2. Uluslararası Osmanlı İstanbul'u Sempozyumu

Son Güncelleme:

İstanbul'un 561'inci fetih yıl dönümü dolayısıyla düzenlenen "2. Uluslararası Osmanlı İstanbul'u" sempozyumu devam ediyor.

Osmanlı dönemi İstanbul'un tüm boyutlarıyla tartışıldığı sempozyumda,  Çankırı Karatekin Üniversitesi Araştırma Görevlisi Ali Can Batmaz, "Osmanlı İstanbul'unda kadın hırsızlar" konulu sunum gerçekleştirdi.

Batmaz, 19. yüzyılda, 17 ve 18. yüzyıllara göre kadınların daha fazla etkinlik gösterdiği hırsızlık suç oranlarının giderek arttığını söyledi.

Erkeklere göre daha organize görünmeyen bu kadınlar için zenginlerin, değerli mal ve eşyası ya da günlük kazanç elde edecekleri maddi durumu daha düşük seviyedeki insanların hedef haline geldiğini anlatan Batmaz, " Galata, Beyoğlu, Üsküdar gibi semtler kadın hırsızlar için sürekli faaliyet alanı olarak öne çıkmıştır" dedi.

O dönem İslam hukukuna göre hırsızlığın cezasının "el kesme" olmasına karşılık, kadın hırsızların sürgün cezasına tabi tutulduklarını kaydeden Batmaz, "Arşiv belgelerinden edinilen bilgilere göre, bu ceza sorunu gidermek bir yana caydırıcılık dahi sağlamamıştır. Çünkü daha önce yargılanarak uyarı alıp, yeniden yakalanıp yargılanan ve sürgüne giden kadın hırsızların, sürgün cezalarının bitiminde İstanbul'a geri döndüğü ve yeniden suç dünyalarındaki yaşama devam ettikleri görülmektedir"  diye konuştu.

Osmanlı'nın Bekarları

Süleyman Demirel Üniversitesi Araştırma Görevlisi Onur Gezer de Osmanlı'nın bekarlarını ele aldığı sunumunda, her ne kadar insan hayatının doğal evrelerinden biri olarak sadece evlenmemiş olma durumunu ifade ediyor olsa da bekarlığın aynı zamanda toplumsal bellekte olumsuz birtakım yargılar uyandırdığını söyledi.

Ailesiyle problem yaşayan bekarların iş imkanları nedeniyle İstanbul'a göç ettiklerini aktaran Gezer, şöyle konuştu:

"Bu insanlar mahalle dışında yer alan bekar odalarında kalmaktadır. Çoğunlukla 6-7 kişiden oluşmaktadır. 17. yüzyıldan sonra bekarlar iş gücü değil, marjinal tipler olarak görülmeye başlamıştır. Şehirde çıkan en ufak problemde bekar odaları sıkı bir şekilde denetlenmiştir. Odalarda sıkça fuhuş yapıldığı tespit edilmiştir. 3. Selim döneminde başıboş tayfa sürgün edilmiştir."

Osmanlı İstanbul'unda Dilencilik

Kırıkkale Üniversitesi Araştırma Görevlisi Fatma Ünyay Açıkgöz de Osmanlı İstanbul'unda dilenciliğin kökeninin Bizans dönemine kadar uzandığını söyledi.  

Osmanlı toplumunda dilencilerin başlı başına bir esnaf zümresi olup, çok çeşitlilik arz ettiğini kaydeden Açıkgöz, şöyle devam etti:

"16. yüzyıldan başlayarak son dönemlere kadar arşiv belgeleri, eski İstanbul'u anlatan bazı eserlerde birtakım dilenci tipleri dikkati çekmektedir. İstanbul merkezli olarak, Osmanlı toplumunda cenaze dilencileri, külhanbeyleri, goygoycular, kasideciler, sebilciler, ıskatcılar, sakatlar, sakat olmadığı halde sakat gibi dilenenler, Arap dilenciler, kadın dilenciler, çocuk dilenciler, taşradan zaman zaman İstanbul'a gelerek belirli yerlerde dilenen mevsimlik dilenciler, muhtaç olmadığı halde karnı tok dahi olsa gözleri doymayan dilenciler gibi bazı dilenci tipleri oluşmuştur. Ayrıca padişahların cuma namazı, göç, askeri sefer ve av seferleri gibi bir yerden başka bir yere gidiş ve dönüşlerini fırsat bilip tezkere sunarak, sultandan sadaka umanlar da ortaya çıkmıştır."

"Darphane, ihtiyat hazinesine dönüşmüş"

Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi Araştırma Görevlisi Ömerül Faruk Bölükbaşı da Osmanlı İstanbul'unun köklü kurumlarından İstanbul Darphanesi'nin, 18.  yüzyılın ikinci yarısında tarihinin en önemli dönemlerinden birini yaşadığını söyledi.

Darphane'nin sadece para basan bir kurum olmaktan çıkarak, devlet hazinesine destek olan bir ihtiyat hazinesine dönüştüğünü belirten Bölükbaşı, "Böylelikle devrin yıkıcı ve masraflı savaşlarının finansmanında hayati derecede ehemmiyetli bir rol üstlenmiştir. Savaş masrafları için gerekli parayı ihtiyat hazinesi olarak kendisine bağlanan birtakım kaynaklardan ve para basım gelirlerinden sağlamıştır" şeklinde konuştu.

Kaynak: AA