Uygulamayı yükle! YÜKLE

Cizre - Doç. Dr. Osman Can : Ortada Ne Hukuk Var Ne Hukuk De

Son Güncelleme:

Şırnak Barosu'nun Düzenlediği Panele Katılan Anayasa Mahkemesi Raportörü ve Demokrat Yargı Derneği Eşbaşkanı Doç.dr. Osman Can, "devletin İskeletini Oluşturan Neredeyse Tüm Kurumları Yüzde 80 Darbe Yasaları Oluşturmaktadır. Yani Parlamentonun İradesi Yoktur, Yani Bizim İrademiz Yoktur, Yani Toplumun İradesi Hiç Yoktur. Parlamentonun İradesine Dayanmayan, Toplumun İskeletine Dayanmayan Bu Sisteme Hukuk Devleti Demişiz. Ortada Ne Hukuk Var Ne de Hukuk Devleti" Dedi.

ŞIRNAK Barosu'nun düzenlediği panele katılan Anayasa Mahkemesi raportörü ve Demokrat Yargı Derneği Eşbaşkanı Doç.Dr. Osman Can, "Devletin iskeletini oluşturan neredeyse tüm kurumları yüzde 80 darbe yasaları oluşturmaktadır. Yani parlamentonun iradesi yoktur, yani bizim irademiz yoktur, yani toplumun iradesi hiç yoktur. Parlamentonun iradesine dayanmayan, toplumun iskeletine dayanmayan bu sisteme hukuk devleti demişiz. Ortada ne hukuk var ne de hukuk devleti" dedi.


Şırnak Barosu'nun 'Sivil anayasa ve eksiksiz demokrasi' konulu paneli Cizre İlçesi'nde düzenlendi. Sempozyuma Anayasa Mahkemesi raportörü ve Demokrat Yargı Derneği Eşbaşkanı Doç.Dr. Osman Can, Prof.Dr. Doğu Ergil, Prof. Dr. Ergün Özbudun ve Prof. Dr. Serap Yazıcı,Doç. Dr. Yücel Sayman konuşmacı olarak katılırken, sempozumu bölge belediye başkanları, bölge barolarına kayıtlı avukatlar katıldı.


Sempozyumun açılış konuşmasını yapan Şırnak Baro Başkanı Nuşirevan Elçi, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan bu yana hazırlanan tüm anayasaların olağanüstü dönemlerde hazırlandığını söyledi. Eksiksiz bir demokrasi için öncelikle toplumsal mutabakatla kabul edilmiş,eşit yurttaşlık anlayışına dayalı ,her türlü cesayetçi oligarşik anlayışa kapalı bir anayasanın şart olduğunu belirten Elçi, "Ülkede kendini öteki kabul eden büyük bir topluluk oluşmuştur. Devlet ideolojisi Kemalist, beyaz,Sünni Müslüman,Türk,erkek eksenine dayandığından bu özellikleri taşımayan ötekileştirilmiştir.Kürt sorununun içinden çıkılmaz bir hal almasında 1982 anayasası ve anayasayı hazırlayan zihniyetin inkar ve baskı politikası önemli rol oynamıştır.Sonraki iktidarlarda bu ateşten gömleği giymeye cesaret edememişler, sorunun çığ gibi büyümesine seyirci kalmışlardır" dedi.


Anayasa Mahkemesi raportörü ve Demokrat Yargı Derneği Başkanı Doç. Dr. Osman Can, "Yönetilmekte olduğumuz, bize dayanıtalan bir anayasalar var. Teşkilat-ı Mahsusa anayasası var. Devletin sahipliğini, devletin koruyuculuğunu veya devletin gardiyanlığını yapanların anayasası var" dedi.


Can, şöyle dedi: "Bunu net olarak söylemek isterim ki toplumumuzun bir anayasası yok. Biz anayasasız bir toplumuz . Bu topraklarda yaşayan halkların bir anayasası yok. Hindistan işgal altındayken Hindistan toplumuna işgalci güçler getirip alın size anaysa bunu uygulayın şeklindeki bir tablo ne kadar demokratikse Türkiye'deki şu anki tabloda bir o adar demokratiktir. Devlet dediğimiz aygıt bu şekilde çıkmış bir aygıttır .Bunun içinde ordu var, yargı var ve daha bir çok güç kesimi var. Yargı 1950 yılına kadar tek parti anlayışından başka bir amaç taşımamıştır 1960 yılına gelindiğinde yargı darbe ile tasfiye ediliyor daha sonra 1961 anayasası ile yargı üzerinde etkisini sürdürüyor ve deniliyor ki yargı tarafsızdır. Yargının tarafsız olmadığı bir hukuk sisteminde adaletten pek söz edemeyiz Demokrasinin olmadığı bir yerde de yargı tarafsız olamaz. 1980 darbesi yargı açısından farklı bir husus öngörmüyor. Oluşturulan HSYK ile bir nevi mikro güvenlik konseyi kuruldu" dedi.


Halkın olmadığı bir sistemde o sisteminin başarılı olmasının söz konusu olmayacağını savunan Can, şöyle dedi: "Toplum gittikçe devletten uzaklaşır ve soğur. Yargının halkın ve toplumun değer yargılarından kopması demek yargının iflası anlamına geliyor. Bizim demokratik taleplerimiz karşısında ,özgürlük taleplerimiz karşısında kırmızı çizgileri inşa eder, kırmızı çizgiler çerçevesinde de özgürlük taleplerimizi metafizik gerekçeler kullanarak bastırır. 1980 darbesi ile 81 ve 82 anayasası yapılmıştır. Bunlar hep darbe anayasasıdır. Halka rağmen bir devlet inşası ve halka rağmen bir devleti sürdürme anayasasıdır. Yargının tüm yasalarına baktığımız zaman darbe yasalarıdır. Siyasi partiler yasasına bakıldığı zaman nasıl siyaset yapılacağı hususunda yine darbe yasaları işlenmektedir. Devletin iskeletini oluşturan neredeyse tüm kurumları yüzde 80 darbe yasaları oluşturmaktadır. Yani parlamentonun iradesi yoktur, yani bizim irademiz yoktur, yani toplumun iradesi hiç yoktur.Parlamentonun iradesine dayanmayan, toplumun iskeletine dayanmayan bu sisteme hukuk devleti demişiz. Ortada ne hukuk var ne de hukuk devleti"


Prof. Dr. Doğu Ergil, Türkiye'de devleti, milleti ve vatanıyla bölünmez bütünlüğü olarak gören anlayışın milleti ve vatanı devletin malı,yani yeri geldiğinde vatan ve milletin devlet için harcanabileceği anlayışının hakim olduğunu söyledi. Ergil, "Ülkede hukuk değil iktidar mücadelesi var. İktidar ile gücü toplumdan alan ademi merkeziyetçi anlayışın mücadelesi var. Bugün Türkiye'de bireyler kendilerini korumak için kendilerini cemaate adamıştır. Bugün cemaat sayısı Osmanlı döneminden daha fazla hale geldi. Laiklik tutuculuk haline geldi. Dindar olan da oluşturduğu cemaat kültürü ile bireysel inisiyatifin gelişmesinde engel olmuştur. Ayrıca Atatürk sevgisi ve hayranlığını ideoloji nesne haline getirildiğinde toplumsa kutuplaşmanın önünü açarsınız" dedi.

Kaynak: DHA