Gazze Mutfağı: Direnişin Sembolu
Leyla El-Haddad, Gazze mutfağının kültürel hafızayı koruduğunu vurgulayarak, yemeğin direniş aracı olduğunu belirtti.
Gazeteci ve aktivist Leyla El-Haddad, Gazze'de devam eden soykırım sürecinde fiziki yok etmenin yanı sıra kültürel hafızayı silmenin de hızlandığına işaret ederek, "Böylesi bir zamanda Gazze mutfağı ve yemek, Filistinlilerin hem geçmişlerini hem de onur ve insanlıklarını koruyabildikleri önemli alanlardan biri haline geldi." dedi.
Ödüllü "Gazze Mutfağı: Bir Filistin Mutfak Yolculuğu" kitabının ortak yazarı, gazeteci ve aktivist Leyla El-Haddad, AA muhabirine, Gazze mutfağının zor koşullardan etkilenerek nasıl geliştiğini ve Gazze halkının direncini nasıl yansıttığını anlattı.
Haddad, bir yandan Gazze mutfağına özgü "Gazze salatası"nı hazırlarken, diğer yandan mutfağın yalnızca tariflerden ibaret olmadığını, bir halkın kültürel hafızasını, yaşadığı coğrafyayı, tarihini ve kimliğini yansıtan en güçlü anlatım biçimlerinden biri olduğunu dile getirdi.
Gazze'de doğup büyüyen Haddad, Gazze nüfusunun büyük bölümünün 1948'de Nekbe'de Filistin'in muhtelif yerlerinden sürülen insanların çocukları ve torunlarından oluştuğunu ve bu nedenle Gazze mutfağında kullanılan her malzemenin Filistinlilerin kök saldığı kasaba ve köylerin hafızasını taşıdığını söyledi.
Filistin'in farklı bölgelerinden Gazze'ye sürülen insanların kültürel hafızalarını korumanın en güçlü yollarından birinin yemek olduğunu kaydeden Haddad, yüz ölçümü açısından küçük bir yer olmasına karşın Gazze'nin zengin bir mutfak hafızasına ev sahipliği yaptığını anlattı.
Haddad, Gazze'de 8 Ekim 2023'ten bu yana devam eden soykırım sürecinde fiziki yok etmenin yanı sıra kültürel hafızayı silmenin de hızlandığından bahsederek, "Böylesi bir zamanda Gazze mutfağı ve yemek, Filistinlilerin hem geçmişlerini hem de onur ve insanlıklarını koruyabildikleri önemli alanlardan biri haline geldi." dedi.
Yemeğin doğası gereği politik olduğunu ve her yemeğin bir halkın tarihini, yaşadığı coğrafyayı ve üretim koşullarını anlattığının altını çizen Haddad, Gazze mutfağının da tarih boyunca ticaret yollarının kesişiminde bulunan bu bölgenin zenginliğini, Nekbe sonrasında buraya sığınan insanların mirasını ve bugün İsrail ablukasının gündelik yaşam üzerindeki etkilerini anlattığını ifade etti.
Mutfağı korumak kültürel hafızayı korumanın yollarından biri
Haddad, Filistin bağlamında yemek kültürünün çok büyük bir anlamı olduğunu kaydederek şu şekilde konuştu:
"Yemek yapmak, tarihimizi korumanın ve aktarmanın, kültürel silinmeye karşı koymanın bir yolu. Ben bunu 'mutfak direnişi' olarak adlandırıyorum. Çünkü aktif bir silinme sürecinde insanlar yalnızca topraklarını değil, onurlarını ve insanlıklarını da kaybetmeye zorlanıyor. Gıda yardımlarına bağımlı bırakılıyor, insandışılaştırılıyorlar. Böyle bir ortamda yemek, hafızayı ve kimliği koruyabilen en güçlü araçlardan biri haline geliyor. Bir yandan gıda sistemi bilinçli biçimde çökertildi ve açlık bir silah olarak kullanıldı. Diğer yandan Filistinliler aynı yemeği direnişin aracı haline getirdi."
"Gazze Mutfağı: Bir Filistin Mutfak Yolculuğu" kitabını yazarken tarifleri kayda geçirmenin yanı sıra Gazze'nin tarihini, siyasetini ve gündelik yaşamını belgelemeyi de amaçladıklarını belirten Haddad, bu kitabın Filistin mutfağını öğretmenin ötesinde Gazze'yi diğerleri gibi sıradan insanların yaşadığı bir yer olarak göstermeyi de amaçladığını ifade etti.
Haddad, Filistin mutfağının Filistinlilerin kültür, tarih, onur ve insanlıklarını işgalden koruyabildikleri bir alan olması nedeniyle önemli olduğunu vurgulayarak, "Mutfağı önemli kılan dış müdahalenin ulaşamadığı nadir alanlardan biri olmasıdır." diye konuştu.
Modern tarihin en hızlı ve tasarlanmış kitlesel açlık örneği
Gazze'de soykırım yapan İsrail'in, Filistinlileri gıda egemenliğinden sistematik bir biçimde mahrum bıraktığını anımsatan Haddad, yiyecek-içecek girişine dair İsrail ablukasının 2023 öncesinde de uzun yıllardır süregeldiğini belirtti.
Haddad, abluka döneminde Gazze halkının seralar kurarak ve yeni yöntemler geliştirerek bu kısıtlamaları aşmanın bir yolunu bulduğundan ve soykırıma kadar sebze üretiminde büyük ölçüde kendisine yetebildiğinden bahsetti.
Soykırım sürecinde Gazze'nin ekilebilir tarım arazilerinin ve meyve veren ağaçlarının yaklaşık yüzde 97'sinin yok edildiğini bildiren Haddad, bu durumu "modern tarihin en hızlı canlı yayınlanan yıkımlarından biri ve aynı zamanda tasarlanmış kitlesel açlığın örneği" olarak nitelendirdi.
Haddad, İsrail'in ayrım gözetmeyen saldırılarının tarım alanları, balıkçılık, sulama sistemleri, kuyular ve üretim altyapısı hedef alarak insanların kendi yiyeceklerini üretme imkanını ortadan kaldırdığını kaydetti.
İsrail'in ayrım gözetmeyen saldırılarındaki amacın sadece fiziksel yıkım değil aynı zamanda mekanın hafızasını da silmek olduğuna işaret eden Haddad, işgalcilerin Gazze halkına atalarından miras kalan tarım bilgisini, yerel ürünleri ve mutfak kültürünü unutturmayı hedeflediğine dikkati çekti.
Haddad, gıdaya erişimi engelleyerek insanların direncini kırmaya çalışmanın, yerleşimci sömürgeciliğin tarih boyunca kullandığı bir strateji olduğunu belirterek, "Gazze'de de benzer bir strateji uygulandı. Yıllardır gıda girişi kontrol altında tutulduğu için açlık kısa süre içerisinde silaha dönüştürülebildi." ifadelerini kullandı.