Yunanistan'ın Askeri Hamleleri ve Uluslararası Anlaşmalar

Son Güncelleme:

Yunanistan'ın Ege ve Kıbrıs'a F-16 ve Patriot konuşlandırması, uluslararası hukuku ihlal ediyor.

Araştırmacı Oğuz Yücel, Yunanistan'ın ABD-İsrail ile İran arasındaki savaşı gerekçe göstererek Ege Denizi ve Kıbrıs'a F-16 ve Patriot konuşlandırmasının ne anlama geldiğini AA Analiz için kaleme aldı.

***

Son dönemde Yunanistan'ın Kerpe Adası, Girit ile Rodos arasındaki stratejik noktalara Patriot füze sistemleri konuşlandırması ve Kıbrıs'a F-16 Viper ile Kimon fırkateynini göndermesi, hem bölgesel güvenlik hem de uluslararası hukuki çerçevede dikkat çekici bir tablo ortaya koymaktadır. Yunanistan, resmi açıklamalarında bu hamleleri Kıbrıs'ın savunmasını desteklemek ve bölgedeki artan jeopolitik gerilimleri dengelemek amacıyla atılmış meşru savunma adımı olarak sunsa da bu adımlar, 1923'te imzalanan Lozan ve 1947'de imzalanan Paris Barış Antlaşması'nda yer alan silahsızlandırma maddelerine açıkça aykırıdır. Dolayısıyla Atina, bu hamlelerle yalnızca bölgesel güç dengelerini değil uluslararası anlaşmalara bağlılığını da zedelemektedir.

Lozan ve Paris Barış Antlaşması ile silahsızlandırma yükümlülüğü

1923 yılında imzalanan Lozan Barış Antlaşması, Türkiye ile Yunanistan arasında yer alan bazı Ege adalarının statüsünü belirlerken bu adaların silahsız kalmasını şart koşmuştur. Özellikle Midilli, Sakız, Sisam, Ahikerya, Limni, Semadirek, Taşoz ve çevresindeki adaların Birinci Dünya Savaşı'nın ardından silahsızlandırılması, bölgesel dengeyi ve güvenliği koruma amacını taşımaktaydı.

1947 tarihli Paris Barış Antlaşması ise İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesinin ardından İtalya'dan Yunanistan'a geçen Oniki Adalar'a da silahsızlandırma statüsü tanımıştır. Söz konusu düzenlemeler, yalnızca Avrupa'daki barış için değil bölgesel istikrar açısından da kritik önem taşımaktadır.

Kerpe Adası'na yerleştirilen Patriot sistemleri, uzun menzilli hava savunma ve füze engelleme kapasitesine sahip silah sistemleri olduğundan adanın silahsız statüsünü fiilen ortadan kaldırmaktadır. Kıbrıs'a konuşlandırılan F-16 Viper uçakları ve Kimon fırkateyni ise yalnızca savunma amaçlı unsurlar olmayıp aynı zamanda ciddi bir saldırı kapasitesi de taşımaktadır. Bu çerçevede Kerpe gibi stratejik bir adaya ileri menzilli hava savunma sistemleri, Kıbrıs'a ise savaş uçakları yerleştirilmesi, antlaşma yükümlülüklerinin açık bir ihlalini oluşturmaktadır. Yunanistan'ın bu adımları, uluslararası yükümlülüklerini fiilen askıya alması anlamına gelmekte ve ciddi diplomatik gerilimlere zemin hazırlamaktadır.

Yunanistan'ın mazereti: Kıbrıs'ın savunması

Yunanistan, Kıbrıs'a yaptığı sevkiyatları "adayı koruma" gerekçesiyle meşrulaştırmaktadır ancak burada yanıtlanması gereken kritik soru, tehdidin niteliği ve boyutunun ne olduğudur. İran, ABD ve İsrail arasındaki askeri çatışmaların Kıbrıs'a yönelik doğrudan bir saldırı riski yaratıp yaratmadığı belirsizliğini korumaktadır. Bu bağlamda tehdit algısı dolaylı ve bölgesel görünmektedir. Üstelik Kıbrıs, Orta Doğu'daki çatışma merkezlerinden coğrafi olarak oldukça uzakta konumlanmaktadır.

Patriot ve F-16 konuşlandırmasını Kıbrıs'ı koruma gerekçesiyle meşrulaştırmak, hukuki açıdan son derece sınırlı bir zemine sahiptir. Uluslararası hukuk, bir devletin güvenlik kaygısıyla antlaşma yükümlülüklerini ihlal etmesine meşruiyet tanımamaktadır. Bu nedenle Yunanistan'ın öne sürdüğü Kıbrıs gerekçesi, hukuki bir dayanak olmaktan çok stratejik caydırıcılık ve Türkiye'ye yönelik tehdit algısına dayalı bir argüman olarak değerlendirilmelidir. Başka bir deyişle Kıbrıs'ı koruma iddiası, fiiliyatta bir mazeret işlevi görmektedir ancak bu mazeret, antlaşmaların öngördüğü açık yükümlülükleri geçersiz kılmamaktadır. Nitekim İran, Kıbrıs'ın kendisinin hedefi olmadığını açıkça dile getirmiş, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'ne (GKRY) tek bir füze dahi düşmemiştir.

Ege Denizi'nde askeri yığınağın seyri ve ittifak dengeleri

Kerpe Adası'nın Türkiye'ye yalnızca 90 kilometre mesafede bulunduğu göz önüne alındığında, yerleştirilen Patriot sistemlerinin asıl gerekçesinin Orta Doğu'daki gelişmelerden çok Türkiye ile süregelen bölgesel güç rekabetine dayandığı değerlendirilmektedir. Orta Doğu'daki çatışmalar, Yunanistan'ın askeri yığınağına gerekçe olarak öne sürülmüş olmakla birlikte, bu yığınağın gerçek saiki bölgesel caydırıcılık ve Türkiye'ye yönelik tehdit algısıdır.

Yunanistan, Ege adalarındaki askeri varlığını Girit ve Rodos hattında konuşlu adalar üzerinden sistematik biçimde artırmaktadır ve bu eğilimin önümüzdeki dönemde de sürmesi kuvvetle muhtemeldir. Yunanistan'ın bu adımları birkaç farklı açıdan okunabilir.

İlk olarak, Türkiye ile Doğu Akdeniz ve Ege'de süregelen egemenlik anlaşmazlıkları bağlamında Yunanistan, sözde tehdit olarak algıladığı Türkiye'ye karşı adaların güvenliğini pekiştirmek amacıyla yeni sistemleri devreye sokmaktadır. İkinci sebep, bölgesel caydırıcılık açısından ABD ve NATO ile koordinasyon içinde hareket eden Yunanistan, olası bir kriz senaryosunda belirleyici güç olarak öne çıkmak istemektedir. Son olarak, ittifak politikaları çerçevesinde Yunanistan, ABD ve İsrail ile ilişkilerini göz önünde bulundurarak stratejik noktaları güçlendirme çabasıyla hem diplomatik hem de askeri açıdan müttefiklerine mesaj vermektedir.

Olası senaryolar ve gerçekler

Yunanistan'ın bölgesel gerilimleri bahane ederek sürdürdüğü bu askeri yığınağın beraberinde getireceği önemli sonuçlar bulunmaktadır. Ege adaları ile Girit ve Rodos hattına Patriot sistemleri, ileri radar unsurları ve taarruz birliklerinin konuşlandırılması, bölgedeki mevcut askeri dengeyi daha da bozacak ve diplomatik gerilimi tırmandıracaktır. Bu süreç, Türkiye-Yunanistan ilişkilerini daha da gerginleştirebileceği gibi, Lozan ve Paris Barış Antlaşması'ndaki silahsızlandırma hükümlerinin uluslararası hukuk gündemine yeniden taşınmasına da yol açabilir. Kıbrıs'a konuşlandırılan askeri unsurlar, enerji hatları ve deniz yetki alanları üzerindeki anlaşmazlıkları da besleyebilecek, böylece Doğu Akdeniz'de kırılgan fay hatları daha da derinleşebilecektir. Sonuç olarak doğal gaz kaynakları ve enerji hatları üzerindeki mücadele, bu gelişmelerle birlikte daha da sertleşecektir.

Yunanistan'ın Kerpe Adası ve Kıbrıs'taki askeri hamleleri hukuki açıdan meşru bir zemine oturmamaktadır. Kıbrıs'ı koruma gerekçesi, hukuki bir dayanak olmaktan ziyade stratejik bir argüman niteliği taşımaktadır. Ege ve Doğu Akdeniz'deki gerilimler ile Orta Doğu'daki çatışmalar, bu hamleleri doğrudan zorunlu kılmasa da Yunanistan'ın askeri yığınak yapmasına elverişli bir ortam sağlamıştır. Önümüzdeki dönemde Türkiye ile Yunanistan arasındaki rekabet, Doğu Akdeniz'in jeopolitik haritasını uzun vadede şekillendirmeyi sürdürecek, Lozan ve Paris Barış Antlaşması'nın silahsızlandırma hükümleriyle stratejik gereklilikler arasındaki gerilim ise diplomatik ve hukuki bir mesele olarak gündemdeki yerini koruyacaktır. Bu çerçevede söz konusu askeri konuşlandırmaların diplomatik müzakereler ve uluslararası tepkiler açısından son derece dikkatli bir şekilde yönetilmesi gerekmektedir.

[Oğuz Yücel Araştırmacıdır.]

Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.

Kaynak: AA