Türk Öğrenciler Paris'te Bir Araya Geldi
Yüksek öğrenimlerine Fransa'da devam eden Türk öğrenciler, 4. kez düzenlenen Fransa Türk Öğrenci Kongresi'nde buluştu.
Yüksek öğrenimlerine Fransa'da devam eden Türk öğrenciler, 4. kez düzenlenen Fransa Türk Öğrenci Kongresi'nde buluştu. "İşbirliği ve rekabet ekseninde yarının dünyası ve yükselen güçler " başlığı altında gerçekleştirilen Kongre'nin onur konuğu bu yıl Avrupa Konseyi eski Genel Sekreteri Catherine Lalumière oldu. İki gün süren etkinlikte siyaset, akademi ve medya dünyasından uzman isimler öğrencilerin sorularını yanıtladı.
Üç yıldır Strasbourg'da düzenlenen Fransa Türk Öğrenci Kongresi bu yıl ilk kez Paris'e taşındı. Farklı bölüm ve şehirlerden 150'ye yakın Türk üniversite öğrencisinin bir araya geldiği buluşmada Çin, Hindistan, Brezilya, Rusya ve Türkiye gibi yükselen yeni güçlerin ABD ve AB'nin karşısında uluslararası arenada oynadıkları roller ve getirdikleri değişiklikler ele alındı.
DÜNYA YÖNETİMİNDE AVRUPA'NIN YERİ
Kongre'nin ilk konferansında Avrupa'nın dünya yönetimindeki yeri ele alındı. Avrupa Konseyi Catherine Lalumière ve Fransız Senatör Fabienne Keller'in söz aldığı konferansta Avrupa'nın Çin, Hindistan, Brezilya ve Türkiye gibi yükselen güçlerle ilişkilerinde bugün ve gelecekte üstlenmesi gereken rolden bahsedildi. Her iki konuşmacı da Türkiye'nin üyeliğinin Avrupa'nın uluslararası alandaki ağırlığını arttıracağını belirtti.
Daha önce Fransa'nın AB'den sorumlu Bakanlığını ve Avrupa Parlamentosu Başkan Yardımcılığı yapmış olan tecrübeli siyasetçi Catherine Lalumière, Avrupa Birliği'ni farklı kılan şeyin toplum modeli olduğunu vurgulayarak: 'Avruğa Birliği, bir toplum modeli. Yüzyılları aşarak gelişen kültür ve deneyimlerin meydana getirdiği sosyal bir model. Bireysellikle ve hümanizmi kaynaştıran bu model, Avrupa'nın elindeki en önemli kart. Çin, ekonomik olarak Avrupa'yı geçebilir ancak insan hakları açısından eksik ve kusurlara sahip. "
Lalumière, 'Türkiye'nin üyeliğini dinî nedenlerle reddetmek Avrupa ruhuna aykırı bir tutum. Türkiye tamamen Avrupalı bir ülke. Genç Türk toplumunun canlılığı ve dinamizmine hayranım. Avrupa bugün %1-2 büyürken Türkiye %7 büyüme kaydediyor. Avrupa endüstrisi ile rekabet edebilecek seviyeye ulaşıyor. Ancak bu kötü bir rekabet değil, aksine Avrupa'nın avantaj sağlayacağı bir rekabet. Türkiye'nin adaylığını kısa vadede değerlendirmek hata olur." değerlendirmesinde bulundu.
Strasbourg Senatörü Fabienne Keller'e göre Türkiye, büyük çoğunluğu Müslüman olan ve din kardeşliğinin yaşandığı bir ülke olarak çok büyük jeopolitik ve stratejik öneme sahip. Türkiye'nin Ortadoğu'da siyasî istikrar adına önemli roller oynadığını kaydeden muhtemel üyeliğin Avrupa'nın gücünü arttıracağını söyledi. Senatör Keller, 'Avrupa genişledikçe dünyadaki yerini sağlamlaştırıyor. Dünyada söz sahibi olabilmek için genişleyen ve daha hümanist bir Avrupa'ya ihtiyaç var. Türkiye'nin üyeliğine bu açıdan bakmak gerekir' ifadelerini kullandı.
ULUSLARARASI ARENADA YÜKSELEN GÜÇLER
Yükselen güçlerin ekonomik siyasi ve kültürel temellerinin ele alındığı ikinci konferansın konukları Le Monde Diplomatique gazetesinde yayın yönetmeni yardımcılığı yapan Dominique Vidal, Bahçeşehir Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Eser Karakaş ve Belçikalı deneme yazarı Jean Bricmont'du.
Gazeteci Dominique Vidal, Fukuyama'nın tarihin sonu tezini tartışmaya açarak ABD'nin her şeye muktedir bir hiper güç olmadığını dile getirdiği konuşmasında şunları söyledi : "Çin ve Hindistan bugün çok özel konumda. Rusya'nın dönüşü ve Brezilya'nın rolü de büyük öneme sahip. Bu ülkelerin yanına Türkiye ve Güney Afrika gibi ülkeler eklenince uluslararası sistem sarsılıyor. Bu yeni güçler yalnızca pastadan pay almayı değil bu paylaşımın yönetiminde söz sahibi olmayı da istiyor. "
Bahçeşehir Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Eser Karakaş ise gelecek 20 yılda ABD'nin dünya liderliğini elinden kaçırmasının mümkün olmadığını ifade etti. Bunun nedenini 2000 yılından bu yana üretim anlayışında yaşanan değişim olduğunu kaydeden Prof. Dr. Karakaş, konvansiyonel ürünlerden yüksek teknoloji ürünlerine geçişin ekonomi tarihinde bir dönüm noktası olduğunu belirtti.
Belçikalı yazar Jean Bricmont ise Avrupa'nın çöküşte olduğunu söyleyerek Türkiye'nin neden batan bir gemiye girmek istediğini anlamadığını ifade etti. Avrupa'nın içinde bulunduğu durumu felaket olarak değerlendiren Bricmont, bunun nedenlerini sanayinin terk edilmesi, insanın yerini makinelerin alması ve yabancı ülkelere yönelen sanayi yatırımları olarak sıraladı. Avrupa'nın artık kendi kendine yetemeyen ve dışarıya bağımlı bir hale geldiğini belirten Bircmont öğrencilere şu tavsiyelerde bulundu : "Avrupalıların Türklere vereceği hiçbir ders yok. Türk gençleri olarak kendi geleceğinizi kendiniz belirlemelisiniz. Avrupa alınacak iyi bir örnek değil. "
En enerjik dış politikayı Türkiye'nin yürüttüğünü ifade eden gazeteci Dominique Vidal, "AB ile müzakereler çok ağır ilerliyor. Komşu memleketlerle ilişkiler anlaşmazlıkların hafifletilmesini sağlıyor. Suriye, Ermenistan ve Kürtlerle olan sorunlarda aşama kaydediliyor. Sadece İsrail ile olan ilişkilerde sorun yaşanıyor. Ama Marmara gemisine saldıran, Türk Büyükelçisine hakaret eden bir ülkeyle ilişki sürdürmek zor. Tüm bunlar Türkiye'nin rolünün giderek büyümesini beraberinde getiriyor. Türkiye'nin G20 üyesi olması rastlantı değil. " şeklinde konuştu.
KÜRESEL DÜNYADA EKONOMİK İLİŞKİLER
Fransa Türk Öğrenci Kongresi'nin kapanış konferansı üç önemli ekonomi uzmanının katılımıyla gerçekleşti. Lille Üniversitesi Öğretim Üyesi Deniz Akagül, Lyon Üniversitesi Öğretim üyesi Julien Vercueil ve ekonomist Alexandre Kateb öğrencilerin uluslararası ticaret ve ekonomi üzerine sorularını yanıtladı.
Öncelikli olarak yükselen güçlerin uluslararası ekonomi ve finans kurumlarında yarattıkları değişimlerin ele alındığı konferansta Dünya Ticaret Örgütü, Dünya Bankası ve IMF'de Batılı gelişmiş ülkelerin oy ve güçlerinin dengelenmeye başladığı dile getirildi.
Deniz Akagül, işbirliği sisteminin ötesine geçerek entegre pazar modeline dönüştüğünü bunun da ekonomi kurumlarında uluslararası yerine uluslar üstü bir örgütlenmeyi beraberinde getirdiğinin altını çizdi.
Lyon Üniversitesi Profesmrü Julien Vercueil ise yükselen güçlerin Batı toplumlarında heyecan kadar korku da yarattıklarını ve Dünya ekonomisindeki hiyerarşi dengesinin BRIC ve diğer yükselen güçler tarafından değiştiğini söyledi.
Endüstri devriminden sonra yaşanan büyük ayrışmanın Çin ve diğer gelişen ülkeler sayesinde yakınlaşmaya dönüştüğünü belirten ekonomist Alexandre Kateb, bunun geri dönülmez bir süreç olmadığını ve konjonktüre göre aynı ülkelerin gerileme yaşabileceğini kaydetti.