Yapı Kredi Başekonomisti Cevdet Akçay Aa Finans Masası'nda

Son Güncelleme:

Yapı Kredi Başekonomisti Cevdet Akçay (2): "Ben notla ilgili bir değişim beklemiyorum" Türkiye kaotik ortamda bile her gün daha fazla istikrar kazanıyor ve daha fazla normalleşiyor" "Türkiye olarak uluslararası arenada 1 0 malup başlıyoruz.

Yapı Kredi Başekonomisti Cevdet Akçay, Türkiye'nin notuna ilişkin "Ben notla ilgili bir değişim beklemiyorum" değerlendirmesini yaptı.


Anadolu Ajansı (AA) Finans Masası'nda 30 Mart seçimleri öncesinde ve sonrasında Türkiye piyasalarında yaşanabilecek gelişmelere ve global ekonomiye ilişkin değerlendirmelerde bulunan Akçay, Türkiye'nin her gün daha fazla istikrar kazandığının ve normalleştiğinin altını çizdi.


Akçay, Türkiye'de eskiden bir oyuncu olarak faizin kolaylıkla yükseltilip düşürülebildiğini belirterek, "Bu bir ilerlemedir, bunu vurgulamak lazım. Yönetim olsam ben bunu vurgularım ama tersini vurguladığınız zaman etkisi de kötü oluyor zaten. Sizi terse düşürecek faiz lobisinin varlığından bu kadar bahsederseniz bu aslında zafiyet ilamı anlamına geliyor, bundan kaçınmak lazım" diye konuştu.


Türkiye'nin arka arkaya şoklarla karşılaşmasına rağmen gösterge faiz oranının yüzde 11,60 olduğuna dikkati çeken Akçay, şunları kaydetti:


"Tapering'in lafı edildi ve 'gezi' oldu, tapering'in kendi oldu ve soruşturmalar başladı, her gün bir kaset, bir video ve geldiğimiz yer faiz oranında 11,60... 2008 yılındaki faiz 23-24 aralığındaydı. Siyasi riskin var, şu var, bu var ve faiz gele gele 11,60'a geliyor. Demek ki o kadar da faiz lobisi diye bağırmanın anlamı yok. Demek ki tam tersini yapıp 'ne durumdayız artık biraz algılasanız iyi olur' demek lazım. Artık burada o lobi bile fazla çalışmıyor demek daha doğru. Çünkü o lobi denen şey, oyunun kuralının bir parçası. Ben lobi değilim ama bugün faizin 13'e fırladığını dolar kurunun da 2.40'a fırladığını görürsem direkt ondan faydalanırım. Ben de mi lobi olacağım yani şimdi. Bu oyunun kuralının bir parçası.


Diyelim ki Türkiye'nin temel göstergeleri şu anda mükemmel ve 9,50 faiz, 2,50 döviz sepeti olacak. Şimdi siz bir piyasa oyuncusuysanız bu piyasada gücü olan döviz kurunun 2,50'den 2,70'e gelmesini, faizin de 9,50'den 11,50'ye gelmesini ister misiniz? İsterseniz dışardaysanız, istemezseniz içerideyseniz. Dışardaysanız size çok iyi bir alım fırsatı yaratacak bu. Temel göstergeler değişmiyor. Değişmeden aslında 9,50 olan faiz ülkede 11,50'ye çıkmış, sepet de 2,70'e çıkmış. Döviz ve faiz 2,50 ve 9,50'ye yani göstergelerle uyumlu hale geldiğinde oldukça para kazanmış olursunuz. Şimdi bunu yapacak gücüm olsa, etik olmadığı için ben yapmam ama yapana bir şey diyemem. Bu oyunun kuralının bir parçası bunu anlamak lazım. Bunları anlarsak, bence biraz daha doğru yorumlayacağız ve gücümüzü gösteren şeyler hakkında zafiyet sloganları atmayacağız, çünkü ters oluyor etkisi. Bunu yöneticilerin anlaması lazım."


Akçay, Türkiye'nin notuna ilişkin bir değişim beklemediğini aktararak, "Ben notla ilgili bir değişim beklemiyorum. Öyle bir zamandayız ki ne bekleyeceğimizi çok fazla bilmiyoruz" değerlendirmesinde bulundu. Türkiye'nin istikrarlı bir ülke değil, istikrar kazanan bir ülke olduğunun altını çizen Akçay, Türkiye'nin normal bir ülke değil, normalleşen bir ülke olduğunu vurguladı.


Akçay, Türkiye'nin kaotik ortamda bile her gün daha fazla istikrar kazandığını ve daha fazla normalleştiğini söyleyerek, şöyle devam etti:


"Bu bir çok insana ters gelebilir. Çünkü onlara göre 1 sene evvel çok istikrarlı ve normaldi, şimdi anormal ve istikrarsız. Aslında öyle değil. Çünkü temelde istikrarsızlık ve anormallik kaynağı olan bazı şeylerin şu anda daha fazla ortaya çıkmaya başladığını görüyoruz. Türkiye bunlarla baş etmediği sürece yani bu ülke sosyal kontratlı bir anayasa yazmadığı sürece bu problemler sürekli olarak bizi rahatsız edecek ve hiçbir zaman istikrarlı ve normal bir ülke olmayacağız. Sosyal kontrat niteliği olan bir anayasanın niye gerekli olduğunu biz maalesef çok anlamadık. İstikrarın tanımı bellidir. Sosyal kontrat niteliğinde bir anayasanız olacak. Türkiye'nin, insanların çoğunluğunun üzerinde mutabık kaldığı bir anayasası olması lazım. Siyasetin devletin üzerinde konuşlanması gerektiğinin insanların tümü tarafından anlaşılması lazım. Yani devlet siyaset üzerinde olmaz, siyaset devlet üzerinde olur. Bunu biz Türkiye olarak daha hazmedemedik."



"Aynı düşünmesem bile ben her zaman onların yaptığının doğru olduğunu varsayma eğilimim vardır"



Türkiye'nin bir çok para birimine karşı değer kaybettiğini hatırlatan Akçay, faiz artırımı sonrası TL'nin bir miktar yukarı hareket yaptığını şimdi ise kararsız ve bir miktar aşağı bir seyirde bulunduğunu söyledi.


Akçay, opsiyon fiyatlarından aldıkları volatilitede TL'nin şu anda en volatil gelişmekte olan ülke parası olduğunu belirterek, "Demek ki volatiliteyi öldürmek de işe yaramadı demeyelim. Bence hala politik risk devrede olmasaydı, TCMB zaten o faiz artışına zorlanamazdı. Zorlansaydı da boyun eğmezdi" dedi.


Bu politik riski, "kimsenin öngörmediği, akla gelmeyen, birden gelen ve fena halde vuran bir şok" şeklinde tanımlayan Akçay, şöyle devam etti:


"Bu şekildeki siyasi şoka karşı koymak için herhangi bir merkez bankasının elinde nasıl bir araç vardır? Yoktur. Bana hep soruyorlar, sen olsaydın ne yapardın diye. Ben söylemek istemiyorum. Merkez Bankasına özellikle Erdem Bey'e saygım çok fazla. Aynı düşünmesem bile benim her zaman onların yaptığının doğru olduğunu varsayma eğilimim vardır. Ben her zaman neyi kaçırdığımı düşünürüm, girerim TCMB'nin sitesine bakarım. Eğer hala kaçırdığım şeyi bulamadıysam TCMB'deki tanıdıklarımı ararım, bana anlatırlar. Arada benim de haklı çıktığım olur ama çoğunlukla onlar haklı çıkarlar. Çünkü benden daha iyi görüyorlar ve onların işi bu. Ben TCMB'ye günde 15 dakika vakit ayırıyorum ama onların hayatı bu. Bu piyasa algılar üzerinden fiyatlama yapıyor. Her zaman piyasanın istediğini veremezsiniz, doğru olanı yapmakla mükellefsiniz. Merkez bankaları ve hükümetlerin de çok ciddi kısıtlar üzerinde çalıştığını herkesin bilmesi lazım."




"Yabancı yatırımcıya, 'erenlerin sağı solu belli olmaz' yaklaşımıyla bakmak gerek"



Akçay, Türkiye'de cari açığın sürdürülebilirliğine ilişkin olarak da cari açığın bir tehdit olduğu değerlendirmesini yaptı. Türkiye'de finansman kalitesinde düzelme olduğunu belirten Akçay, cari açığın sürdürülebilirliği konusundaki algının yanlış olduğunu söyledi. Bunun yanlış olmasının çok endişeli olmayan insanlar açısından hem avantajı hem de dezavantajı olduğunu ifade eden Akçay, şöyle devam etti:


"Herkes basit bir aritmetik hesapla, 'şu kadar rezerv var hiç fonlama olmazsa ortalama her ay şu kadar cari açık verirsek rezervler ne kadar zamanda tükenir, TCMB rezervsiz kalır. Türkiye patlar...'Bir dolu ülke için başka göstergelerde böyle dünyanın sonu değerlendirmeleri yapıyor musunuz? Çünkü hiç finansman gelmeyecek, herkes Türkiye'den elini çekecek, baya cari açık vereceğiz.... Bunlar dünyanın sonu değerlendirmesi. Dolayısıyla olsa ne olur diye konuşmanın anlamı yok. Cari açık vermek tasarruf eksikliği demek, yani borçlanıyorsunuz. Bu finansmanın bir kısmı borç bir kısmı değil. Cari açığın finansmanının hepsini siz borçlanmayla finanse etmiyorsunuz."


Yabancı yatırımcının Türkiye'ye doğrudan yatırıma uzun yıllar ülkede kalmak amacıyla geldiğinin altını çizen Akçay, siyasi risk veya diğer olumsuz etkenlerin ortaya çıkmasıyla bu sürenin oldukça kısalabileceğini söyledi.


Akçay, yabancı yatırımcıya "erenlerin sağı solu belli olmaz" yaklaşımıyla bakılması gerektiğini dile getirerek, sonunda her şeyin algıya geldiğine dikkati çekti. Algının iyi yönetilmesi gerektiğini vurgulayan Akçay, şunları kaydetti:


"Algıyı iyi yönetecek insan kaynağına gitmek lazım. Bu kaynak yoksa, algınızı iyi yönetemiyorsanız, cari açığın sürdürülebilirliği konusunda yabancı yatırımcıya mahkumsunuz. Yabancı yatırımcı 5 yıl derse 5'tir. Bunu tekrar 20 yıla çekebilecek bir insan gücünün olması lazım. Yabancı bir gazetede Türkiye hakkında kötü bir yazı mı çıkıyor? Ertesi gün ona aynı mecrada karşılık verebilecek bir gücünüz olması lazım onun neden kötü bir yazı olduğunu gösteren... Bunu yapamıyorsanız algı her gün sizi yer. Bugünün dünyasında siyasi iktidarlar ellerindeki araç sayısının ne kadar az olduğunun ve ne kadar az hüküm güçleri olduğunun farkında değiller. Buna Amerika dahil değil onlar farkında. Kuzey Kore değiliz, olmak istemiyoruz. Bunun için bu gücümüzün az olduğunu ve yönetebileceğimiz tek kanalın beklenti kanalı olduğunu anlamamız lazım. Bunu kabul etmek lazım. Bana bu çok söylendi, Türkiye olarak uluslararası arenada 1-0 mağlup başlıyoruz. Bu, sizin kullandığınız personelin Brezilya'nın kullandığı personelle aynı kalitede aynı kalitede olma lüksü yok, daha yukarıda olması gerekiyor."



- İstanbul

Kaynak: AA