Medya-İş 1. Olağan Genel Kurulu
Anadolu Ajansı (AA) Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü Kemal Öztürk, yeni kurulan Medya-İş Sendikası'nı memnuniyetle karşıladıklarını belirterek, "Umuyorum ki herkese örnek olabilecek bir sendika-işveren ilişkisini AA'da gerçekleştireceğiz."
Anadolu Ajansı (AA) Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü Kemal Öztürk, yeni kurulan Medya-İş Sendikası'nı memnuniyetle karşıladıklarını belirterek, "Umuyorum ki herkese örnek olabilecek bir sendika-işveren ilişkisini AA'da gerçekleştireceğiz. Bizim bu konuda ellerimiz açık. Tokalaşmaya, sarılmaya her zaman hazırız" dedi.
AA Konferans Salonu'nda düzenlenen Medya İşçileri Sendikası (Medya-iş) 1. Olağan Kongresi'nde konuşan AA Genel Müdürü Öztürk, gerçekleştirilen kongrenin AA için de son derece önemli olduğunu söyledi.
Medya sektöründe toplu iş sözleşmesi hakkının sadece AA'da olduğunu hatırlatan Öztürk, sendika içindeki yönetici kadroların yeni bir sendika kurmaya karar vermeleriyle Medya-iş Sendikası'nın kurulduğunu dile getirdi.
Türkiye'de ilk defa AA'da, iki sendikanın aynı anda aktif olarak görev yaptığına dikkati çeken Öztürk, "Basın sektöründeki diğer kuruluşlarda tek bir sendika bile yokken biz de iki tane sendika var. Allah bize kolaylık versin. Ama işveren tarafı olarak bu durumdan şikayetçi olmadığımızı belirtmek isterim. Türkiye'de hep tartışılması gerektiği düşünülen, korkulan, ürkülen, hep kavga çıkacağı zannedilen bir kavram olsa da bizim sendikal yaşamı desteklediğimizi belirtmek isterim" diye konuştu.
"İş veren" tabirinin kendisine çok yabancı gelen bir kelime olduğunu ifade eden Öztürk, şunları kaydetti:
"Ben hiçbir zaman işveren pozisyonunda olmadım. Ama burada beni sendika üyeleri böyle tanımlıyor. Ben 'işverenmişim' ama 1995'de muhabir olarak bu mesleğe başladım Yenişafak Gazetesi'nde. Muhabir olarak bu meslekte 15 yılımı verdim ve halen de kendimi bir muhabir olarak hissediyorum. 2 gün önce Suriye sınırında diğer meslektaşlarımla, arkadaşlarımla beraber Suriye'den göç eden insanların haberini yaptım, fotoğrafını çektim, kampları gezdim, oradaki insanların yaşamlarını haber yaptım. Yani bu mesleği halen yapıyorum, heyecanını yaşıyorum. ve bir basın çalışanı, işçisi olarak da diğer çalışan arkadaşlarımın haklarını kendi hakkım kadar korumayı bir görev biliyorum."
Medya çalışanlarının ekmeğini haberden kazandığının altını çizen Öztürk, konuşmalarını şöyle sürdürdü:
"Haber yazarız, fotoğraf çekeriz, kamera kullanırız ve evimize ekmeğimizi böyle götürürüz. Ben de böyle götürüyorum, sıradan bir çalışan arkadaşım da böyle götürüyor. Dolayısıyla ikimizin arasında fark olmadığını düşünüyorum. İkimizin arasında fark yoksa neden yıllardan beri bu kurumda kavga çıktı onu anlamadım, anlayamıyorum da hala. Yani ben bir çalışan arkadaşın hakkını kendi hakkım kadar sıkı koruyorsam, korumak istiyorsam destekliyorsam, güçlendiriyorsam, niye sendikayla kavga çıkar- O yüzden bu Medya-iş Sendikası ilk kurulduğu zamanlarda söylediği bir şey vardı; 'Biz toplu iş sözleşmesini burada çoğunluğu kim sağlarsa pasta keserek yapmak istiyoruz'. Neden ısrarla bir eylem olacak, bir gösteri olacak, bir grev olacak, bir kavga çıkacak diye bakılıyor. Bunu hiçbir zaman anlamadım. Belki de hiç sendikalı bir hayatta olmadığım için anlamadım. Sendikanın geleneğinde mi vardır bunlar, genlerinde mi vardır bilmiyorum."
-"Herkes bu hayalin peşinde koşuyor-
İşveren tarafı olarak kavgalara karşı olduğunu belirten Öztürk, sendikanın da bunu fazlasıyla desteklemesi gerektiğini dile getirdi.
Bir hayal kurduklarını ve yola bu hayalle çıktıklarını ifade eden Öztürk, bütün kurum olarak bu hayalin peşinden koştuklarını bildirdi.
AA'nın 100. yıl vizyonunu konuşurken, "Dünyanın en büyük 5 ajansından birinde çalışma gururunu sizinle beraber yaşamak istiyorum. Benimle var mısınız, yok musunuz-" diyerek çalışanlara seslendiğini anımsattı.
Çalışanların kendisine birlikte yürümeye var olduklarını söylediğini ve 1 yıldır bu hedefin peşinden koştuklarını dile getiren Öztürk, şöyle konuştu:
"Yardımcı muhabirden stajyerden en üst editöre kadar herkes bu hayalin peşinde koşuyor ve Allah'a hamd olsun ki 1 yıl içinde kat ettiğimiz mesafe bizim en başından beri planladığımız mesafenin iki katı. Bugün AA'nın internet sitesini açtığınızda 5 tane yayın dili görürsünüz. 1 yıl içinde geldik biz bu duruma. Bugün Ortadoğu'nun neresinde bir olay olursa olsun o haberi anında gören, çeken haberi yazan bir ekibimiz var. ve o haberi anında Arapça'ya, İngilizce'ye, Boşnakça'ya, Türkçe'ye, Rusça'ya çeviren bir sistemimiz var artık. Bu, burada çalışan insanların ilk başta kurduğu hayalin bir ürünüdür. O büyük hayalin peşinde koşarken ben sendikadaki arkadaşlarıma şunu söylemiştim; 'bu hayalde sizin yeriniz neresidir- Bu ülkenin milli ajansında, ulusal ajansında bir milli dava gibi sahip çıktığımız bu hayalin peşinde siz nerede yer alacaksınız-' Soru bu sendika içinde geçerlidir. Bu kavganın neresindesiniz- Biz bu dünyada bir kavga veriyoruz şu anda. Suriye'de bir yabancı ajans yalan haber yapıyor, biz doğrusunu yapıyoruz. Lübnan'da biri bir kışkırtma haber yapıyor, biz doğrusunu yapıyoruz. Mısır'da birisi manipülasyon yapıyor, biz doğrusunu yapıyoruz. Yani gerçek haber ve gerçek hayat için bir kavga veriyoruz. Bu kavganın her neferinin üye olduğu sendika nerededir-"
Her iki sendikaya da aynı soruyu sorduklarını yineleyen Öztürk, diğer sendikadan hala cevap beklediklerini bildirdi.
"Bizim yanımızda, haber cephesinde bizimle beraber kavga etmek, mücadele etmekse başımızın üzerinde yeriniz var" diyen Öztürk, şöyle devam etti:
"Ama biz cephede haber peşinde koşarken, Sinan gibi arkadaşlarımız ayaklarından yaralanırken, hastanelerde yatarken veya arkadaşlarımız -dün yeni kurtardık Halep'te- abluka altında kalırken, ateş altında kalırken, saldırı altında kalırken, biz bunların kavgasını verirken, buradaki insanlarımız buradaki haberin kavgasını verirken, siz bizim arkamızdan ideolojik sendikacılık yaparsanız bizim yollarımız sizle ayrılır. Biz bu işte yokuz deriz. Bizim işimiz var çünkü. Büyük bir hayalimiz ve hedefimiz var. Bu hedef ve hayal peşinde koşarken biz, sizden ayağımıza bağ olmanızı istemeyiz. Biz, sizden destek istiyoruz. Bir sendika olarak uluslararası medya yaşamında sizinle beraber nasıl daha iyi gazetecilik yapılabilir onu beraber araştırmak, öğrenmek istiyoruz. Bize bu konuda destek verin. Bir çok çalışan arkadaşımızın yabancı dil sorunu var. Bu arkadaşlarımızın yabancı dil eğitimi için organizasyonlar yapalım. Daha iyi nasıl muhabirlik yapar bize proje getirin. Bu projelere aç ve destekleyen bir yönetim var."
-"Savaş bölgelerine gönderilecek gazeteciler mutlaka eğitimli olmalı"-
AA'da sendikacılık yapmanın çok kolay olduğuna işaret eden Öztürk, "Çünkü sendika başkanından daha çok çalışanın haklarını koruyan bir genel müdür var burada. O zaman sizin burada işiniz kolay. İşiniz kolay olduğu için de bizim de sizden sendika ve federasyon olarak beklentilerimiz var" dedi.
Türkiye'de medya alanında sendikanın sadece AA'da yetkili olduğunu ancak bunun yaygınlaşmasını istediklerini belirten Öztürk, savaş bölgelerine gönderilecek gazetecilerin mutlaka savaş muhabirliği eğitimi alması gerektiğini vurguladı.
Bunun bir iş güvenliği meselesi olduğuna dikkati çeken Öztürk, AA'nın geçtiğimiz günlerde, Türkiye'de ilk defa bir Savaş Muhabirliği Eğitimi Sertifika Programı gerçekleştirdiğini anımsattı.
"Nasıl acemi bir askeri savaşta cepheye süremezseniz hemen, bir gazeteciyi de oraya süremezsiniz" diyen Öztürk, şu ifadeleri kulandı:
"Bu bir iş güvenliği meselesidir. Biz bu eğitimi almayan kendi arkadaşlarımızı oraya göndermeyiz. Şu anda o bölgede görev yapan tüm arkadaşlarımızı eğitimden geçirdik, Polis Akademisi, Türk Silahlı Kuvvetleri, Anadolu Ajansı Haber Akademisi hep beraber bir savaş muhabirliği eğitimi başlattık. Dünyada ikincidir bu. Bir tane İngiltere'de vardır, bir de biz varız. Biz televizyonlara gazetelere çağrıda bulunduk. Dedik ki 'getirin o bölgeye göndereceğiniz arkadaşları burada eğitelim'. Masraflarda çok ahım şahım masraflar değil, sadece masrafları karşılayacaklar kar da gütmüyoruz. Gelmedi kimse ve o arkadaşlarımızı eğitim almadan o bölgeye gönderdiler.
Buna sizin müdahale etmeniz gerekir sendika olarak. Bunun bir standardı olması gerekir. Bugün Reuters'te, BBC'de, El Cezire'de savaş muhabiri sertifikası olmayan birini savaş bölgesine göndermek yasaktır.
Bizde niye öyle değil- Bizim eksiğimiz nedir- Görüntülerde görmüşsünüzdür, Sinan kardeşimiz yaralandığında hemen eğitimde gördüğü şeyleri uyguladı, tampon uyguladı, ayağını hemen sarmaya çalıştı, diğer arkadaşları onu sakinleştirmeye çalıştı. Bir ekip işi bu iş. Neden diğer arkadaşlarımız böyle eğitimden geçirilmesin. Biz bunun duyarlılığını yaşıyoruz. Bence bu bir sendikal meseledir. İşçi hakları meselesidir. Eğer o da bir medya işçisiyse onun da bir hakkı, eğitim hakkı olması gerekir. Bunu sendikanın önemli projelerinden biri olarak görmek isteriz. Biz AA'da çok yüksek hedefleri olan bir ekibiz. Bizim aramızda yönetici ve çalışan ayrımı yoktur. Bir muhabir ve bir genel müdür ya da bir editör aynı haberin aynı heyecanını çok yoğun bir şekilde paylaşır."
AA yönetimi ve çalışanları olarak yeni kurulan Medya-iş Sendikasını memnuniyetle karşıladıklarını belirten Öztürk, sözlerini şöyle tamamladı:
"Federasyonun da ayrıca bu çalışma içinde yer almasını memnuniyetle karşılıyoruz. Umuyorum ki herkese örnek olabilecek bir sendika işveren ilişkisini AA'da gerçekleştireceğiz. Bizim bu konuda ellerimiz açık tokalaşmaya, sarılmaya her zaman hazırız. Bizimle bu düzeyde, bu seviyede ilişki kurmak isteyen her sendikayla işbirliğine varız yeter ki iyi niyetli ve çalışan insanların niteliklerini yükseltecek, haklarını, hukuklarını yükseltecek niyette olsun. Bunu da yeni sendikanın göstereceğine inanıyorum. AA'da çalışan herkes iki sendikadan birine üye olmakta özgürdür istediğiniz sendikayla çalışabilirsiniz. Hangi sendika sizin haklarınıza daha çok destek veriyorsa onu seçin."
Muhabir: Şenay Ünal
Yayıncı: Ebubekir Gülüm - ANKARA