Antalya Diplomasi Forumu'nun Stratejik Önemi
Bilgehan Öztürk, Antalya Diplomasi Forumu'nun küresel siyasetteki rolünü analiz etti.
Anadolu Ajansı Stratejik İletişim ve Dış İlişkiler Müdürü Bilgehan Öztürk, Antalya Diplomasi Forumu'nun stratejik önemini ve Türkiye'nin bu platform üzerinden küresel siyasette üstlendiği rolü AA Analiz için kaleme aldı.
***
Antalya Diplomasi Forumu'nun (ADF) beşincisi, 17-19 Nisan'da düzenlenecek. Bu yılki forumun teması "Yarını Tasarlarken Belirsizliklerle Başetmek" olarak belirlendi. Forum, belirsizliğin uluslararası siyasetin kalıcı ve yapısal parçası haline geldiği kritik bir dönemde gerçekleşiyor. Bir zamanlar ittifakları, güvenliği ve işbirliğini belirleyen kuralların giderek aşındığı ancak henüz net bir alternatif düzenin kurulamadığı bir süreçten geçiyoruz.
Böyle bir ortamda devletler artık sadece nüfuz mücadelesi vermekle kalmıyor, yönün dahi belirsiz olduğu bir sistemde kendilerini nasıl konumlandıracaklarını kestirmeye çalışıyorlar. Bu bağlamda stratejik bir "pusula" arayışı, günümüz jeopolitiğinin en temel belirleyicisi haline gelmiş durumda. Bu tablo, özellikle sistemik şoklara her geçen gün daha fazla maruz kalan ancak küresel sistemi tek başlarına şekillendirme gücüne sahip olmayan orta ölçekli ülkeler ve bölgesel güçler için çok daha belirgin. Bu aktörler için asıl mesele artık yeni bir düzen inşa etmekten ziyade mevcut düzenin çözünme sürecinde yollarını kaybetmeden ilerleyebilmekte yatıyor.
Türk dış politikası, mevcut zorlu koşullarda hareket edebilmek adına sergilenen istikrarlı çabayı yansıtmaktadır. Türkiye, tek bir bloğa tamamen eklemlenmek ya da pasif bir bekleyişe geçmek yerine diplomasiyi, ara buluculuğu ve stratejik konumlanmayı birleştiren bir angajman stratejisi geliştirmiştir. Bu çabalar kimi zaman bağımsız olarak, kimi zaman ise Pakistan, Katar ve Mısır gibi ortaklarla ya da uluslararası kuruluşlarla koordinasyon halinde yürütülmüştür. Elde edilen sonuç bir tarafsızlık hali değil, aksine belirli bir saf tutma zorunluluğu hissetmeden, farklı ve genellikle birbiriyle rekabet halindeki aktörlerle aynı anda temas kurabilme yeteneğini yansıtan bir tür "çok yönlü angajman" başarısıdır.
Bu yaklaşım, doğrudan bir kapasite meselesidir. Türkiye'nin hızla gelişen savunma sanayisi, farklı coğrafyalardaki operasyonel mevcudiyeti ve köklü NATO üyeliği, ona birçok orta ölçekli gücün sahip olmadığı geniş bir esneklik alanı tanıyor. Dahası Türkiye, gerektiğinde kendi stratejik değerlendirmeleri doğrultusunda adım atmanın getireceği maliyetleri göğüslemeye hazır olduğunu da defalarca kanıtladı. Kapasite ile siyasi iradenin bu birleşimi, Batılı müttefiklerden bölgesel ortaklara ve Küresel Güney ülkelerine kadar uzanan geniş bir yelpazede Türkiye'nin nasıl algılandığını belirleyen temel unsurdur.
ADF, tam da bu stratejik duruşun bir meyvesidir. Burası sadece bir görüşme platformu değil, Türkiye'nin pek çok rakip aktörle aynı anda temas kurabilme yeteneğini, kurumsal bir diplomatik zemine dökme çabasının yansımasıdır. 2021 yılındaki başlangıcından bu yana ADF, devlet ve hükümet başkanlarından bakanlara, uluslararası kuruluş temsilcilerinden politika yapıcılara kadar oldukça geniş bir yelpazeyi buluşturdu. Forumun ulaştığı devasa ölçek dikkat çekici olsa da asıl fark yaratan nokta katılımcı profilindeki çeşitliliktir. Bu yılki zirve, Afrika, Avrupa ve Asya geneline dengeli şekilde dağılmış 150'den fazla ülkeden konuğu ağırlamaya hazırlanıyor.
Farklılıkları uzlaştıran bir platform
ADF'yi asıl farklı kılan unsur, etkileşimin kurgulanma biçimidir. Dünya Ekonomik Forumu (WEF) veya Münih Güvenlik Konferansı gibi köklü pek çok platformda tartışmalar, genellikle önceden belirlenmiş bir senaryo çerçevesinde ilerleme eğilimindedir. Katılım ne kadar geniş olursa olsun meselelerin ele alınış biçimi çoğunlukla belirli bir jeopolitik merkezin bakış açısını yansıtır. ADF ise katılımcıları tek bir anlatıya hapsetmeden, çok çeşitli perspektiflerin özgürce dile getirilmesine zemin hazırlayan farklı bir yol izliyor.
Forumun formatı, bu stratejik yaklaşımı destekler niteliktedir. Klasik kalıpların dışındaki daha esnek yapısı ve gayri resmi temaslara imkan tanıyan tarzı sayesinde ADF, normal şartlarda aynı ortamı paylaşmayacak aktörlerin doğrudan etkileşim kurmasını teşvik ediyor. Bu da söz konusu taraflar arasındaki temas trafiğini ciddi oranda artırıyor. Anlamlı bir fikir alışverişine zemin hazırlayan asıl unsur ise tam da bu etkileşim yoğunluğudur. 2022'de Rusya ve Ukrayna dışişleri bakanlarının bir araya gelmesi ve 2025'te Azerbaycan ile Ermenistan dışişleri bakanları arasında sağlanan temaslar, bu tür kritik görüşmelerin forumun genel gündemiyle nasıl uyum içinde yürütülebileceğini somut şekilde ortaya koyuyor.
Bu yaklaşım, Türk dış politikasının temel taşlarından biri olan "bölgesel sahiplenme" ilkesiyle de yakından ilişkilidir. Bu ilke, bölgesel sorunları dışarıdan dayatılan önceliklerle ele almak yerine hem sorunun teşhisinde hem de çözümün inşasında bölge aktörlerinin asli rol oynaması gerektiğini vurgular. Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan tarafından da son dönemde sıklıkla vurgulanan bu prensip, ADF sayesinde kendine daha doğrudan bir ifade alanı buluyor. Böylece bölgesel seslerin, küresel tartışmaların kenarında kalmayıp doğrudan merkeze taşınmasına imkan tanınıyor.
Zamanlama ve stratejik önem
Bu yılki forumun zamanlaması, forumun önemini bir kat daha artırıyor. Bir yandan Avrupa güvenliğinin geleceğine dair tartışmalar alevlenirken, diğer yandan süregelen çatışmalar bölgesel dengeleri kökten sarsmaya devam ediyor. Bu süreçte Türkiye, artık kıyıda köşede kalmış bir figür olarak değil, farklı cephelerde aynı anda varlık gösterebilen, oyunun merkezindeki bir aktör olarak öne çıkıyor. Çatışan taraflar arasında iletişim kanallarını açık tutma becerisi ve gerilimi düşürme çabalarındaki etkin rolü, Türkiye'nin artık sadece gelişmeleri izleyen değil, sonuçları bizzat şekillendiren daha proaktif bir konuma geçtiğini kanıtlıyor.
Bu çerçevede ADF, birbiriyle rekabet halindeki aktörlerin herhangi bir saf tutma zorunluluğu hissetmeden temas kurabileceği bir ortam sunarak kendine özgü bir işlev üstleniyor. Forumun gayesi çelişkileri ortadan kaldırmak değil, bu çelişkilerin yönetilebileceği bir alan açmak. Bu durum aslında uyumun azaldığı ve görüş ayrılıklarının derinleştiği ancak etkileşimin bir şekilde sürdüğü günümüz uluslararası sisteminin çıplak gerçeğini yansıtıyor.
Belirsizliklerin arttığı bir dünyada bu tür platformlara duyulan ihtiyaç da kuşkusuz artacaktır. ADF, Türkiye'nin özgün stratejik tecrübesinden beslenmesi ve parçalanmışlık ile kronikleşen anlaşmazlıkların ortasında dahi diyaloğu ayakta tutabilen bir format sunmasıyla benzerlerinden ayrışıyor.
[Bilgehan Öztürk, Anadolu Ajansı Stratejik İletişim ve Dış İlişkiler Müdürüdür.]
Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.