Bakan Çağlayan(2/son): Çözüm Süreci Keşke 15 Yıl Önce Yapılsaydı

Son Güncelleme:

Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan, "Hükümetin ortaya koyduğu çözüm süreci keşke 15 yıl önce yapılsaydı Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan, insanların insan gibi, kardeşçe yaşadığı bir ülkeyi tesis ettiklerinin altını çizerek, "Hükümetin ortaya koyduğu...

Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan, "Hükümetin ortaya koyduğu çözüm süreci keşke 15 yıl önce yapılsaydı Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan, insanların insan gibi, kardeşçe yaşadığı bir ülkeyi tesis ettiklerinin altını çizerek, "Hükümetin ortaya koyduğu çözüm süreci keşke 15 yıl önce yapılsaydı. Keşke o tarihlerde var olan Kürt realitesini dışlamamış olsak veya pas geçmek için halının altına koymamış olsaydık. Keşke geçmişin liderleri bundan korkmasaydı, Tayyip Erdoğan kadar başarılı ve cesur olsaydı" diye konuştu.


SETA Vakfı'nda düzenlenen "Türkiye - IMF İlişkilerinde Yeni Dönem" konulu panelde konuşan Bakan Çağlayan, 2008 krizinin Türkiye açısından "şerlerden hayır çıkartılan" bir dönem olduğunu ifade ederek, "Türkiye'de geçmişte üzerindeki baskılardan dolayı bir özgüven eksikliği vardı. Geçmişimizde hep çeşitli sıkıntı ve problemlerle karşı karşıya kaldık. Ama 2008 krizi Türkiye açısından şerlerden hayır çıkartılan bir dönem oldu. Özel sektörümüz kendisini denedi ve gördü, biz ekonomi ve devlet yönetiminin nasıl olacağını test ettik ve gördük. Tüm dünya Türkiye'yi test etti ve gördü" şeklinde konuştu.


-"KEŞKE GEÇMİŞİN LİDERLERİ TAYYİP ERDOĞAN KADAR BAŞARILI VE CESUR OLSAYDI"-


Türkiye'de sadece ekonomik değil demokratik standartlar konusunda da ciddi bir değişim ve dönüşüm yaşandığını ifade eden Çağlayan, zenginliğin tek başına yeterli olmayacağını belirterek, "Zenginlik eğer tek başına yeterli olsaydı bugün Afrika ülkelerinde Tunus'ta Arap Baharı başlamaz ve bu ülkelerdeki bu değişim gerçekleşmezdi" dedi.


İnsanların insan gibi, kardeşçe yaşadığı bir ülkeyi tesis ettiklerini belirten Çağlayan, "Hükümetin ortaya koyduğu çözüm süreci keşke 15 yıl önce yapılsaydı. Keşke o tarihlerde var olan Kürt realitesini dışlamamış olsak veya pas geçmek için halının altına koymamış olsaydık. Keşke geçmişin liderleri bundan korkmasaydı, Tayyip Erdoğan kadar başarılı ve cesur olsaydı" dedi.


-4.3 DOLAR GÜNLÜK GELİRİ OLAN KİŞİ SAYISI 30'DAN 2'YE DÜŞTÜ-


Bundan 10 yıl önce her 100 kişiden 30 kişinin günlük gelirinin 4.3 doların altında olduğunu söyleyen Çağlayan, bugün bu sayının 100 kişiden 2 kişiye düştüğünü ifade ederek, "Bizim 2023 hedeflerimiz var. Tam buna adapte olmuşken Başbakanımız hedefi tekrar büyüttü bu sefer önümüze 2071 hedefi koydu. Bundan gurur duyuyorum. 2002 yılında bir televizyon programında bana yılı nasıl gördüğümü sordular. Dedim ki ben 10 dakika sonra ne olacağını dahi bilmiyorum dedim. Türkiye'de o zaman uzun vade yarındı ama bugün Türkiye 2023 projeksiyonu ve 2071 hedeflerini ortaya koyan bir ülke haline gelmiştir" dedi.


Çağlayan, 30 Mart 2001 tarihinde Merkez Bankasının kasasında 18.4 milyar dolar toplam rezerv olduğunu, bugün ise söz konusu rakamın 135 milyar doları aştığını söyledi.


-4 BİN 269 TEŞVİK BELGESİ VERİLDİ-


2012 yılında açıkladıkları teşvik sisteminin dünyanın en iddialı teşvik sistemlerinden biri olduğunu belirten Çağlayan, 20 Haziran'dan günümüze gelindiğinde 159 bin 402 kişiye istihdam, 68.3 milyar TL'lik sabit yatırım öngören 4 bin 269 teşvik belgesinin Ekonomi Bakanlığı tarafından verildiğini söyledi.


Çağlayan, bu yılın ilk 3-4 ayına bakıldığında geçen yılın aynı dönemine göre karşılaştırılmayacak oranda önemli bir yatırım hamlesinin özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinde görüldüğünü belirterek, "Doğu ve Güneydoğu Anadolu'ya ilk 3 ayda 2 milyar TL sabit yatırım tutarı öngörülüyor. Bunun 1.1 milyar TL'sini sadece Bingöl'e. İstihdamda Diyarbakır'a, Siirt'e, Şanlıurfa'ya baktığımız zaman 6 katlık 10 katlık artış görüyoruz. Bu da bize çözüm süreciyle birlikte o bölgelere kayabilecek yatırımlar hakkında önemli müjde getiriyor" diye konuştu.


Çağlayan, gelecek 10 yılda Türkiye'nin de aralarında bulunduğu grubun dünya milli gelirinin 60'tan fazlasını oluşturacağını belirterek, "Türkiye batıdaki varlığını her zaman korudu ve dünyanın her tarafıyla entegre oldu. Böyle olmasaydı geçen sene 152.5 milyar dolarlık ihracatı gerçekleştirebilir miydik, 97 ülkeye ihracat rekoru kırabilir miydik. Son 4 yılda pazar çeşitlendirmesinin ihracatımıza getirmiş olduğu katkı 42 milyar dolardır. Böyle bir ortamda bizim eksenimiz belli" diye konuştu.


-"BDDK ŞUANDA DOĞRU BİR SÜRECE GİRDİ AMA KEŞKE BEN SÖYLEMEDEN BUNU YAPABİLSEYDİ"-


Çağlayan, faizlerin düşmesini ısrarla söylerken, amacının Merkez Bankası'nı hedef almak olmadığını anlatarak, "Merkez Bankası bu yanlışı 1 yıl sonra düzeltti ve 1 ayda bunun etkisini gördü. Ancak tek başına Merkez Bankası'nın faizleri düşürmesi yetmez. Bunun ekonomiye nasıl yansıdığını görmek lazım. Bunun için de sadece Merkez Bankası değil, BDDK'nın da rol almasını, görevini yerine getirmesini söylemiştim. İyi ki söylemişim. BDDK şuanda doğru bir sürece girdi ama keşke ben söylemeden bunu yapabilseydi" dedi.


Böyle bir ortamda BDDK'nın ve bankaların bu konuda senkronize hareket etmesi gerektiğini dile getiren Çağlayan, IMF'nin ise Türkiye gibi yükselen pazarların daha fazla temsilcisinin içinde yer aldığı bir yapıya dönüşmesi gerektiğini ifade etti. Çağlayan, "188 ülkenin üye olduğu bir kuruluş aradan geçen 66 yılda Batı Avrupa dışında bir başkan getirmemiş. Dünya ve Avrupa eskisi gibi değil, 5-10 yıl sonra bile kriz öncesine dönemeyecek şekilde olan Avrupa'nın yapısını, sistemini ve yönetim tarzını yeniden değerlendirmeli. Bu belki IMF açısından da bir fırsata olacak. IMF bu anlamda kendi yapılanmasını yeniden gözden geçirecektir" diye konuştu.


-2002 YILINDA 23.5 MİLYAR DOLAR OLAN BORÇ KAPANIYOR-


SETA Vakfı Ekonomi Direktörü Erdal Tanas Karagöl ve Araştırma Asistanı Ahmet Semih Bingöl tarafından "Türkiye - IMF İlişkilerinde Yeni Dönem" adı altında hazırlanan analizde ise, Türkiye'nin 2002 yılında IMF'ye olan 23.5 milyar dolar borcunun son taksiti olan 281 milyon SDR'lik kısmını Mayıs 2013 tarihinde ödeyerek, IMF'ye yıllarca olan borçlu konumundan çıkmış olacağı söylendi.


Kuruluşundan kısa bir süre sonra IMF'ye üye olan Türkiye'nin ilk kez 1961 yılında stand-by anlaşması yaptığı, 2008 yılında sona eren 19. stand-by'ın ise IMF ile yapılan son anlaşma olduğunun ifade edildiği analizde, Türkiye ekonomisinin 30 yılı aşan bir stand-by ile yönetim sürecinde, IMF'nin en çok mali destek sağladığı ülkelerden biri olduğuna dikkat çekildi. Türkiye'nin, IMF ile 52 yıl içinde gerçekleştirdiği stand-by anlaşmalarının genelde, bitmesi gereken zamandan önce hedeflere ulaşılamadan sona erdiğine vurgu yapılan analizde, "52 yıllık süreçte, genellikle ekonomik krizlerin ardından mecburi olarak IMF ile stand-by düzenlemesine giden Türkiye, bu zaman aralığında IMF'den 50 milyar doların üstünde kaynak sağlamıştır. Diğer yandan, Türkiye'nin IMF ile yaptığı 18. ve 19. stand-by anlaşmalarında dikkati çeken nokta her iki anlaşmanın da herhangi bir ekonomik kriz olmadan gerçekleştirilmiş olmasıdır. Son iki stand-by anlaşmaları ile birlikte yeni kurulan AK Parti hükümetinin siyasi iradesiyle Türkiye'de çok önemli yapısal reformlara imza atılmış ve yıllarca sürüp gelen ekonomik sorunlar önemli ölçüde ortadan kaldırılmıştır. Türkiye'de son yıllarda gerçekleşen ekonomik istikrar sayesinde IMF ile ilgili beklentiler de azalmıştır" denildi.


2012 yılı başından itibaren sürdürülen IMF kaynaklarının artırılmasına yönelik çalışmalar kapsamında, çeşitli ülkeler tarafından 461 milyar dolar tutarında kaynak taahhüt edildiğinin belirtildiği analizde, Türkiye'nin de bu çabaya katkıda bulunmak üzere Haziran 2012 gerçekleşen G-20 Los Cabos Liderler Zirvesi'nde 5 milyar dolar tutarında taahhütte bulunduğu, konuya ilişkin teknik düzeyde görüşmelerin IMF ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası arasında sürdürüldüğü ifade edildi.(ANKA/SON)


(BRŞ/ÖZK) - Ankara

Kaynak: ANKA