar, 19. yüzyılın ortalarından beri ABD'li stratejistlerin gözdesi olan Karayipler'deki bir ada grubuydu. İlk başarısız girişimde Seward da yer almıştı.

Danimarkalı tarihçi Hans Christian Berg bir makalesinde, "İç Savaş'tan sonra Karayipler'deki stratejik koşulları gözden geçirme zamanı gelmişti ve Dışişleri Bakanı Seward, Meksika'nın ilhakına olduğu kadar Karayipler'de olası bir Amerikan genişlemesine de odaklanmıştı" diye açıklıyordu.

Saint Thomas limanı, yerel coğrafi yapının sağladığı mükemmel doğal koruma nedeniyle Amerikalı stratejistlerin özellikle ilgisini çekiyordu. On yıllardır adalardaki büyük plantasyonları siyah köleler vasıtasıyla işleten Danimarka, şeker fiyatlarının düşmesi nedeniyle adalara ilgisini kaybetmişti.

1867'de iki hükümet arasında varılan ilk satın alma anlaşması, ABD Kongresi'nin onaylamaması nedeniyle gerçekleşmedi.

Grönland'dan farklı olarak Danimarka o dönemde adaları ABD'ye satmayı kabul etti. Birinci Dünya Savaşı'nın patlak vermesi ve Alman denizaltıların Amerikan gemilerine oluşturduğu tehdit, Almanya'nın Danimarka'yı işgal edip Saint Thomas limanını ele geçireceğinden korkan Washington'un ilgisini yeniden canlandırdı.

BBC Mundo'ya konuşan Danimarka Uluslararası Araştırmalar Enstitüsü'nden Astrid Andersen'e göre, "Grönland ile ilgili duyduklarımızı çağrıştıran şeyler vardı, çünkü ABD esasen şöyle dedi: 'Ya bize satarsınız ya da biz işgal ederiz."

Sonunda, her iki ülke de adaların ABD'ye 25 milyon dolar karşılığında satılması konusunda anlaştı.

Kaynak: BBC