Başbakan Yardımcısı ve Başbakan Vekili Arınç Açıklaması

Son Güncelleme:

Arınç."Doğru olan elbette demokrasi içerisinde yöneten insanların üsluplarınınçok daha yapıcı, çok daha olgun, çok daha kuşatıcı ve kucaklayıcı olmasıdır" "Bu olayların bize hatırlattığı bir gerçek varsa herhalde bunun hepsinden ayrı ayrı"...

Başbakan Yardımcısı ve Başbakan Vekili Bülent Arınç, demokrasi içerisinde yöneten insanların üsluplarının çok daha yapıcı, olgun, kuşatıcı ve kucaklayıcı olması gerektiğini belirterek, "Bu olayların bize hatırlattığı bir gerçek varsa herhalde bunun hepsinden ayrı ayrı istifade edeceğiz. Ama ona takılarak, bugün geldiğimiz noktayı meşru göstermek herhalde mümkün değil" dedi.


Arınç, düzenlediği basın toplantısında gazetecilerin sorularını da yanıtladı.


Taksim Gezi Parkı'daki olaylarla ilgili gözaltılar konusundaki bir soru üzerine Arınç, gözaltında çok sayıda insanın bulunmadığını, gözaltına alınan kişilerin bir saat sonra serbest bırakıldıklarını, sadece olay yerinden uzaklaştırmak amacıyla gözaltına alındıklarını söyledi.


Arınç, "Burada kolluk güçlerimiz çok itinalı davranıyor. Hiçbir vatandaşımızın gözaltında uzun süre kalmasını istemiyoruz. Ceza Muhakemesi Kanunu'nun verdiği yetkileri de yargı kendisine tanınan imkanlar içerisinde minimize etmiş durumda. Bu bizce doğru bir davranıştır. Ama olayları sürükleyen, tahrik eden veya gösterilerin içerisinde yasa dışı bir takım faaliyetlerde bulunduğu tespit edilenler veya araçları yakarken, fiili saldırılarda bulunurken gözaltına alınan, olay yerinden uzaklaştırılan insan vardır. Bunların bir kısmı süratle bırakılmaktadır. Belki çok az bir kısmının da içeride halen tutulduğunu biliyorum. Yargısal sürecin içerisindedirler" diye konuştu.


Önümüzdeki günlerde Meclis Genel Kurulu'na gelmesi beklenen Tabiat Kanunu Tasarısı'nı yeniden ele almayı düşünüp düşünmedikleri şeklindeki başka bir soru üzerine ise Arınç, olayların başlangıcında Taksim'de bir yayalaştırma çalışması yapıldığını, buna da hiç kimsenin tepkisi olmadığını anımsatarak, ancak Topçu Kışlası diye bilinen yerde bir betonlaşma olacağı, burada alışveriş merkezi olacağı veya başka ticari amaçlarla bir yapılaşma olacağı bilgisini edinen yurttaşların, iş makinalarıyla 3-4 ağacın yerinden sökülmesi ve birkaçının da tahrip edilmesi karşısında, yurtseverliğin gereği olarak ve içlerinde çok iyi tanıdıkları, tek ortak paydaları insan ve çevre olan insanların bir eylem başlattığını belirtti.


"Bu eylemler meşrudur, haklıdır ve doğrudur" ifadesini kullanan Arınç, içlerinde milletvekili Sırrı Süreyya Önder'in de bulunduğu kişilerin, bu konudaki tepkilerini ortaya koyduklarını dile getirdi.


"Fakat maalesef orada gösterilen bu haklı taleplere karşı, şu veya bu sebeple bu inceleniyor ve araştırılıyor, emniyet güçlerimizin gaz kullanmaya başlaması olayları çığırından çıkarmıştır" değerlendirmesinde bulunan Arınç, İdare Mahkemesince, bölgeye yapılacak inşaatla ilgili yürütmeyi durdurma kararını olumlu karşıladığını ifade ettiğini anımsattı.


Arınç, sözlerine şöyle devam etti:


"Bu karar karşısında, bütün mahkeme kararlarına idare uymak zorunda olduğuna göre, ne yapılıp yapılmadığını, nerede bir eksiklik olduğunu, en azından mahkeme sonucunda bilmemiz gerektiğini düşündüm. Şu anda da aynı kanaatteyim. Çünkü yapılan bazı açıklamalar kafaları iyice de karıştırmaktadır. AVM olacak mı olmayacak mı, betonlaşma olacak mı olmayacak mı, Taksim'deki gezi parkındaki yeşil alanlar tamamen ortadan kalkacak mı kalkmayacak mı? Aksini söyleyenler de var. Bundan daha fazlasını elbette dikeceğiz. Biz çevreye duyarlıyız. Orman demek bizim işimizdir diyen Bakanlarımız var, belediye başkanlarımız var. Ama halkımızın kafa karışıklığını gidermek üzere bu konuda iyi bir bilgilendirmeye ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Bu konuda dava açan ve yürütmeyi durdurma kararını istihsal eden dernek ve dernek yetkilileriyle de bugün veya yarın görüşeceğim. Onların taleplerini ve düşüncelerini de alacağım. Yine bu konuda ilk eylemleri başlatan arkadaşlarımızdan talep olursa onların da olaylara hangi gözle baktıklarını dinleme imkanı bulacağım. Şimdi o ayrı bir meseledir. Yani oraya ne yapılacağı konusunda, ağaçların kesilip kesilmeyeceği veya çevre duyarlılığının ihlal edilip edilmeyeceği konusunda bir itiraz, bir şikayet, bir endişe var. Bu endişeleri gidermek zorundayız. Bu dikkate alacağız."


Meclis'e gelen kanun tasarılarının, önce komisyonda görüşüldüğünü, daha sonra Genel Kurul'a geldiğini, buradan da geçerse Cumhurbaşkanı'nın onayına sunulduğunu, bir taraftan da Anayasa Mahkemesi'nin yargısal denetiminin söz konusu olduğunu anımsatan Arınç, "Ama Taksim'deki gezi parkıyla ve oradaki şikayetlerle ilgili yeni gelecek kanun içerisinde bazı maddeler var veya aynı kapsamda ise buna kesinlikle rıza göstermeyeceğimizi bilmenizi isterim. Peşinen kategorik olarak karşı çıkmayalım. Ama bize düşen bu kanun ne getiriyor, ne getirmiyor, sadece Meclis'i değil, kamuoyunu da aydınlatma görevidir. Dolayısıyla çevrecilerin her konuda, hayvan hakları savunucularının, çevreye duyarlı olan insanlarımızın sade yurttaşlarımızın, bizim gibi, bu konudaki taleplerini külliyen reddetmek yerine, inkar etmek yerine, 'gel bakalım ne diyorsun, beni de bir dinle, ben de seni bir dinleyeyim' noktasına geleceğimizi ifade etmek istiyorum" dedi.


Şehirlerin herkesin gözdesi olduğunu, buralarla ilgili herkesin bir şeyler söyleyebileceğini belirten Arınç, ama bir kentte yapılacak inşaat veya faaliyetler hakkında yerel yönetimlerin ve sivil toplum kuruluşlarının çok daha söz söyleme hakları bulunduğuna dikkati çekti.


Tabiat kurulları ile Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı kurulların itirazlarının dikkate alınması gerektiğini ifade eden Arınç, "Bu olaylar bize şunu hatırlattı. Bu konularda çok daha hassas ve dikkatli olmalıyız ve kamuoyunun duyarlılıklarını peşin hükümle değil, doğru, makul, haklı bularak tartışmalı ve görüşmeliyiz" diye konuştu.


-"Olayın üzerine doğru bir perspektifle bakmamız gerekir"-


"Günlerdir devam eden bu olaylar sonucunda siz Hükümet olarak nasıl bir özeleştiri yaparsınız?" sorusunu ise Arınç, şöyle yanıtladı:


"Hükümet ülkeyi yönetiyor. Bu dünyanın bütün demokratik ülkelerinde böyledir. Hükümetimizde ortak sorumluluk esastır. Biz ülkeyi yönetirken yanlış da yapabiliriz, fazla da yapabiliriz, eksik de yapabiliriz. Bizim yaptığımız herşeyin bir yargısal denetimi vardır. Eğer istenmeyen olaylar olursa veya yanlış işlerimizin karşılığını düşünmek gerekirse buna idari yargıda hizmet kusuru derler, hizmet kusuru da işlemiş bulunabiliriz. Bunu bize hatırlatacak olan insanlara peşin ret gözüyle de bakmayız. Benim demokrasi anlayışım bu. Dolayısıyla yargısal denetimle, kamuoyunun denetimiyle ayakta durmaya çalışan bir hükümetin yapacağı şey olaylara soğukkanlılıkla bakmak, kamuoyunun duyarlılıklarını paylaşmak ve demokrasinin iki önemli koşulu var, çoğulculuk ve katılımcılık, bu ikisini de inkar etmeden, herkesin, 76 milyonun, karar alma mekanizmalarındaki konumunu, söyledikleri sözlerin özgül ağırlığını bilerek hareket etmek mecburiyetindeyiz.


Şimdi olaylar başladığında meseleye çok daha net bakabilseydik, bunu bir çevre duyarlılığı olarak görmek ve kabul etmek durumunda kalırdık. Ama o sırada belki bir aşırı güç gösterimiyle olaylar çizgisinden taşmış ve bugün maalesef hiçbirimizin tasvip etmediği bir noktaya gelmiştir."


Bugün çözüm süreci içerisinde devasa bir mesele ile karşı karşıya bulunduklarını ve bunun başarı ile devam ettiğini vurgulayan Arınç, "Eğer bu sonuç olarak, 30-35 yıldır karşımızda her şeyimizi mahveden bir terör sorununu çözebilecek ve sona erdirecekse bundan daha büyük bir başarı düşünülemez. Türkiye ekonomide en büyük göstergelere kavuşmuşsa ülkemiz zenginleşiyorsa, temel hedefimiz 2023'te bunu daha da büyütmekse bizim bunların üzerinde odaklanmamız lazım. Yani temel mesele olarak 10 tane şey sayabiliriz. Ama bu 10 tane şeyi gölgeleyecek, bu 10 tane şeyin üstünü örtecek ve Türkiye'nin itibarını özellikle dışarıda fevkalade yaralayacak bir konuyu gözardı etmememiz ve bu olayın üzerinde doğru bir perspektifle bakmamız gerekir diye düşünüyorum" dedi.


"Elbette burada kamu görevlilerinin kademe kademe veya farklı farklı yanlış anlamaları, yanlış hareket etmeleri söz konusu olabilir" diyen Arınç, "Bunu Hükümetimiz içerisinde ilgili bakanlarımızla görüşürüz. Bürokratlar içerisinde de görevli olanların yaptıkları görevde sınırı aşıp aşmadığı konusunda da elbette sadece eleştiri değil, bir soruşturma da başlatabiliriz. Yani bir hükümetin, kendini bir olaydan dolayı sorumlu tutması olağan değildir. Bu hükümetin zaafiyetini gösterir. Ama açık yüreklilikle söylüyorum. Sadece bu olayda değil, başka olaylarla da yanlışlıklar yapabiliriz, yapmış olabiliriz, bundan sonra da yapacak olabiliriz. Bize düşen görev, Hükümetimizin ülkemizi en iyi şekliyle yönetmesi ve hepimizin arzu ettiği son gelişmiş noktalara ulaşmasıdır" değerlendirmesinde bulundu.


-"Yöneten insanların üslupları çok daha yapıcı, olgun, kuşatıcı ve kucaklayıcı olmalı"-


"Tüm bu olayların bu noktaya gelmesinde üslupla ilgili bir sorun da olduğunu düşünüyor musunuz?" sorusu üzerine Arınç, "Üslup şüphesiz önemli. Her birimizin kendi üslubu bence kendisi için de toplumda kazandığı değer itibarıyla da fevkalade önemli. Siyasetçiler için de iş adamları için de çok önemli" ifadesini kullandı.


Eskilerin, "Üslubu beyan, aynıyla insan" dediğini anımsatan Arınç, bir insanın ne olduğunu anlamak için üslübuna bakmak gerektiğini belirtti.


Bu konularda belli hedefleri veya belli şahısları ortaya koyma çabalarını doğru karşılamadığını kaydeden Arınç, şöyle devam etti:


"Hepimiz yanlış yapabiliriz. Hepimiz üslubumuzda sert ve kırıcı olabiliriz. Hatta bunu bir siyaset tarzı olarak benimseyenler de olabilir. Öfkeyi de bunun içerisine koymak mümkün olabilir. Ama doğru olan elbette demokrasi içerisinde yöneten insanların üsluplarının çok daha yapıcı, çok daha olgun, çok daha kuşatıcı ve kucaklayıcı olmasıdır. Ben bunda ne kadar başarılıyım bilmem. Ama hepimizin bu konulardaki dikkatine elbette önem verdiğimizi ifade etmek istiyorum. Elbette olaylar ilk başladığında bunun çığrından çıkabileceğini, illegal örgütlerin işin içerisine karışabileceğini düşünmüş olabilirler. Buna dikkat çekmek için veya kendi siyasi çevremize bu konu etrafında uyarmak amacıyla farklı bir üslup kullanılmış olabilir. Ama Türkiye'ye, 76 milyon insana karşı kullanacağımız üslubun herkesin kuşatıcı, ayrıştırıcı olmayan, ötekileştirici olmayan, birilerini diğerlerinden daha aşağıda daha yukarıda görmeyen, kimsenin özel hayat tarzına veya yaşam biçimine saldırı mahiyetinde olmayan bir üslup içinde olmamız lazım. Bu olayların bize hatırlattığı bir gerçek varsa herhalde bunun hepsinden ayrı ayrı istifade edeceğiz. Ama ona takılarak, bugün geldiğimiz noktayı meşru göstermek herhalde mümkün değil. Çünkü bu çevre duyarlılığı olmaktan çıktı, ambulansın içinde polis var mı diyerek, ambulansı yakmaya kadar vardı. Hiçbir çevre duyarlılığı olan insanın bu vahşeti, bu barbarlığı onaylayacağını düşünmüyorum. Dolayısıyla biraz önce işaret ettiğim hususlar içerisinde herkes eksikler fazlalar ne ise bunu bulabilir. Ama ben şu anda Hükümetin Başbakanına vekalet eden bir kişi olarak kendi sorumluluğum içerisinde kendi üslubumu kullanmak durumundayım."


- Ankara

Kaynak: AA