Uygulamayı yükle! YÜKLE

Kılıçdaroğlu Tüsiad'ın Konuğu Oldu

Son Güncelleme:

* CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu Açıklaması

* CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu:


"18 yaşına gelip suç işlediği zaman idam etmesini biliyoruz. 'Üniversite yönetiminde senin de yüzde 10'luk katkın olsun' dediğimiz zaman, 'aman efendim, yönetimde söz hakkı mı olur, üniversite öğrencisi düşünür mü? Otursun test çözsün.' Bu anlayışa karşıyız"


(Kürt meselesinin çözülmesinde demokratik özerklik konusu) "Eğer bir ülke bölünüyorsa zaten insanlar mutlu değildir. Hangi insan 'ülkem bölünüyor' diye mutlu olabilir? Etnik kimliği getirdik siyasetin odağına koyduk, inançları getirdik siyasetin odağına koyduk"


"Biz Doğu, Güneydoğu'ya üçüncü yol olarak gideceğiz dedik. Herkesin inancına, herkesin etnik kimliğine saygı göstererek, onların işsizlik sorunu, onların yoksulluk sorunu bölgenin kalkınmışlığı, kültür, sosyal sorunları"


"Hiçbir düşüncenin önüne baraj konulmasını da istemiyoruz"


Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneğinin (TÜSİAD) 2011 milletvekili genel seçimi öncesi düzenlediği "Siyasi Parti Genel Başkanları


Toplantı Dizisi"nin konuğu olan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, burada yaptığı konuşmada, TÜSİAD'ın 40. yılını kutlayarak, TÜSİAD'ın önemli bir marka olduğunu belirterek, TÜSİAD'ın demokrasiye duyduğu özlemle, demokrasiyi geliştirmek için çaba harcayan bir kurum olarak aklında durduğunu söyledi. CHP'nin de önemli bir kimlik, önemli bir kurum olduğunu, kaydeden Kılıçdaroğlu, partiyi kuranların önce Cumhuriyet'i kurarak, daha sonra çok partili rejime geçerek, sonra da çağdaş bir demokrasi için Türkiye'yi ortanın solu politikasıyla sosyal demokrasiyle tanıştırarak, üç devrime imza attığını anlattı. Kılıçdaroğlu, "Şimdi 4. değişime imza atmak istiyoruz, demokrasi ve özgürlük. Devletin baskıcılığından, sivil toplumun özgürlüğüne geçmek istiyoruz" dedi.


ÖZGÜRLÜK KİŞİNİN ÖZEL YAŞAMININ DA GÜVENCESİ OLMALIDIR


TÜSİAD'ın hazırladığı Anayasa çalışmasına değinen Kılıçdaroğlu, demokrasilerde fikir özgürlüğünden korkulmaması, herkesin düşüncelerini özgürce dile getirmesi gerektiğini belirterek, kendilerinin de referandum sonrası 12 Aralık'ta yeni anayasa için


Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a çağrıda bulunduğunu, oturup temel ilkelerini belirleme önerisini getirdiğini, önce "olur" denildiğini, ancak sonra vazgeçildiğini söyledi. Kılıçdaroğlu, hazırlanacak anayasanın 3 temel kuralı olduğunu belirterek, "Birincisi özgürlüğü kısıtlamayan, düşünce ve ifade özgürlüğünün kapılarını aralayan bir anayasa olması lazım. Özgürlük aynı zamanda kişinin özel yaşamının da güvencesi olmalıdır. Parlamentonun gündeminde TCK'da değişiklik yapan bir düzenleme var. Herhangi birinizin özel yaşamıyla ilgili bir olay bir internet sitesine düştüğünde, ertesi gün bütün gazeteler, televizyonlar bunu kullanabilecekler ve suç olmaktan çıkacak. Siz buna demokrasi diyorsanız, destek verin. 'Demokrasi, özgürlük değil, tam tersine insanın özel yaşamının afişe edilmesi için yapılan bir girişimdir' diyorsanız kusura bakmayın ama sesinizi yükseltmeniz lazım" diye konuştu.


YÖK'Ü KALDIRCACAĞIZ


Kılıçdaroğlu, düşünce ve ifade özgürlüğünün üniversitelerden başladığını, ancak Türkiye'de üniversitelerin konuşamadığını kaydederek, YÖK'ü kaldıracaklarını, üniversitelere bilimsel, yönetsel ve mali özerkliği getireceklerini, üniversiteleri her türlü düşüncenin özgürce tartışıldığı kurumlara dönüştüreceklerini dile getirdi. Üniversite gençlerine de özgürlük getirmek istediklerini, onların da üniversite yönetiminde söz ve karar sahibi olmaları gerektiğini belirten Kılıçdaroğlu, "18 yaşına gelip suç işlediği zaman idam etmesini


biliyoruz. 'Üniversite yönetiminde senin de yüzde 10'luk katkın olsun' dediğimiz zaman, 'aman efendim, yönetimde söz hakkı mı olur, üniversite öğrencisi düşünür mü? Otursun test çözsün.' Bu anlayışa karşıyız. Suskun üniversite olmamalı" dedi. İkinci kurallarının da örgütlenme özgürlüğü olduğunu, örgütlenmenin önündeki engellerin kaldırılması gerektiğini söyleyen Kılıçdaroğlu, "Örgütlerin önündeki engeller kaldırılmalı ama onların görüşlerini seslendirecek yöneticilere de birilerinin çıkıp 'ben sizi bertaraf ederim' dememeli. Olmaz bu, demokrasiye, özgürlük anlayışına aykırı. Biz de eleştiriliyoruz. Hiçbir zaman CHP'li yöneticiden 'siz bizi eleştirdiniz biz sizi bertaraf edeceğiz' diye bir eleştiri duydunuz mu? Veya bir AB raporunda katılmadığınız bazı görüşler var, biz onlara 'siz dengesizsiniz' dedik mi. Eğer bunları bir ülkenin Başbakanı kimliğini taşıyan bir kişi söylüyorsa o ülkede sorun var demektir" diye konuştu.


DOKUNULMAZLIKLARI SINIRLANDIRACAĞIZ


Üçüncü adımlarının ise girişim özgürlüğü olduğunu anlatan Kılıçdaroğlu, "Türkiye'de girişim özgürlüğü var mı? Ben inanmıyorum. Eğer siz vergi denetimini bir silah olarak kullanırsanız, 'konuşursan seni denetlerim' derseniz burada girişim özgürlüğü olabilir mi?" dedi. Kılıçdaroğlu, örgütlenme, girişim ve demokrasi açısından önemle üzerinde durdukları özgürlükleri ayakta tutmanın 3 temel kurala


bağlı olduğuna işaret ederek, "Bir, yargı bağımsızlığını sağlayacaksınız. İki, hukuk devletinin sağlam zemine oturması gerekiyor. Üç, güçler ayrılığı ilkesinin sağlanması gerekiyor. Hepimizin güvencesi bu" diye konuştu.


Kılıçdaroğlu, Anayasa'da daha farklı düzenlemeler yapacaklarını, dokunulmazlıkların sınırlandırılmasını, siyasi ahlak yasasının çıkmasını ve bakanların yargılanmasının önündeki duvarların yıkılmasını, bağımsız idari yapıların anayasaya girmesini istediklerini belirtti. AB'yi bir çağdaşlaşma projesi olarak gördüklerini de sözlerine ekleyen Kılıçdaroğlu, AB sürecini tıkayanın AKP olduğunu söyledi. Kılıçdaroğlu, AB'nin Türkiye'ye çifte standart uygulamasından da rahatsız olduklarını ifade etti.


EĞER BİR ÜLKE BÖLÜNÜYORSA ZATEN İNSANLAR MUTLU DEĞİLDİR


Kılıçdaroğlu, "İş adamı Cem Boyner'in dün dile getirdiği bir görüş vardı, 'insanların mutluluğu ülkenin bölünmesinden önemlidir' diye. Bu konuda ne düşünüyorsunuz? Kürt meselesinin çözülmesi için federasyon, demokratik özerklik gibi konular tartılışmalı mı?" sorusu üzerine Kılıçdaroğlu "İnsanların mutluluğu her şeyin üstünde tabii. Eğer bir ülke bölünüyorsa zaten insanlar mutlu değildir. Hangi insan 'ülkem bölünüyor' diye mutlu olabilir? Bizim siyasetin bir açmazı var, maalesef 19'uncu yüzyılın politikaları ile 21'inci yüzyılda siyaset yapıyoruz. Etnik kimliği getirdik siyasetin odağına koyduk, inançları getirdik siyasetin odağına koyduk. Etnik kimlik siyasetin konusu ise milyonlarca insanların yaşamını yitirdiği savaşlara bir bakın. Eğer inançlar siyasetin odağına konmuşsa yüzyıl savaşları vardı, aynı inançtan. Farklı mezheplerden insanların yüz yıl birbirlerini öldürmeleri. Türkiye tarihten ders almalı. Biz Doğu, Güneydoğu'ya üçüncü yol olarak gideceğiz dedik. Herkesin inancına, herkesin etnik kimliğine saygı göstererek, onların işsizlik sorunu, onların yoksulluk sorunu bölgenin kalkınmışlığı, kültür, sosyal sorunları. Oraya gideceğiz ve çözeceğiz. Evrensel değerlerle, hukuk içinde kalarak çözeceğiz. Hiçbir düşüncenin önüne baraj konulmasını da istemiyoruz. Oturmalıyız, uygarca tartışmasını da bilmeliyiz. Ama ülkenin birliği ve bütünlüğünden yanayım, yanayız. Öyle olmak zorundayız. İnsanımızın mutluluğu için çaba harcamak durumundayız. Var olan siyaset kültürü toplumu ayrıştırıyor, bölüyor, kimlik siyaseti artık yapılmamalı. Toplumların bölünmesi üzerine siyaset bizim açımızdan yüreğimizi kanatıyor. Toplumların bölünmesi değil beraber yaşama kültürünü geliştirmeliyiz. Eğitim politikasını da bunun üzerine inşa


etmeliyiz" diye konuştu.


?


TÜRKİYE EKONOMİSİNİN YENİ DÖNEMDE YÜZDE 6 ORTALAMA BÜYÜME HEDEFİNİ YAKALAMASI GEREKİYOR


TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Ümit Boyner de, her seçim döneminin aslında bir yeni umut, bir yenilenme, bir toplumsal heyecan vesilesi olduğunu, seçim dönemlerinin, bir nefes alarak geçmiş dönemin bir toplu değerlendirmesinin de yapılabilmesi için önemli bir fırsat olduğunu ifade etti. Türkiye ekonomisinin yeni dönemde ve belki biraz daha uzun bir süre, yüzde 6 ortalama büyüme hedefini yakalaması gerektiğini kaydeden Boyner, bu büyüme süreci için girişimciler olarak, yatırım yapmak, kurumsal yönetişimde derinlik kazanmak, yeni piyasalara açılmak, istihdam yaratırken, üretim hacmini genişletirken kurumsal sosyal sorumluluk ilkelerine, sürdürülebilir kalkınma kısıtlarına riayet etmenin sorumluluk alanları olduğunu vurguladı. Boyner, "Siyaset kurumundan beklentimiz ise bu büyüme hedefine ulaşmada, yani daha zengin, daha mutlu ve daha demokratik bir Türkiye hedefinde, yol gösterici olması, makro risklerden ülkeyi koruması, makro yönetişimi sağlaması, vergi gelirlerimizi en verimli şekilde kullanması, iş ve yatırım iklimini yeni iş yaratmaya müsait kılacak mikro reformları gerçekleştirmesidir" diye konuştu.


21. YÜZYILA YAKIŞIR YENİ ANAYASA, KATILIMCI VE UZLAŞMACI BİR SÜREÇLE HAZIRLANMALIDIR


AB'ye uyumu çok yönlü bir uygarlık projesi olarak gördüklerini söyleyen Boyner, "Bu yönelim, gerek sıklıkla kesintiye uğramış demokrasimizin standartlarının yükseltilmesi, gerekse istikrarsızlıklarla mücadele eden ekonomik yönetişim açısından bir siyaset-üstü anlayıştır. Dolayısıyla bu yönelime, dönemsel olarak ortaya çıkan yurtiçi veya yurt dışı dalgalanmalardan bağımsız olarak yaklaşmak ihtiyacı vardır" dedi. Boyner, demokrasinin temellerinin güçlendirilmesi ve siyasi reformların bugüne dek ilerleme sağlanamamış yeni alanlara yaygınlaştırılması için, öncelikli konunun şüphesiz Anayasa reformu olduğunu dile getirerek, "Türkiye'de yeni bir Anayasa ihtiyacı artık bir zorunluluk haline gelmiştir. Ayrıca, 21. yüzyıla yakışır yeni Anayasa, katılımcı ve uzlaşmacı bir süreçle hazırlanmalıdır"


dedi.


Boyner, "Bizim TÜSİAD olarak tartışmak istediğimiz konu, bireyin hak ve özgürlüklerine odaklanmış yeni anayasanın aynı anda, demokratik, laik bir hukuk devletini 21. yüzyılda hangi kurum ve ilkelerle pekiştireceğidir. O yüzdendir ki, çalışma bir tartışma belgesi olarak tasarlanmıştır ve geçtiğimiz günlerde izlediğimiz beyanlar, açıklamalar ve değerlendirmeler amacın büyük bir ölçüde hasıl olduğunu göstermektedir" diye konuştu.


Kaynak: DHA