Kocaeli'de Çevre Dostu Biyokompozit Üretim
Kocaeli'de Biogranul, tarımsal atıklarla biyokompozit ürünler üreterek çevreye katkı sağlıyor.
Kocaeli'de tarımsal atıklardan biyokompozit ürünler üreten firma, hem ekonomik fayda sağlıyor hem de çevrenin korunmasına katkıda bulunuyor.
Dilovası ilçesinde faaliyet gösteren Biogranul firması, plastik atıkların çevre üzerindeki etkilerini azaltmaya yönelik üretim modeli geliştirmek için çalışma başlattı.
İki yılı AR-GE olmak üzere 5 yıllık çalışmanın ardından tarımsal atıkları ekonomiye kazandıran ve sıfır atık hedefine katkı sağlayan, tamamen yerli kaynaklara dayalı üretim modeli geliştirilerek seri üretime geçildi.
Fındık, ceviz ve badem kabukları, kayısı, hurma ve zeytin çekirdekleri, mısır koçanı ile çay atıkları, firmanın üretim hattında un formuna getirilerek geliştirilen formülasyonla şekillendirilerek tabak, bardak ve kahve altlığı gibi biyokompozit ürünlere dönüştürülüyor.
Kimyasal ve plastik kullanmadan üretim yapan firma, aylık yaklaşık 200-250 ton tarımsal atığın işlenmesiyle üretilen ürünlerin tamamını, uluslararası gıdaya uygunluk sertifikasının alınmasının ardından Japonya, Fransa ve İngiltere'ye göndermeye başladı, Hollanda ve Suudi Arabistan ile ihracat aşamasına geldi.
Ayda 1,5 milyon adet üretim kapasitesi bulunan firma, üretim tesislerini Türkiye'nin farklı bölgelerine yaymayı hedefliyor.
"Üretimimizin tamamını yurt dışı pazarına satıyoruz"
Firmanın kurucularından Erkan Sözlü, AA muhabirine, plastik atıkların dünya genelinde önemli çevre sorunlarından biri haline geldiğini söyledi.
Bu soruna alternatif üretmek amacıyla tarımsal atıkları değerlendirmeye başladıklarını belirten Sözlü, fındık, ceviz ve badem kabuğu, kayısı ve zeytin çekirdeği ve çay atıkları gibi ürünleri biyokompozit hammaddeye dönüştürdüklerini kaydetti.
Sözlü, üretimde tamamen yerli kaynakları kullandıklarını, tarımsal atıkların dönemsel bulunabilirliğine göre üretim planlaması yaptıklarını anlatarak, ürünlerinin köpük ya da plastik tabak gibi olmadığını, tek kullanımlıktan öte tekrar kullanılabildiğini, plastik ve kimyasal içermediği için mikrodalga ve fırına girme özelliği bulunduğunu ifade etti.
Bazı firmaların yüzde 50 plastik, yüzde 50 ağaç tozuyla üretim yaptığını dile getiren Sözlü, "Bu ürünleri doğaya attığınızda içinde plastik olduğu için bunları hayvanlar yediğinde yaşamını kaybediyor. Bizimkilerde böyle bir sorun yok gerçekten plastik içermediği için. Yüzde 100 doğa dostu." dedi.
Sözlü, ihracat yaptıkları ülkelerden ortak üretim ve işbirliği teklifleri aldıklarından bahsederek, şöyle devam etti:
"Hollanda tarımsal bir ülke olduğu için orada üretim yapmakla ilgili bizimle görüşmek istiyorlar. Fransa'da devlet düzeyinde görüşmelerimiz var. Onlar da günlük 3-4 ton arası kahve atığı olduğu için bunlardan ambalaj kabı yapılmasına yönelik bizimle görüşmek istiyorlar. Suudi Arabistan'dan da hurma çekirdeklerinden tabak istiyorlar. Japonya'da plastik 2 ay önce komple yasaklandı. Plastik ve plastik ürünler komple kısıtlandığı için şu an en aktif pazarımız."
Türkiye'nin tarımsal üretim çeşitliliğinin önemli potansiyel sunduğunu dile getiren Sözlü, Ege'de, Malatya'da ya da hammaddenin yoğun olduğu farklı şehirlerde üretim tesisleri kurulabileceğini, tarımsal atıkları bulundukları bölgelerde işleyerek hem çevre kirliliğinin önüne geçmeyi hem de istihdam oluşturmayı hedeflediklerini sözlerine ekledi.
"Plastik bazlı birçok ürünün biyokompozit alternatifini geliştirebilecek altyapı oluştu"
Firmanın ortaklarından Burak Sever de geliştirilen üretim sistemine ilişkin makine ve ürün patentlerinin kendilerine ait olduğunu belirtti.
Farklı sektörlerden talepler aldıklarını dile getiren Sever, "Paket servis ürünleri, kahve altlıkları, bardaklar ve bitki kaplarının yanı sıra medikal ürünler ile otomotiv sektöründe kullanılabilecek bazı parçalar için de talepler geliyor. Plastik bazlı birçok ürünün biyokompozit alternatifini geliştirebilecek bir altyapı oluştu." dedi.
Sever, sıfır atık yaklaşımıyla tarımsal atıkları yeniden üretim sürecine kazandırmayı hedeflediklerini anlatarak, yerli teknolojiyle geliştirilen bu modelin hem çevre hem de ekonomi açısından yeni fırsatlar oluşturabileceğini kaydetti.