Orta Vadeli Program Resmi Gazete'de

Son Güncelleme:

Orta Vadeli Program'dan: "ABD Merkez Bankasının kısa vadede parasal genişlemeden nasıl bir çıkış stratejisi izleyeceği, orta ve uzun vadede ise faiz artırma sürecine nasıl geçileceği küresel likidite koşulları ve sermaye akımları üzerinde belirleyici olacak" "Orta ve uzun vadede sermaye hareketlerinde iktisadi temellerin belirleyici olması beklense de kısa vadede gelişmiş ülkelerin para politikalarından kaynaklanan belirsizlikler, finansal dalgalanmalara yol açabilecek" "Küresel belirsizliklerin arttığı ve dış finansman koşullarının giderek zorlaştığı konjonktürde Türkiye ekonomisinin dayanıklılığının korunması açısından son yıllarda uygulanan ihtiyatlı maliye politikalarının önümüzdeki dönemde de devam etmesi kritik önem taşıyor" "Mali disiplinin kalitesini artıracak, tasarruf açığını azaltacak, kaynakların üretken alanlara yönlendirilmesini sağlayacak, iş ve yatırım ortamını daha da geliştirecek, işgücü piyasalarında esnekliği artıracak ve kayıtlı ekonomiye geçişi hızlandıracak yapısal reformların sürdürülmesi ekonomide istikrarı destekleyecek"

Orta Vadeli Program'da, ABD Merkez Bankasının kısa vadede parasal genişlemeden nasıl bir çıkış stratejisi izleyeceğinin, orta ve uzun vadede ise faiz artırma sürecine nasıl geçileceğinin, küresel likidite koşulları ve sermaye akımları üzerinde belirleyici olacağı belirtildi.


Başbakan Yardımcısı Ali Babacan'ın, Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz'la birlikte açıkladığı, 2014-2016 yıllarını kapsayan Orta Vadeli Program (OVP), Resmi Gazete'nin bugünkü mükerrer sayısında yayımlandı.


OVP'nin, dünya ekonomisindeki gelişmelerin değerlendirildiği bölümünde, 2013 yılı ilk yarısına ilişkin verilerin, ABD ekonomisinde toparlanma eğiliminin devam ettiğine işaret ettiğini, ancak ciddi bir mali konsolidasyon ihtiyacının da sürdüğü bildirildi.  IMF'nin, 2013 ve 2014 yılları için ABD büyümesi sırasıyla yüzde 1,6 ve yüzde 2,6 olarak gerçekleşmesini tahmin ettiğine yer verilen OVP'de, IMF değerlendirmesine göre, ABD Merkez Bankasının niceliksel gevşeme politikalarının dünya hasılasını yüzde 1'in üzerinde artırdığına işaret edildi. Program'da şöyle devam edildi:


"Genişlemeci para politikaları küresel krizin daha da derinleşmesini engellemiş, finansal piyasalarda dalgalanmayı azaltmış ve ekonomik aktivitenin canlanmasına katkı sağlamıştır. Böylece politika yapıcılara yapısal reformların uygulanması için zaman ve manevra alanı yaratılmıştır. Ancak, bu politikalar ABD Merkez Bankasının bilançosunun aşırı büyümesine yol açmış ve ABD'de ekonomik canlanmanın başlamasıyla birlikte bu politikalardan çıkış gündeme gelmiştir.


22 Mayıs 2013'te ABD Merkez Bankası, ekonomide istikrarlı bir büyüme görülmesi durumunda tahvil alımlarını azaltacağını açıklamıştır, ancak genişlemeci para politikalarına, işsizlik oranı yüzde 6,5 seviyesine düşünceye kadar ve enflasyon oranı ve beklentileri yüzde 2,5 seviyesini aşmadığı sürece devam edileceği belirtilmiştir. ABD Merkez Bankasının 22 Mayıs ve 19 Haziran 2013 tarihindeki açıklamaları piyasalar tarafından genişlemeci para politikasından çıkış sinyali olarak algılanmıştır. Bu süreçte, gelişmekte olan ekonomilerden sermaye çıkışları yaşanmış, bu ülkelerde tahvil faiz oranları artmış, borsalar ve ulusal para birimleri değer kaybetmiştir."


OVP'de, 2012 yılında yüzde 0,6 oranında daralan Avro Bölgesindeki zayıf ekonomik görünüm devam ettiği ifade edilerek, şunlar kaydedildi:


"Avro Bölgesinde yüksek kamu borçları, zayıf bankacılık ve düşük büyüme arasındaki negatif geri besleme mekanizması kırılamamıştır. Mali konsolidasyon, düşük büyüme, erişilemeyen mali hedefler ve daha fazla mali konsolidasyon kısır döngüsüne girilmiştir. Karar alma süreçlerinde yaşanan gecikmeler ve parasal birliğin geleceğine yönelik belirsizlikler, Bölgede yatırımları ve büyümeyi olumsuz etkilemiştir. Avro Bölgesi büyüme tahminleri de aşağı yönlü revize edilmektedir. 2013 yılının ikinci çeyreğinde ilk çeyreğe göre yüzde 0,3 oranında büyüme gerçekleşmiştir. Buna rağmen yılın tamamında Avro Bölgesinin yüzde 0,4 oranında daralması beklenmektedir.Bu yıl içinde başlayan toparlanma eğiliminin devam ederek, 2014 yılında Avro bölgesinde büyümenin yüzde 1 oranında olacağı tahmin edilmektedir."


Çin ekonomisindeki yapısal sorunların yavaşlamayı belirginleştirmesi, bölgesel ve küresel düzeyde ekonomik büyümeyi olumsuz etkileyebileceği bildirilen Program'da, Çin'in 2013 yılında yüzde 7,6 ve 2014 yılında yüzde 7,3 oranında büyümesinin beklendiği belirtildi.


Küresel ekonomik aktivite, ABD ve Japonya gibi gelişmiş ekonomilerde kaydedilen ılımlı iyileşmeye rağmen, 2013 yılının ilk yarısında zayıf seyrettiği ifade edilen OVP'de, şöyle devam edildi:


"Söz konusu seyirde Avro Bölgesindeki zayıf ekonomik aktivite ve başta Çin olmak üzere gelişmekte olan ülkelerde büyümenin yavaşlaması belirleyici olmuştur.


Dünya ekonomisinde yaşanan bu gelişmeler ve ABD Merkez Bankası açıklamalarının ardından gelişmekte olan ülkelerde yaşanan finansal dalgalanma sonrasında uluslararası kuruluşlar büyüme tahminlerini aşağı yönlü revize etmişlerdir.


2015'te yüzde 4,4, 2016'da yüzde 4,5 büyüme bekleniyor


2012 yılı Ekim ayında dünya büyümesini 2013 ve 2014 yılları için sırasıyla yüzde 3,6 ve yüzde 4,1 olarak tahmin eden IMF, 2013 yılı Ekim ayında bu tahminlerini 2013 yılı için yüzde 2,9 ve 2014 yılı için yüzde 3,6 seviyesine indirdiğine yer verilen Program'da, şunlar kaydedildi:


"2015 ve 2016 yıllarında ekonomik görünümün iyileşmesi ve büyümenin yüzde 4,4 ve yüzde 4,5 olması beklenmektedir. Yükselen piyasalar ve gelişmekte olan ekonomilerin 2013 yılı büyüme tahmini yüzde 5,6'dan yüzde 4,5'e, 2014 yılı büyüme tahmini ise yüzde 5,9'dan yüzde 5,1'e revize edilmiştir. Bu çerçevede, 2012 yılında yüzde 2,7 olarak kaydedilen dünya ticaret hacmi artışı 2013 yılında yüzde 2,9, 2014 yılında yüzde 4,9 olarak tahmin edilmektedir."


İşsizlik oranları


Ekonomik büyümenin istenilen seviyelerde olmaması nedeniyle yeterli istihdam yaratılamaması, yüksek oranlı genç işsizliği, işsizlerin yetenek kaybının birçok ülke için temel sorun alanları olmaya devam ettiği vurgulanan OVP'de, şu ifadelere yer verildi:


"2013 yılına ilişkin beklenen zayıf ekonomik aktivite nedeniyle işsizlik oranlarında küresel düzeyde belirgin bir iyileşme beklenmemektedir. Bununla birlikte, ABD'de iyileşen ekonomik görünüm işsizlik rakamlarında iyileşmeye işaret etmektedir. Ancak bu gelişmede işgücüne katılım oranlarındaki düşüş de etkili olmuştur. 2013 yılında işsizlik oranlarının, ABD'de yüzde 7,6'ya gerilemesi, Avro Bölgesinde ise yüzde 12,3'e yükselmesi beklenmektedir. 2014 yılında ise bu oranların sırasıyla yüzde 7,4 ve yüzde 12,2 olacağı tahmin edilmektedir."


Program'da, gelişmiş ülkelerde uygulanan genişletici para politikalarına rağmen, küresel ölçekte ciddi bir enflasyonist baskı hissedilmediği ifade edilerek, şunlar kaydedildi:


"2011 yılında yüzde 11,1 oranında artan dünya mal ve hizmet ticareti fiyatları, düşük ekonomik aktivite ve zayıf küresel talep nedeniyle 2012 yılında yüzde 1,8 oranında azalmıştır. 2011 yılında yüzde 4,9 oranında artan dünya tüketici fiyatları, 2012 yılında yüzde 3,9 oranında artmıştır. Bu dönemde tüketici enflasyonu gelişmiş ekonomilerde yüzde 2,7'den yüzde 2'ye, yükselen piyasalar ve gelişmekte olan ekonomilerde ise yüzde 7,1'den yüzde 6,1'e gerilemiştir. 2012 yılında küresel düzeyde yüzde 3,9 olarak gerçekleşen enflasyon oranının, 2013 ve 2014 yıllarında yüzde 3,8 olacağı tahmin edilmektedir. Önümüzdeki dönemde küresel düzeyde enflasyonist baskıların düşük olacağı, ancak bazı gelişmekte olan ülkelerde enflasyonun yükselebileceği öngörülmektedir."


Petrol fiyatları


Küresel büyümedeki zayıf görünüm, başta enerji ve endüstriyel metaller olmak üzere emtia fiyatları üzerinde belirleyici unsur olarak öne çıktığına işaret edilen OVP'de, 2012 yılında ortalama Brent petrol varil fiyatı 112 dolar olarak gerçekleştiği belirtildi. Program'da, orta vadede petrol fiyatlarında düşüş eğiliminin devam edeceği tahmin edilmekle birlikte jeopolitik belirsizliklerin geçici fiyat artışlarına neden olabileceği bildirildi.


Gelişmekte olan ekonomilere giden sermaye akımları dalgalı bir seyir izlediği,  2012 yılında yaklaşık 221 milyar dolar olarak gerçekleşen sermaye akımlarının 2013 yılında 405 milyar dolar ve 2014 yılında ise 363 milyar dolar civarında olması beklendiği belirtilen Program'da, şöyle devam edildi:


"Küresel düzeyde gelişmiş ülkelerden kaynaklanan riskler azalmış olmakla birlikte, halen önemini korumaktadır. Para politikalarına ilişkin yaşanan gelişmeler sonucu varlık fiyatlarında, para, finans ve döviz piyasalarında yeniden dengelenme süreci yaşanmaktadır. Bu çerçevede önümüzdeki döneme ilişkin bazı riskler öne çıkmaktadır.


ABD Merkez Bankasının kısa vadede parasal genişlemeden nasıl bir çıkış stratejisi izleyeceği, orta ve uzun vadede ise faiz artırma sürecine nasıl geçileceği küresel likidite koşulları ve sermaye akımları üzerinde belirleyici olacaktır. Orta ve uzun vadede sermaye hareketlerinde iktisadi temellerin belirleyici olması beklense de kısa vadede gelişmiş ülkelerin para politikalarından kaynaklanan belirsizlikler finansal dalgalanmalara yol açabilecektir. Önümüzdeki dönemde küresel likiditenin azalacak olması, yapısal sorunlara sahip gelişmekte olan ülkelerin piyasalarında oynaklığa yol açabilecek ve bu ülkelerin para birimleri üzerinde baskı oluşturabilecektir."


Parasal genişleme krizin derinleşmesini engelledi


Petrol fiyatlarında yaşanabilecek konjonktürel fiyat artışları enflasyonist baskıları artırabileceği ve enerji ithalatçısı ülkelerde cari açık ve risk primleri üzerinde doğrudan ve dolaylı olumsuz etki yaratabileceği ifade edilen OVP'de, şöyle devam edildi:


"Küresel kriz süresince uygulanan eşzamanlı parasal genişleme ve ekonomiyi canlandırma paketlerinin etkisiyle krizin daha da derinleşmesi engellenmiş, hem Avrupa'da hem de ABD'de yeniden derin bir krizin meydana gelmesi ve küresel düzeyde ikinci bir çöküş riski azalmıştır. Bu süreçte gelişmiş ülkelerde güven göstergeleri iyileşmiş, ılımlı bir toparlanma başlamış, Avro Bölgesinde sorunlu ülkelerin kamu finansman maliyetleri azalmış ve parasal aktarım mekanizmasındaki aksaklıklar kısmen aşılmıştır. Ayrıca, finansal koşullarda yaşanan iyileşme, düşük faizler, artan küresel likidite ve risk iştahı gelişmekte olan ülkelere giden kısa vadeli sermaye akımlarının artmasına neden olmuştur. Ancak, özellikle 2012 yılının başına kadar yüksek seyreden gelişmekte olan ülkelere yönelen sermaye akımlarının azalması veya tersine dönmesi bu ülkelerde kırılganlığı artırmıştır.


Parasal genişlemenin sona erme sürecinin nasıl ve ne zaman başlayacağına yönelik belirsizlik sonucunda, 2013 yılı ortasından itibaren gelişmekte olan ülkeleri etkileyen dalgalanma süreci başlamış ve küresel ekonomi yeni bir evreye girmiştir."


Yapısal reformlar sürdürülmeli


Küresel belirsizliklerin arttığı ve dış finansman koşullarının giderek zorlaştığı konjonktürde Türkiye ekonomisinin dayanıklılığının korunması açısından son yıllarda uygulanan ihtiyatlı maliye politikalarının önümüzdeki dönemde de devam etmesinin kritik önem taşıdığına vurgu yapılan Program'da, şunlar kaydedildi:


"Mali disiplinin kalitesini artıracak, tasarruf açığını azaltacak, kaynakların üretken alanlara yönlendirilmesini sağlayacak, iş ve yatırım ortamını daha da geliştirecek, işgücü piyasalarında esnekliği artıracak ve kayıtlı ekonomiye geçişi hızlandıracak yapısal reformların sürdürülmesi ekonomide istikrarı destekleyecektir."


- Ankara

Kaynak: AA