Irkçılık Artık Daha Gizli ve Yapısal
BM Komitesi, ayrımcılığın yasaklanmasının yeterli olmadığını, güçlü liderliğe ihtiyaç olduğunu belirtti.
Birleşmiş Milletler (BM) Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılması Komitesi (CERD) üyeleri, ırkçılığın bugün daha gizli ve yapısal forma büründüğünü, devletlerin ayrımcılığı anayasalarında yasaklamasının yeterli olmadığını ve ayrımcılıkla mücadelede güçlü liderliğe ihtiyaç olduğunu belirtti.
"21 Mart Uluslararası Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılması Günü" dolayısıyla AA muhabirine değerlendirmelerde bulunan Komite üyeleri Doç. Dr. Michal Balcerzak ve Dr. Tina Stavrinaki, 1968'den bu yana sözleşmenin neyi başardığını ve bugünkü zorlukları anlattı."
CERD Başkanı Doç. Dr. Michal Balcerzak, 21 Mart'ın aynı zamanda Güney Afrika'daki Sharpeville katliamını anımsattığına işaret ederek, "Güney Afrika'da onlarca yıl apartheid sistemi vardı ve bu, ırk ayrımcılığının açık tezahürüydü. Bazı siyasi modellerde, sistemlerde, dünyadaki ırkçılık ve ırk ayrımcılığının görünür ve görünmez tezahürleri vardı." dedi.
Balcerzak, transatlantik köle ticareti dahil, ırk ayrımcılığının çok acı verici bir geçmişi olduğunu söyleyerek, "Irkçılığın bazı emareleri bastırıldı ve başarılı şekilde azaltıldı ancak sonuçları hala belirli sosyal alanlarda var. Yüzyıllarca süren transatlantik köle ticareti sonlandırılmış olsa bile sonuçları gelecek nesilleri de etkiliyor." diye konuştu.
Irkçılıkla mücadelenin her zaman adalet, eşitlik ve barışçıl bir arada yaşam mesajını iletme mücadelesi olduğunu vurgulayan Balcerzak, "1969 Sözleşmesi çok iddialı bir antlaşmaydı. Başlığı ırk ayrımcılığının ortadan kaldırılmasına atıfta bulunuyor. 1960'larda hazırlayanlar bunu ortadan kaldırmak istediler. Ne yazık ki 60 yıl sonra ırk ayrımcılığı hala ortadan kalkmadı." değerlendirmesinde bulundu.
Balcerzak, Komitedeki çalışmalarında devletlerden gelen heyetlerin sıklıkla "Ülkemizde ayrımcılık yok çünkü anayasa bunu yasaklıyor" şeklinde beyanlarına dikkati çekerek, "Gerçekten bunu çok duyuyoruz ama bu yeterli değil. Biz bu cevaptan memnun değiliz. Pratiğe de yakından bakmamız gerekiyor. Kitaplardaki hukuk değil, eylemde olan hukuk belirleyici oluyor." ifadelerini kullandı.
"Dijital alanda nefret söylemi artıyor"
Irkçılığın ifade biçimlerindeki değişimlere değinen Balcerzak, "Siber alanda, sosyal medyada nefret söyleminde bir artış var. Nefret söylemi üretmek, ırkçı ve ayrımcı dil kullanmak, ister siber alanda ister dışarıda olsun, ifade özgürlüğü değil, ifade özgürlüğünün kötüye kullanılmasıdır." dedi.
Dijital iletişim alanının tarihte eşi görülmemiş bilgi ve fikir akışına sahip olduğunu belirten Balcerzak, "Bu aynı zamanda ırk ayrımcılığının ne yazık ki görünür olduğu bir alan. Bunu bastırmak için elimizden geleni yapmamız gerekiyor." diye konuştu.
Balcerzak, "Son derece endişe verici olan şu ki belirli siyasi partiler, siyasi alanlar göç, azınlıklar kartını oynuyor gibi görünüyor. İnsan doğası her zaman bize iyi tarafını göstermiyor." ifadelerini kullandı.
"Etnik kimlikleri inkar eden devletler var"
Dünyada bazı çatışmalarda etnik kimliğin bile inkar edildiğine dikkati çeken Balcerzak, "Eğer bir devlet başka bir devletin veya grubun ulusal veya etnik kimliğini tanımıyorsa, bu varoluşsal bir problem. Bir devlet 'Sizi bir ulus veya etnik grup olarak tanımıyoruz' diyorsa, aslında bu bir ırk ayrımcılığı sorunudur." dedi.
Balcerzak, "Devletlerin diğer devletlere ve insanlara adil davranması, farklı ırk, renk, köken gibi nedenlerle ayrımcılık yapmaması, göçmenlere veya sığınmacılara karşı savaş açmaması gereken bir dünya görmek istiyoruz." diye konuştu.
Periyodik raporlamanın yanında Komitenin aynı zamanda acil eylem mekanizmasıyla hızlıca açıklama yapabildiğini veya devlet yetkilileriyle temas kurduğunu anlatan Balcerzak, "CERD, haftalarca veya aylarca beklemeden oldukça hızlı tepki verebiliyor. Bunu, Filistin'deki durum için, Sudan'daki durum için daha önce yaptı." ifadesini kullandı.
"Irkçılık artık daha gizli ve yapısal"
Komite üyesi Dr. Stavrinaki de ırk ayrımcılığının politikalar açısından artık daha gizli olduğunu dile getirerek, "Daha az ayrımcılık yasası var ama pratikte yapısal eşitsizlikler var. Polislikte, konutta, istihdamda bu ayrımcılığı pekiştiren politikalar var. Göç politikaları da bu eşitsizlikleri besliyor." diye konuştu.
Küresel göç politikalarının büyük bir zorluk olduğunu belirten Stavrinaki, şöyle devam etti:
"Göç ve mülteci politikalarına vurulan damgalar yabancı düşmanlığını ve ayrımcılığı körüklüyor. Her şeyden önce ırkçılığın ve ayrımcılığın kötülüğünü bilen, bu konuda net olan güçlü liderliğe ihtiyacımız var. Kapsayıcılık ve çeşitliliğin demokratik toplumları nasıl zenginleştirdiği mesajlarını gönderebilecek liderlere ihtiyacımız var."
Yapısal eşitsizliklerle mücadele edilmesi gerektiğinin altını çizen Stavrinaki, "Bu dezavantajla mücadele etmezsek, ırkçılık karşıtı politikalar her zaman dağınık ilerleyecek ve uzun vadeli çözümlerden uzak olacak. Kurumların da biraz kendi içine bakması gerekiyor çünkü kurumlar da kasıtsız olarak ayrımcılığı körükleyebilir." ifadelerini kullandı.
Stavrinaki, "Üniversitelerin, mahkemelerin, polisin, istatistik kuruluşlarının, daha geniş kurumların toplumu nasıl daha iyi yansıtacağını ve politikalar oluştururken toplumu nasıl dikkate alacağını anlaması gerekiyor." dedi.
"Kimlik siyaseti ve insanlıktan çıkarma anlatısı çatışmaları yoğunlaştırıyor"
Uluslararası silahlı çatışmalarda ırk ayrımcılığının rolüne işaret eden Stavrinaki, kimlik siyasetinin ve insanlıktan çıkarma anlatısının çatışmaları meşrulaştırdığını belirterek, "Etnik, ırksal veya tarihsel farklılıklar, çatışma ortamında şiddeti yönlendirmek ve grupları marjinalleştirmek için kullanılıyor." diye konuştu.
Stavrinaki, Her Türlü Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşme'nin Soykırım Sözleşmesi'nden sonra kabul edilen ilk sözleşme olduğunu ve Uluslararası Adalet Divanına (UAD) dava açmanın yasal dayanağı olması bakımından birçok uluslararası sözleşmeye göre daha kolay dava açılabildiğini hatırlatarak, "Bu da UAD'ye ırk ayrımcılığıyla ilgili daha fazla devletler arası dava getirilmesinin nedenlerinden biri." ifadesini kullandı.
Irk ayrımcılığının silahlı çatışmalarda oynadığı rolü anlamanın önemine dikkati çekerek, "Ayrımcılık, çatışmaların yeterince keşfedilmemiş bir unsuru. Gazze'deki durum ayrımcılık, apartheid etrafındaki araştırmaları bir şekilde artırdı ama hala yeterince anlaşılamadı ve UAD'deki davaların bazı açıklamalar getireceğini umuyorum." dedi.
"21 Mart her zamankinden daha önemli"
Stavrinaki, 21 Mart Uluslararası Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılması Günü'nün neden hala önemli olduğu sorusuna, "Her zamankinden daha önemli. BM'nin şu anda karşılaştığı zorluklara ve dünyada şiddetlenen eşitsizliklere rağmen her zamankinden daha önemli olduğunu düşünüyorum." yanıtını verdi.
Stavrinaki, "Bu sözleşme, özellikle sömürgecilik sonrası, anti-sömürgeci bir araç ve bu eşitsizlik sorunlarını ele almada, daha fazla devleti, daha fazla insanı masaya getirmede hayati önem taşıdığını düşünüyorum." diye konuştu.