Başbakan Yardımcısı ve Başbakan Vekili Arınç Açıklaması

Son Güncelleme:

"O ilk olayda, çevre duyarlılığıyla hareket edenlere karşı yapılan aşırı şiddet gösterisi yanlıştır, haksızdır."

Başbakan Yardımcısı ve Başbakan Vekili Bülent Arınç, "O ilk olayda, çevre duyarlılığıyla hareket edenlere karşı yapılan aşırı şiddet gösterisi yanlıştır, haksızdır. O yurttaşlarımdan özür diliyorum. Bunu rahatlıkla söyleyebilirim ama sokaklarda tahribat yapanlar, sokaklarda insanların özgürlüklerine engel olmaya çalışanlara bir özür borcumuz olduğunu düşünmüyorum" dedi.


Arınç, Başbakanlık Yeni Bina'da düzenlediği basın toplantısının ardından, soruları yanıtladı.


"Genelkurmay Başkanlığı 'Şırnak'ta bir grup terörist tarafından taciz ateşi açıldığı, bir askerin yaralandığı' açıklamasını yaptı. Bu açıklamayı nasıl değerlendiriyorsunuz, bu saldırı çözüm sürecini tehlikeye atıyor mu" sorusu üzerine Arınç, çözüm sürecinin sağlıkla gittiğini, bundan kimsenin şikayeti olmadığını söyledi.


Genelkurmay Başkanlığının görevi gereği zaman zaman böyle açıklamalar yaptığını anlatan Arınç, "Yani çözüm süreci başladı diye Türkiye'de kurumlar işlerini tatil etmiş durumda değil. Sürecin devam etmesi ve başarılı bir şekilde devam etmesi, en azından 5-6 aydır Türkiye'de terör eylemlerinin olmaması, silahların bırakılması ve ülke dışına çıkılması, bunlar Türkiye'de herkesin beklediği, özlediği bir noktaydı. Bu konu ayrı bir konu. Ama şüpesiz silahlı eylem yapmak isteyen gruplar olursa, giriş-çıkışlar olursa veya Türkiye'nin güvenliğine zarar verebilecek bir takım hazırlıklar olursa sadece Genelkurmay Başkanlığımız değil bütün kolluk güçlerimiz kendi görevinin bilincindedir" diye konuştu.


"Polisin havaya ateş açması sonucu yaralanan Ethem Sarısülük'ün durumu nedir? O sırada havaya ateş açan polis hakkında işlem yapıldı mı" sorusu üzerine Arınç, kendisine Sarısülük'ün durumuyla ilgili not ulaştırılmasını isteyerek, "Bu ismi biliyorum, ilk olaylarda yaralanan bir arkadaşımız. Ben henüz hastanede olduğunu, tedavi altında olduğunu biliyorum. Polisle ilgili ne işlem yapıldığını, onu müsaade ederseniz arkadaşlarım bana bir not olarak ifade etsinler" dedi.


Arınç, "Dün akşam ilgili bütün bakanlar, MİT Müsteşarımız, Emniyet Genel Müdürü ile saat 7.00'den 12.00'ye kadar devam eden bir toplantıda, olayları tahlil etmeleri, analiz yapmaları ve şu andaki durumun ne olduğu, bu olayların bitmesi noktasında hangi tedbirleri aldığımızı kendileriyle görüştüm" şeklinde konuştu.


"Polisler bu ülkenin yabancısı değil, polisler güvenlik güçlerimiz. Şehit olduğu zaman üzüldüğümüz, gazi olduğu zaman üzüldüğümüz insanlar" diyen Arınç, şunları kaydetti:


"Ne kadar asker şehidimiz varsa bir o kadar da polis şehidimiz var. Terörle mücadelede veya güvenlik görevlerini yaparken maruz kaldıkları olaylar sebebiyle üzüldüğümüz, kendilerini kucakladığımız bu memleketin evlatları. Bunlar, ağır bir görev yapıyorlar. Bu görevlerini ifa ederken, 'olağan dışı hatta orantısız güç kullanmak' diyoruz, aşırı şiddet de kullanabiliyorlar. Ancak şu karara vardık. Bu karar, eylemlerin o tasvip etmediğimiz noktasından sonra, şu şekilde cereyan ediyor. Pasif durumdalar yani karşı taraftan birşey gelmedikçe oldukları yerde bekliyorlar, saatlerce ve sabırla. Bir fiili saldırı anında sadece kalkanlarını kullanıyorlar, o yetmezse su sıkıyorlar ama kendi canları hayat bahis mevzu olunca, ancak o zaman gaz kullanıyorlar. Kendilerine gaz kullanmamaları, meşru müdaafa durumunda kalmadıkça gaz kullanmamaları talimatı verilmiştir. Ama bunu fırsat bularak, bazı fotoğraflarda ve kamera kayıtlarında da görüyoruz ki polislerimize ağır hakaretler yapılmakta, ölmeleri istenmekte, fiili saldırılar olmaktadır. Yaralananların sayısına baktığınız zaman, işte 244 civarında zannediyorum isim verdim, neredeyse üç misli polis memuru bulunmaktadır. Bu insanlar 5 günden beri uyumadan güvenlik görevi içerisindedirler. Lütfen onlara karşı da anlayışlı olalım. Bu milletin çocukları, bu memleketin çocukları ağır bir görev yapıyorlar ve hiçbir kamu görevlisinin yapmadığı fedakarlığı ve feragatı gösteriyorlar. Ama İçişleri Bakanımızın, başta Başbakanımızın ve bizim, Emniyet Genel Müdürlüğümüzün talimatı harfiyen uygulanıyor. 'Kendinize yönelik bir meşru müdafa durumunda kalmadıkça gaz kullanmayacaksınız.' Bu son zamanlarda da uygulanan bir sistem oldu."


-"Devletin gücü karşısında hepiniz ezilirsiniz"


"Göstericilerin özür talebi hakkındaki düşünceleriniz nedir. Eğer bu olayları dindirecekse Sayın Arınç özür diler mi" şeklindeki soruyu yanıtlayan Arınç, özür dilenmesinin, çok haklı gerekçeler varsa erdem olduğunu söyledi.


Başbakan Vekili Arınç, şöyle devam etti:


"Ama bu kelimeleri Hükümete söyleterek, Başbakan Vekili'ne söyleterek bundan farklı anlamlar çıkmasın. Ben sözünün eri bir insanım. Bursa'da yaptığım basın toplantısında şunu ifade ettim: Bu göstericiler Gezi Parkı'nda başlayan olaylarda bir çevre duyarlılığıyla, bir yurttaş bilinciyle hareket etmişlerse ki buna inanıyorum, bu insanlara karşı şiddet kullanılmasını asla tasvip etmiyorum. Bunların içerisinde Türkiye'nin çok sevdiği insanlar var. Eşiyle birlikte gelmiş, çocuğuyla birlikte gelmiş, doktor, profesör, sanatçı, yazar, iletişim uzmanı... Birbirlerine haber vermişler ağaçlarımıza sahip çıkalım diye. Oradaki gösteriler, kanunsuz da olabilir ama tek amaçları var, bu ağaçları yıkmayın ve kesmeyin. Bu insanlara gaz sıkmak yerine, 'Kardeşim senin dediğin gibi değil, ben burada şunu yapmak istiyorum. Bak aldığımız karar bu, Büyükşehir Belediye Meclisi'nden geçmiş, altında CHP'nin de imzası var. Oybirliğiyle geçmiş. Ben burada yeşili katletmeyeceğim' diyebilecek adam lazım. O insanlara bir maket üzerinde, bir proje üzerinde 'Hayır, bu ağaçlar şuraya gidiyor, oraya dikilecek ama yerine şunlar gelecek. Biz böylesine bir yeşil alanı hiçbir zaman gözden çıkarmayız' diyecek otorite lazım. Bu Büyükşehir Belediye Başkanı mı olabilir, Vali mi olabilir, Bakanımız mı olabilir orasını bilmiyorum. 'Ama hayır, biz size bunları kesinlikle yaptırtmayız', üzerine şiddetle gidildiği zaman o insanlar tepki olarak daha büyük bir azimle oraya geldiler. Onların maruz kaldığı şiddeti görenler de onlara destek olmak amacıyla sokaklara çıktı."


"Demokratik bütün tepkilere biz varız ama demokratik tepkilerin demokratik yöntemlerle olması asıldır" görüşünü bildiren Arınç, yasa dışı yollarla demokratik taleplerde bulunmanın doğru olmadığını vurguladı.


İnsanların iki dili olduğunu belirten Arınç, şunları söyledi:


"Ya siyaset dilini kullanırsınız ya şiddetin dilini kullanırsınız. Şiddetin dilini kullanırsanız, kimse sizin taleplerinizin ne olduğuna bakmaz. Terörle bunu ayırt etmeye çalışırken kullandığımız bir sistemdir bu. O yüzden Terörle Mücadele Kanunu'ndaki propaganda maddesini değiştirdik, şiddete yöneltmeyi suç kabul ettik. Bu bütün hukuk sistemlerinde de vardır. Yani burada şunu söylemek istiyorum: Şiddetle bir yere varamazsınız, şiddet daha büyük şiddeti celbeder ve devletin gücü karşısında hepiniz ezilirsiniz. Ama demokratik yöntemlerle bu düşüncelerinizi anlatabilirsiniz. Gösteri yapabilirsiniz, bağırıp çağırabilirsiniz. Bütün bunlara tahammül edecek bir Hükümetiz biz. Çünkü kendi özel hayatımızda da geçmiş siyasi hayatımızda da bütün bunların hepsini yaşadık. Ben 40 yıldır siyasetin içindeyim. Terk edilmiş, itilmiş, kakılmışlık duygusunu yaşayan bir insanım. Eşimle kendimle, hayat tarzımla düşüncemle reddedilmiş, gözardı edilmiş bir insanım. Ama bugüne kadar biz hiç kavga etmeyi düşünmedik. Refah Partisi kapandı, isyan etmedik. Fazilet Partisi kapandı, dağa çıkmadık. Demokrasi içerisinde çare ve çözüm aradık. Milletimiz demokrasiyle de bize bütün bu hakları verdi. Şimdi bizim geçmişte yaşadığımız tüm sıkıntıları birileri paylaşmak istiyorsa ben onu anlarım, onun dilinden anlarım. Ama herbirimizin özgürlüğü, bir başka arkadaşımızın özgürlüğüyle sınırlı. 'Ben istediğimi yaparım, sen bana karışamazsın' mantığı hiçbir demokraside yok."


-"Her türlü demokratik protestoyu yap, dinlerim"


Pazar günü İstanbul'da Yeniköy'de bir dostunun nikahına gittiğini anlatan Arınç, şunları kaydetti:


"Nikah şahidiyim, erkek tarafından. Manisalı bir arkadaşımız. Kız tarafı da İstanbul'un en tanınmış ailesi. Şimdi eşimle beraber arabayla girerken, yoldan geçen, Yeniköy'den bahsediyorum, işte tencerelerine vura vura gösteri yapan insanlarımız bizi gördüler. Biz de onları gördük. Biz içeri girdik. Nikah kıyılacak, dışarda gürültüler arttı. Nikah kıyılıyor, dışarda toplanma arttı. Ben kendi adıma bir şeyden korkmam, sadece üzülürüm. Ama düşünün ki düğün sahiplerini, İstanbul'un en saygın iki ailesi. Düşünün ki düğünün davetlilerini, çok seçkin insanlar. Onların gecelerini heba etmeye kimin hakkı var, onları gecelerinde mutsuz etmeye kimin hakkı var? Beni protesto edebilirsin, beni buldun bir yerde bunu yap. Ben buna karşı değilim, yeter ki fiili saldırı olmasın. Her şeyi söyle dinlerim, her türlü demokratik protestoyu yap, dinlerim. Ama içeride bin kişi var, gecelerini zehir etmeye hakkın var mı senin? 50 kişi olan grup sonra bin kişiye çıktı, biraz daha arttı ve bütün düğün boyunca bu gürültü, bu kavga maalesef devam etti. En basitini size söylüyorum."


-"O yurttaşlarımdan özür diliyorum"


"Arabalarından çekilip çıkarılan insanlara kendi sloganlarını söyleten, üstlerine, başlarına saldırıda bulunan insanlar, Taksim Gezi Parkı'nda ağaçlar kesiliyor diye feryat edenler değil onlar böyle bir şeyi hiçbir zaman düşünmediler" ifadesini kullanan Arınç, ama o açılan kapıdan, illegal örgütlerin, anarşist duygularının tatmin edilmesi noktasına gelindiğini söyledi.


İlk olayda, çevre duyarlılığıyla hareket edenlere karşı yapılan aşırı şiddet gösterisinin yanlış ve haksız olduğunu belirten Arınç, "O yurttaşlarımdan özür diliyorum. Bunu rahatlıkla söyleyebilirim ama sokaklarda tahribat yapanlar, sokaklarda insanların özgürlüklerine engel olmaya çalışanlara bir özür borcumuz olduğunu düşünmüyorum. Toplum bunları tasfiye edecek noktadır. Toplumun bütün katmanlarının elini bu sokaktan çektikçe, ortada sadece 5-10 kişilik bir kalabalık kalacaktır. Biz de onları teşhir etmiş olacağız" diye konuştu.


-"Türkiye'ye karşı bence hasmane bir tutumdur"


Arınç, ABD Dışişleri Bakanı John Kerry'nin açıklamalarının sorulması üzerine de dış basında fevkalade dezenformasyon olduğunu ifade etti.


Türk basınının gösterdiği duyarlılığı dışarda bir takım uluslararası televizyon ve kanalların aynı şekilde göstermediğini dile getiren Arınç, "Bu Türkiye'ye karşı bence hasmane bir tutumdur" dedi.


Basının özgür olduğuna işaret eden Arınç, bu konuda yazacaklarını, çizeceklerini kendilerinin tayin etmesinin veya bunu belli bir çerçeveye oturtmalarının mümkün olmadığını belirtti.


Arınç, bu arada Ethem Sarısülük ile ilgili istediği notun gelmesi üzerine, "Bir arkadaşımız biraz önce sormuştu. Numune Hastanesi'nde yatan Ethem Sarısülük kafasından cisimle yaralanmış, şu anda yoğun bakımda tedavisi devam ediyormuş" bilgisini verdi.


Polisle ilgili de Arınç, "Onu Emniyet Genel Müdürüyle veya Bakanla görüşmem lazım. Şu anda o bilgiye sahip değilim" şeklinde konuştu.


Yurt dışındaki televizyon kanallarının yanlı neşriyat yaptıklarına dikkati çeken Arınç, şunları kaydetti:


"Sayın Kerry'nin açıklamaları, Sayın Dışişleri Bakanımız kendisini arayıp görüşmüştür. Önce şuna bakmamız lazım, Türkiye'de yaşanan bu olayları bazı gaflet içindeki insanlar, çünkü iyi niyetli olduklarını düşünmüyorum, bir Arap Baharı'na benzetme gayreti içerisinde. Ne kadar uğraşsanız, böyle birşey mümkün değil, doğru da değil. Türkiye'nin şartları itibarıyla birtakım ülkelerde yaşanmış, adını biz koymadık ama bir bahardan bahsediliyorsa Türkiye'nin şartlarında böyle bir şeyi düşünmek bile herhalde çok yanlış olur. Mesela Türkiye'de yaşanan olayları Wall Street'in işgaline niçin benzetmiyorsunuz? Wall Street'in işgali eylemlerinde Amerikan polisinin takındığı tavrı, mesela o televizyonlar bugün gündeme getirebilir. Getirmezse bizim televizyonlarımızın getirmesi lazım. O zamanki Amerika yetkililerinin yaptığı açıklamaları, bugün Kerry'nin açıklamasıyla yan yana getirdiğiniz zaman 'Kendi ülkenizde olup bitenlere öyle de Türkiye'de olup bitenlere niçin böyle bakıyorsunuz' deme hakkımız olabilir mi?


Şimdi Türkiye'de yaşanan bu olay İngiltere'de olmuyor mu, oluyor, İspanya'da olmuyor mu, oluyor, İtalya'da olmuyor mu, oluyor, Yunanistan da olmuyor mu oluyor. İster bir sosyal bir tepki deyin, ister sosyolojik bir olay deyin, isterseniz iktidara tümden bir tepki deyin, analiz yapıyoruz. Bu tepkileri ortaya koyanların temel amacı AK Parti iktidarına karşı duydukları sevgisizliktir. Çok haksız da değiller. Muhalefeti düşünüyorlarsa AK Parti'yi beğenmelerini onlardan istemek de abestir. İktidara düşen görev, görevini iyi yapmaktır, başarılı olmaktır, sandığa gittiği zaman da ne kadar güven duyuluyorsa o kadar iktidar olmak veya oy almaktır."


-"Biz sokaktakilerle başederiz"


"Kerry veya diğerleri, kim olursa olsun, Türkiye'de yaşanan olayların onlarcası kendi ülkelerinde oluyor. Kendi ülkelerinde buna nasıl teşhis koyuyorlar ve nasıl tepki veriyorsa biz aynısını da onlardan bekleriz" diyen Arınç, Hükümet'in ve devletin güçlü olduğunu, sokak olaylarına pabuç bırakacak noktada bulunmadıklarını bildirdi.


Arınç, "76 milyon büyük bir sükunetle ama üzülerek olayları takip ediyor. Sükunetle takip edenlere minnet borcumuz var. Biz sokaktakilerle başederiz. Dolayısıyla Kerry'nin veya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsünün bir şekilde olaylara bakış tarzı, belli bazı basın organlarındaki tavırla eşit durumdadır. Onların maksatları farklı olabilir. Türkiye'nin dış itibarını azaltmaya yönelik bir çaba içerisinde olabilirler. Ekonomideki gücümüzü kıskanarak takip eden bazı ülkeler, ekonomik kayıplara uğramamızdan memnun olabilirler. Daha fazlasını söylemeyeceğim ama Türkiye'de yaşayan herkes Türkiye'deki olayların ana sebebini bilme noktasında çok rahattır" ifadelerini kullandı.


İktidara bir tepki varsa bunun doğal olduğunu ifade eden Arınç, "İktidarlar bu tepkileri doğal karşılayarak gereğini yapmalıdır. Bağırmak, bastırmaya kalkmak, yok saymak, görmezden gelmek, güçlü bir iktidarın yapacağı şey değildir. Doğrusu biz de onu yapıyoruz" dedi.


- Ankara

Kaynak: AA