Başkan Sofuoğlu Kula Sivil Anayasa Konferansında
Konuşmasına programın hazırlanmasında emeği geçen katılımcılara teşekkür ederek başlayan Sofuoğlu sözlerine şöyle devam etti.
Manisa Eğitim Bir-Sen Şube Başkanı M. Emin SOFUOĞLU,Manisa Milli Eğitim Şube Müdürü ve Eğitim Bir-Sen Yönetim Kurulu Üyesi Muharrem GÜLFİDAN ile birlikte Kula'da gerçekleştirilen Sivil Anayasa Konferansında Ak Parti Milletvekili Muzaffer YURTTAŞ, Ak Parti Belediye Başkanı Selim AŞKIN ,Ak Parti İlçe Başkanı , İlçe Milli Eğitim Müdürü ,Şube Müdürleri ,Kula Memur-Sen Başkanı Salim TOSUN ,Kula Eğitim Bir-Senve memur Sen Konfederasyonu sendikalar ve Sivil toplum kuruluşlarıyla bir araya geldi.
Değerli katılımcılar,
Ülkesine, insanına, dünyaya ve insanlığa hizmet aşkını her fırsatta ortaya koyan, Türkiye'nin en hızlı büyüyen, sözü yüksek, ufku geniş, en çalışkan, her alanda demokratik katılımcılığa önem veren sivil toplum örgütü olma niteliğiyle;
"Çalışanların ekonomik, sosyal, mesleki hak ve menfaatlerinin geliştirilmesine, Türkiye'nin demokratikleşmesine, sivilleşmesine ve özgürleşmesine katkı sunmak amacıyla" diye başlayan kuruluş manifestosunun ilanının ardından 14 Şubat 1992'de Eğitim-Bir-Sen, sendikal alanda temiz bir sayfa olarak yerini aldı.
Öncü sendika olmanın görüş genişliği ve derinliği ile örnek hizmetlere imza atan bir sendika olarak her yıl genişleyen değil büyüyen bir sendika olmak, heyecanımızı şevkimizi ve gururumuzu arttırmaktadır. Türkiye'nin hiç bir köşesine sıkışmadan tüm ülke sathında yaygınlaşmış bir sendika haline gelmiş olmak sorumluluğumuzu bir kat daha ağırlaştırmaktadır. Ükemizin ve insanımızın kültürel zenginliklerini farklılık ve ayırım noktası haline getirmeden maddi manevi değerlerimize yaslanarak üzerimize düşeni hakkıyla yerine getirmek hepimizin en önemli görevidir. Sendikacılığı iyilikleri artırmanın ve kötülükleri engellemenin izdüşümü olarak yapmaya devam edeceğiz.
15 Mayıs 2011 tarihi itibariyle Eğitim-Bir-Sen'i Kula'da Manisa'da 3700 üyeyle, Türkiye'de 196 bin üyeyle "genel yetkili" sendika yapan; Memur-Sen'i Manisa'da 10 bin, Türkiye genelinde 516 bin üye sayısına çıkaran, Genel Başkanımızdan, Genel Yönetim Kurulumuza, Şube Yönetim Kurullarına, Disiplin ve Denetleme kurullarımızdan, İlçe ve Üniversite temsilcilerimize, İlçe Temsilcilik yönetimlerine, Kadınlar Komisyonlarımıza, İşyeri temsilcilerimize; kuruluşundan bugüne sendikamıza emek vermiş, çeşitli kademelerinde görev almış tüm yöneticilerimize, bütün üyelerimize ve yönetim sorumluluğu taşırcasına sahiplenip katkı sunan isimsiz kahramanlarımıza kadar herkese teşekkür ediyor; 'genel yetki'nin teşkilatımıza, üyelerimize ve ülkemize hayırlı olmasını diliyorum.
Bir sivil toplum örgütü için 500 bin üye sayısını geçmek, demokratikleşme ve sivilleşme konusunda henüz rüştünü ispatlama aşamasındaki ülkemiz için sıra dışı anlamalar barındırmaktadır. Memur-Sen'in bu başarısı, demokratikleşme ve sivilleşme iradesinin derinleşip kalıcı hale gelmesinin en önemli göstergelerinden biridir. 15 Mayıs'lar da sendika üye sayılarına ilişkin resmi ilan yapıldığı için çalışanların yönelimleri, tercihlerinin tescili bakımından son derece önemlidir. Bu yıl 15 Mayıs, Memur-Sen ve yeni Türkiye'nin en yüksek perdeden duyurulduğu tarih olmuştur. Bu tarih her türlü karalama, iftira, yol kesme çabalarına karşın "demokratik ve sivil Türkiye" talebinin, sendikal samimiyetin ödüllendirildiği bir tarihtir.
Türkiye'nin demokratik, aydınlık, şeffaf ve insan merkezli bir sisteme kavuşması doğrultusunda en gür sesi çıkaran, en sivil duruşu sergileyen bir teşkilat olarak, söylemimizle eylemimizin birliğini ve diğer sendikal teşkilatlardan farkımızı ortaya koyan en güzel örnek, büyük bir titizlikle gerçekleştirdiğimiz bu tür programlardır.
Sendikacılığı "kavga zemininde rekabetten, rekabet zemininde hizmet" sendikacılığına dönüştürme iddiası ve ısrarı ile çıkılan yolda ortaya konulan özveri, 196 bin üyeyle Eğitim-Bir-Sen'i zirveye taşımıştır. Değer merkezli, çözüm odaklı, özlük ve özgürlük temelli, sadece tenkit eden değil, teklif de üretebilen bir yaklaşımla sürdürülen hak arama mücadelesinde Eğitim-Bir-Sen, kendine gösterilen teveccühün altında kalmayıp zirvenin hakkını verecektir.
Sendikacılık yapmaya başladığımızda, 'niçin' sorusuna cevap aradık ve sonunda cevabımızı bulduk: Vesayeti deşifre etmek için sendikacılık yapacağız, dedik. Peki, 'bu nasıl olacak' sorusuna ise; 'çerçevesi devlete karşı çizilen sendikacılığa da çerçevesi devlet tarafından çizilen sendikacılığa da karşıyız' cevabını verdik.
Demokrasinin sürekli sekteye uğradığı dönemlerde, vatandaşı göbeğini kaşıyan adam olarak görenler, devlet yönetiminde vatandaşa da sus payı kadar yer vermişlerdir. Milletin değerlerini temsil edenlere küçük bir pay verdiler, egemenliği ise ellerinde bulundurdukları anahtarla kendilerine aldılar. TBMM ilk açıldığında, 1924 Anayasası'nda Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir yazıyor ve egemenliğin TBMM eliyle yürütüleceğini yazıyordu. Ancak günümüzde bu söz, TBMM'nin duvarında bir aksesuardan öte bir anlam taşımamaktadır.
1960 darbesini görmeden, 1970, 1980, 1997, 2007'yi dikkate almadan, devlette yuvalanan kirli bürokratik, oligarşik yapılardan kurtulmadan bu ülkenin demokratikleşmesini beklemek mümkün değildir. Öyleyse her 10 yılda bir milletin iradesini tokatlayarak, haddini bildirerek, ülkenin geleceğini ve mevcudunu karartanların bu kirli alışkanlıklarına son vermek için ciddi bir anayasa değişikliğine ihtiyacımız vardır.
Türkiye'de egemenlik milletin dediler ama her on yılda bir darbe yaptılar. Biz, 'bürokratik oligarşinin yeri çöp sepetidir' dedik. Referandumun tarihi bir fırsat olduğunu biliyorduk. Memur Sen, ülkenin geleceği için, referandumda 'evet' dedi. Çünkü biz değerler sendikacılığı yaptık. Milletin yanında yer aldık. Milletimizin değerlerine sahip çıktık. Mert ve namert böylece belli oldu. Evet demek zorundaydık. Ter akıttık, bedel ödemeye de hazırdık. Bu adanmışlığın davranışıydı. Toplu görüşme sürecinde de sendika olarak üzerimize düşeni yaptık. Daha demokratik bir anayasa içinde üzerimize düşeni yapacağız.
367 dayatması, hangi evrensel hukukun gereği olarak yargıda kabul görmüştür? Soruyorum, 411 milletvekilinin 'başörtülü kızlar üniversitede okusun' diye kaldırdığı eli, kendilerini atayan iradeye minnet borcunu ödemek için 7 yargıcın engellemesi dünyanın hangi hukuk devletinde hoş karşılanacak bir tablodur. Alınan bu karar, başörtüsünü yasaklama kararı değildir. TBMM'nin yetkisini gasptır. Hiçbir mahkeme ve kurumun, başörtüsü gibi, doğal insan haklarını belirleme hak ve yetkisi yoktur. Yapılan, TBMM'ye meydan okumaktır ve TBMM'yi devre dışı bırakmaktır. Yetkinin tanımsızlığından gelişen keyfiyet, milletin aleyhine kullanılmıştır.
28 Şubat döneminde, İmam-Hatip liselerini yok etmek için bütün meslek liselerinin önünü kesen katsayı uygulaması başlatılmıştır. O tarihte yasağa müdahalenin kendi işleri olmadığını açıklayan Danıştayın, bu engel kaldırılınca, yetkiyi kendisinde görmesi ise, apaçık bir çifte standarttır.
Cumhuriyeti koruma ve kollama görevi, mevcut anayasa ile askere verilmiştir. Dünyanın hiçbir ülkesinde, askere böyle bir görev ve yetki verilmez. Cumhuriyet, cumhurdan korunmaz. Askerin işi, cumhuriyeti korumak, ezanın hangi dilden okunacağına karar vermek değildir; hele ki milletin parasıyla Balyoz planları hazırlamak hiç değildir.
12 Eylül'de kabul edilen Anayasa Değişiklik Paketi'yle demokratik cumhuriyete bir adım yaklaşılmıştır. Ülkenin adı demokratik devlet olacaksa, her kurum kendi işini yapmalıdır. Kavramlar, yerli yerine oturmalıdır. Laiklik; inananın inandığı gibi yaşamasını sağlamalıdır. Ülkemizde laiklik şimdiye kadar, hep dindarların dövülmesi için sopa olarak kullanılmıştır.
Türkiye'nin normalleşmesini, demokratikleşmesini ısrarla savunuyoruz. Son dönemde gündemde 'ucube' ve 'çılgın proje' kavramları tartışıldı. Bugün Türkiye'de en ucube olan şey, darbe anayasasıdır. 12 Haziran seçimlerinden sonra gerçekleştirilecek en çılgın proje ise, Türkiye'deki 73 milyon insanı kucaklayacak yeni bir anayasa yapılmasıdır'. Millet ve devlet arasında duvarlar ören değil, köprüler kuran bir Anayasa yapmanın tam zamanıdır. Yeni anayasada darbecilerin değil, milletin ruhu olmalıdır.
Eğitim-Bir-Sen olarak, gelecek tasavvurumuzda özgür birey, sivil anayasa ve sivil toplumun olduğunu belirtmemiz gerekir. 12 Haziran seçimlerinden sonra 'Sivil Anayasa' talebimizin hayata geçirilmesi için azami gayret göstereceğiz. 12 Eylül darbe anayasasının revize edilmesi için uğraşılmasının doğru olmadığını söylüyoruz. Halkın tercihlerine dayanan katılımcı bir Anayasa için yine inisiyatif alacağız.
Memur-Sen, toplumun tüm kesimlerinin taleplerini dikkate alarak bir anayasa çalışması başlatmıştır. Bu çalışmayla en çılgın projeyi gerçekleştirmiş olacağız. Bugüne kadar hazırlanan bütün anayasa metinleri ve taslakları, ya talimatla ya da sipariş uzerine hazırlanmıştır. Memur-Sen olarak milletin ruhunu anayasaya verecek öyle bir çalışma başlattık ki; Milletin nasıl bir anayasa istediğini ortaya kovabilmek için 84 soruda nasıl bir anayasa istendiği sorusuna, toplumun her kesiminden toplam 50 bin kişiye yüz yüze anket yaparak cevap arayacağız. Yeni anayasanın ruhuna, diline, yargının tanımına yönelik sorulara cevap arayacağız. Özgürlükler ve haklar boyutunu ele alacağız. Kanaat önderleri ile de derinlemesine mülakatlar yapacağız. Bu çalışma, Cumhuriyet tarihinde ilk kez halkın taleplerine dayanan bir anayasa çalışması olacaktır.
Türkiye'de devlet ile millet arasındaki kaynaşmanın tam anlamıyla sağlanabilmesi için yeni bir anayasaya ihtiyaç olduğu aleni bir gerçektir. 12 Eylül referandumuyla birlikte hayata geçen 26 maddelik düzenleme bile devlet ile milleti birbirine yakınlaştırmıştır.
1960 darbesi sonrası oluşturulan tabuların bir kısmına 12 Eylül'de dokunulmuştur. Ferhat Sarıkaya'lar artık meslekten ihraç edilemeyecektir. Ancak, YÖK'e, MGK'ya halen dokunulmamıştır. 'Ordu Göreve' pankartı altında yürüyenlerin himayesi olan YÖK, yöneticisinin iyi niyetine bakılarak değerlendirilmemeli; en kötüsünün işbaşına geldiği zaman bile kötülük yapamayacağı yasal düzenleme yapılmalıdır. 12 Haziran sonrası hazırlanacak yeni anayasada bunu ıskalama lüksümüz yoktur.
Ülkenin gerçek sorunları hala çözülememiştir. Başörtüsü yasağı devam ediyor. 12 yaşına gelmeyen çocuklar yaz kuran kursuna, 15 yaşına gelmeyenler ise kuran kursuna gidemiyor. Çevik Bir'in talimatıyla getirilen kesintisiz dayatması devam ediyor. Eğitim sisteminde vesayet hala deşifre edilmiş değildir. Din eğitimi, mesleki eğitim ile çıraklık eğitiminin önündeki engellere de dikkat çekmek istiyorum.
Yeni anayasanın; kısa, öz, anlaşılır bir şekilde, süreci ve yöntemi millete dayandırılarak yapılması önemlidir. Anayasanın, sadece hukukçuların görüşlerini değil, toplumun her kesiminin hassasiyetlerini içine alacak şekilde yapılması gerekir.
Yeni anayasa, özgürlük alanlarını açıp, demokratik bir iklim oluşturarak, evrensel hukukun garantisi altında olan haklara kimsenin dokunmamasını sağlaması gerekir. Anayasada kurumsal haritanın belirlenmesi de önemlidir.
Eğitim Bir-Sen olarak ülkenin sorunlarını dillendirmeye, çözüm önerilerimizi de ortaya koymaya devam edeceğiz.
Sofuoğlu Siyasi partilere de çağrımız, yeni anayasaya yönelik taahhütlerini ortaya koymaları, seçimden sonra da bu sözlerini tutmalarıdır şeklinde konuştu.