MHP TBMM Grup Toplantısı
Genel Başkan Bahçeli: (2) "Sulama birliklerinde çalışanların dahi istifasına karar veren YSK, kamu gücünün başında bulunan, devlet yönetiminin siyasi sorumluluğunu taşıyan bakanları nasıl ve ha...
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, "Sulama birliklerinde çalışanların dahi istifasına karar veren YSK, kamu gücünün başında bulunan, devlet yönetiminin siyasi sorumluluğunu taşıyan bakanları nasıl ve hangi mantıkla es geçmiştir? Bakanların koltuklarından ayrılmadan adaylığa soyunmaları haksız rekabeti doğuracak ve ahlaken sorunlu bir durumu ortaya çıkaracaktır" dedi.
Bahçeli, partisinin TBMM Grubu'nda yaptığı konuşmada, yerel seçimlerle ilgili olarak demokratik adap, edep ve kuralların herkes için geçerli olması ve herkese eşit bir şekilde uygulanması gerektiğini söyledi.
Mahalli İdareler Seçimlerine katılacak AK Parti'li adayları kollayan, koruyan ve emniyete alan bazı tavır ve tercihlerin gösterildiğinin anlaşıldığını öne süren Bahçeli, şunları söyledi:
"Özellikle Yüksek Seçim Kurulu'nun 28 Kasım günü aldığı ilke kararı düşündürücü, bir o kadar da yanlı ve yanlıştır. Buna göre, Mahalli İdareler Seçimlerinde aday olacak hükümet üyelerinin durumu netleştirilmiş ve istifalarına gerek olmadığı yönünde oy birliğiyle karar alınmıştır. Yani belediye başkan adayı olacak bakanların milletvekilleriyle aynı sıfatı taşıdıklarından bahisle görevlerinden ayrılmalarına lüzum görülmemiştir.
Bu mesnetsiz, ucube ve anormal karar demokrasinin ilke ve esaslarını hiçe saymaktan, çiğnemekten ve dikkate almamaktan başka bir şey değildir. Yüksek Seçim Kurulu'nun çok değerli üyeleri bu kararı alırken demokrasinin faziletlerini ve yazılmamış esaslarını hesaba katmışlar mıdır? Sulama birliklerinde çalışanların dahi istifasına karar veren bu Kurul, kamu gücünün başında bulunan, devlet yönetiminin siyasi sorumluluğunu taşıyan bakanları nasıl ve hangi mantıkla es geçmiştir?
Milletvekilleriyle bakanları yetki ve görev bakımından bir ve eşit görmek bir defa büyük bir yanılgıdır. Her şeyden önce bakanlar, bakanlıkların en yüksek ita amiridir ve bu yönüyle kamu görevi icra etmektedirler. Bakanların koltuklarından ayrılmadan adaylığa soyunmaları haksız rekabeti doğuracak ve ahlaken sorunlu bir durumu ortaya çıkaracaktır. Bir yanda kısıtlı kaynaklarla seçime katılan adaylar, diğer yanda devlet gücünü arkasına almış bakanlar bulunacaktır. Bir yanda kıt kanaat seçim çalışmasını sürdürmeye çabalayan adaylar, diğer yanda bürokrasiyi ve bakanlık imkanlarını pervasızca kullanan ve yönlendiren bakanlar yer alacaktır. Bu paradoks ve patolojik vaka demokrasinin ruhunu tırpanlamak, demokratik ahlaka kara çalmaktır."
Meselenin daha manidar tarafının; AK Parti'li yöneticilerin YSK'nın kararını doğru, isabetli ve meşru kabul etmesi olduğuna işaret eden Bahçeli, bunun demokrasi ile bağdaşmadığını kaydetti.
Bahçeli, şöyle konuştu:
"Sormak isterim ki YSK'nın kararını onaylamak, haklı görmek ve temize çıkarmak demokrasiyle nasıl bağdaşacak, demokrasinin erdemleriyle ne şekilde örtüşecek ve nerede kesişecektir? YSK'nın oy birliğiyle somutlaşan iradesi aleni şekilde hukuka aykırı olmasa da vicdanlarda nasıl izah edilecek; otoriter yönetimleri aratmayan bu hükmü hangi akılla tevil edilecektir? YSK bu kararı alırken acaba; Telkin altında kalmış mıdır? Tavsiye almış mıdır? Yönlendirmelere açık olmuş mudur? Ya da herhangi bir menfaat vaadine kanmış, iradesine ipotek koydurmuş mudur?
Başbakan Erdoğan, demokrasinin zerresini içinde taşıyorsa, siyasi ahlakın kırıntısına sahipse aday olmuş veya olacak bakanların derhal istifasını istemelidir. Bu konuda geç kalmamalı, kamuoyuna yansıyan iradesinin hilafına hareket etmemelidir. Şayet bakanlar görevlerinden çekilmeden aday olurlarsa; siyasetin havası bozulacak, itibarı karalanacak, dengesi sarsılacak, rekabeti sakatlanacak ve tıpa tıp faşist yönetimleri çağrıştıracaktır.
Yüksek Seçim Kurulu da hiçbir şekilde kabul edilemeyecek kuşkulu kararından hemen dönmeli ve demokrasinin evrenselleşmiş ilkelerine bağlı olmalıdır."
"Tedavisi mümkün olmayan asıl engel, buz tutmuş vicdanlarda"
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, "Doğuştan veya sonradan herhangi bir nedenle bedensel, zihinsel, ruhsal, duyusal ve sosyal yeteneklerini çeşitli derecelerde kaybeden kardeşlerimizin toplumsal hayata uyum sağlamalarını ve günlük ihtiyaçlarını gidermelerini temin etmek hepimizin insanlık görevidir" dedi.
Engellilere; korunma, bakım, rehabilitasyon, danışmanlık ve destek hizmetleri sunmanın sosyal devlet olmanın da bir gereği ve yükümlülüğü oluğuna işaret eden Bahçeli, engellilerin önündeki tüm sanal veya somut engelleri kaldırmanın başta siyasi iktidar olmak kaydıyla herkesin hedefi olması gerektiğini söyledi.
Bahçeli, sözlerine şöyle devam etti:
"Eğitimden ekonomiye, siyasetten sağlığa, sanattan spora kadar hayatın her kısmında engellilerin daha görünür olması için gayretler yoğunlaştırılmalıdır. 2002 yılına göre engelli istihdamının yaklaşık beş kat artmasıyla övünmek yerine, bu kapsamdaki milyonlarca kardeşimizin şartlarını iyileştirecek ve düzenleyecek kalıcı ve köklü reformlar yapılmalıdır. AKP hükümetinin engellilere dönük uygulamaları, onların yararını yetersiz de olsa gözeten adımları lütuf, yardım veya bağış olarak izah edilmemelidir.
Bu hükümet olmanın getirdiği bir mecburiyettir ki buna aykırı her yorum, her açıklama ve her yaklaşım engelli kardeşlerimizi incitmek, kırmak ve hakir görmekle eş anlamlıdır. Engellileri verimli olacakları iş ve mesleklere kavuşturmak, hayatlarını bizatihi idame ettirecek sosyal fırsatlara eriştirmek için vakit kaybedilmemelidir.
Kamuda ve özel sektörde engelli kardeşlerimiz için ayrılan yasal kontenjanlar herhangi bir mazeret ileri sürülmeksizin doldurulmalı ve çalışma alanları genişletilmelidir. Ayrıca kazaları önleyici tedbirler geliştirilmeli, engellilerin karşılaştıkları ulaşım, erişim ve dolaşımla ilgili güçlükler en aza indirilerek onlara sunulan tıbbi ve mesleki rehabilite imkanları çeşitlendirilip, artırılmalıdır. Tedavisi mümkün olmayan asıl engelin, asıl engelliliğin buz tutmuş vicdanlarda, sığ politikalarda ve art niyetli zihniyetlerde olduğunu, bunun dışındaki her engelin mutlaka aşılacağını biliyor ve buna canı gönülden inanıyorum."
Bahçeli, yerel seçimlerde belediye meclis üyeleri arasında engellilere de yer vereceklerini ifade etti.
-Kadın hakları
Bahçeli, 5 Aralık 1934'te Türk kadınının seçme ve seçilme hakkını aldığını anımsatarak, "Devrin özellikleri göz önüne alındığında bu reform gerçekten de eşine çok az rastlanır bir gelişmedir" dedi.
Ayrıca 1931 yılında, kadınların belediye seçimlerine katılma imkanını elde ettiklerini de anımsatan Bahçeli, "Dünya'nın birçok ülkesi kadına hak ettiği değer ve payeyi vermezken Türkiye'nin demokrasi, insan hak ve özgürlükleri paralelinde tutum takınması bize göre övgüye ve takdire fazlasıyla layıktır" diye konuştu.
Bugünlerde siyasetteki temsil oranlarının yeterli olup olmadığı bir yana kadınların her neviden sorunları, karşılaştıkları zulüm ve zorbalıkların, korku ve kaygı verici şekilde tırmandığına işaret eden Bahçeli, şunları söyledi:
"Artık kadına şiddet otomatiğe bağlanmış, saldırı ve kaba güç gösterileri iyice kontrolden çıkmıştır. Psikopatlar, cani ruhlular, eli kanlı canavarlar, gözü dönmüş manyaklar kadın, genç kız ve çocuk demeden katletmektedir.
Şu kahredici tabloya bakınız ki son yedi yılda kadın cinayetleri yüzde bin dört yüz artmış, bu çerçevede AKP'nin iktidar yıllarında beş bine yakın ölüm vakası yaşanmıştır. Bu anormal manzara kolay kolay hazmedilecek bir sonuç değildir. Ülkemiz hastalıklı ruhların eşkıyalıklarına sahne olmaktadır. Gazetelerin üçüncü sayfaları vahşetin ve barbarlığın yürek yaralayıcı ve iç karartıcı haberleriyle doludur.
Bahanesi ne olursa olsun kadına şiddet konusu çözülmeden, uzanan eller kırılmadan, daha da önemlisi şiddete müzahir psikolojik ve sosyolojik faktörler köreltilmeden seçme ve seçilme hakkını konuşmanın hiçbir faydası da olmayacaktır. Anlaşılan geçtiğimiz yıl TBMM'de kabul edilerek yasalaşan "Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine" dair düzenlemenin henüz bir yaptırım ve caydırıcılığı görülmemiştir. Öncelikle kadını hedefine alan ve şiddeti doğuran davranış, tavır ve eğilimlerin üzerine tavizsiz şekilde gitmek, kaynağında kurutmak ve en ağır şekilde de cezalandırmak aciliyet ve ehemmiyet arz eden bir husustur."
Bahçeli, 26 Kasım'da dolu afeti yaşayan Demrelilere geçmiş olsun dileklerini iletti ve mağduriyetlerin giderilmesi için hükümeti göreve davet etti.
- TBMM