Yaşamayı Ciddiye Almayanlara Nazım Hikmet'in Ders Niteliğinde Cevabı

Son Güncelleme:

Yaşamın çeşitli anlarında istenmedik olaylarla karşılaşsak da yaşamanın kendi içinde bir güzelliği var. ve yaşamı ciddiye alanlar bu güzelliklerin farkında olabiliyor.

Yaşamın çeşitli anlarında istenmedik olaylarla karşılaşsak da yaşamanın kendi içinde bir güzelliği var. ve yaşamı ciddiye alanlar bu güzelliklerin farkında olabiliyor. Eğer onlardan değilseniz Nazım Hikmet'in size bir nasihati var.


Yaşamaya Dair şiirini okumanız gerekiyor.



Şiirin ilk kısmı 1947 yılında yazılmış. Yetmişinde zeytin dikmeyi yaşamın son anına kadar o enerjiye sahip olmanızı istiyor.


Yaşamak şakaya gelmez,


büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın


bir sincap gibi mesela,


yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,


yani bütün işin gücün yaşamak olacak.


Yaşamayı ciddiye alacaksın,


yani o derecede, öylesine ki,


mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,


yahut kocaman gözlüklerin,


beyaz gömleğinle bir laboratuvarda


insanlar için ölebileceksin,


hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,


hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,


hem de en güzel en gerçek şeyin


yaşamak olduğunu bildiğin halde.


Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,


yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,


hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,


ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,


yaşamak yanı ağır bastığından.



İkinci kısım ise 1948 yılında geliyor. Olabilecek en zor anlardan birini anlatarak başlıyor.


Diyelim ki, ağır ameliyatlık hastayız,


yani, beyaz masadan,


bir daha kalkmamak ihtimali de var.


Duymamak mümkün değilse de biraz erken gitmenin kederini


biz yine de güleceğiz anlatılan Bektaşi fıkrasına,


hava yağmurlu mu, diye bakacağız pencereden,


yahut da sabırsızlıkla bekleyeceğiz


en son ajans haberlerini.


Diyelim ki, dövüşülmeye deşer bir şeyler için,


diyelim ki, cephedeyiz.


Daha orda ilk hücumda, daha o gün


yüzükoyun kapaklanıp ölmek de mümkün.


Tuhaf bir hınçla bileceğiz bunu,


fakat yine de çıldırasıya merak edeceğiz


belki yıllarca sürecek olan savaşın sonunu.


Diyelim ki hapisteyiz,


yaşımız da elliye yakın,


daha da on sekiz sene olsun açılmasına demir kapının.


Yine de dışarıyla birlikte yaşayacağız,


insanları, hayvanları, kavgası ve rüzgarıyla


yani, duvarın ardındaki dışarıyla.


Yani, nasıl ve nerede olursak olalım


hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak…



Dünyanın sonsuz olduğunu düşünenlere de şiirin 3. kısmında "yaşadım" diyebilmenin önemini anlatmış.


Bu dünya soğuyacak,


yıldızların arasında bir yıldız,


hem de en ufacıklarından,


mavi kadifede bir yaldız zerresi yani,


yani bu koskocaman dünyamız.


Bu dünya soğuyacak günün birinde,


hatta bir buz yığını


yahut ölü bir bulut gibi de değil,


boş bir ceviz gibi yuvarlanacak


zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız.


Şimdiden çekilecek acısı bunun,


duyulacak mahzunluğu şimdiden.


Böylesine sevilecek bu dünya


"Yaşadım" diyebilmen için…



Tadını çıkardığınız bir yaşam sürebilmeniz dileğiyle…

Kaynak: TheGeyik