Babacan: Türkiye'de Kredi Hacmi Tabi Ki Artsın Ama Ölçülü Artsın

Son Güncelleme:

Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, önümüzdeki 3 yıllık dönemde uyguladıkları orta vadeli programla cari açığı azaltmayı hedeflediklerini vurgulayarak, "Biz 2011 yılında kredi harcamalarının yüzde 35 arttığı dönemde tedbirler almaya başladık.

Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, önümüzdeki 3 yıllık dönemde uyguladıkları orta vadeli programla cari açığı azaltmayı hedeflediklerini vurgulayarak, "Biz 2011 yılında kredi harcamalarının yüzde 35 arttığı dönemde tedbirler almaya başladık. Burada temel yaklaşım şu: Türkiye'de kredi hacmi tabi ki artsın ama ölçülü artsın ve bu artış ağırlıklı olarak reel sektör yatırımlarıyla, üretimle, ihracatla olsun" dedi.


7. Türkiye Sektörel Ekonomi Şurası TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu'nun evsahipliğinde, Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz'ın katılımıyla başladı. Şuranın açılışında konuşan Babacan, 7. Türkiye Sektörel Ekonomi Şura toplantısının hem küresel ekonomi açısından hem de Türkiye ekonomisi açısında oldukça önemli bir organizasyon olduğunu belirterek, geçen hafta katıldığı G20 toplantılarında da tüm küresel ekonomiyi meslektaşlarıyla değerlendirme fırsatı bulduklarını dile getirdi. Babacan Türkiye'nin Avustralya'dan sonra önümüzdeki yıl G20'nin dönem başkanı seçildiğini vurgulayarak, "Fiilen çalışmalarımıza 1 Aralık 2014 tarihinde başlayacağız. Önümüzdeki yıl Türkiye'de çok sayıda bakanlar ve merkez bankası başkanı toplantıları olacak. G20 dışında B20 gibi D20, T20, Y20 gibi pek çok farklı oluşum var. Türkiye'de tüm bunlara ev sahipliği yapacak. Ayrıca gelecek yıl bir liderler seviyesini de Türkiye'de inşallah organize etmiş olacağız. Böylece dünyanın en önemli 20 ekonomisini oluşturan bu yapının 1 yıl boyunda hem gündem belirlemesinde hem de dünya ekonomisiyle alakalı çözüm üretilmesinin sağlanmasında çok katkıları olacak" ifadelerini kullandı.


-"SIKINTILI GÜNLER ARTIK ARKAMIZDA KALDI DİYEBİLİRİZ"-


Dünyanın şu andaki görünümüne bakıldığında genel tablonun çok kötü görünmediğinin altını çizen Babacan, "Belki de en sıkıntılı günler artık arkamızda kaldı diyebiliriz. Bu kriz ilk finans sektörüyle ortaya çıktı. Finans sektörlü kaynaklı sıkıntılar zaten hep uzun sürüyor. Etkileri çok daha geniş oluyor ve bunların hepsini 2007-2008 yıllarından beri yaşadık, hep beraber gördük. Finans sektöründeki sorun tabi ki reel sektörü etkilemeye başlıyor. Bir yandan da finans sektörünün ülkelere getirdiği yük, bir yandan da ülkelerin krizi atlatmak adına daha fazla kamu harcaması yapması bir kamu borcu sorununu da dünya da gündeme getirmiş oldu. Gerçekten pek çok gelişmiş ülkede şu anda ciddi bir kamu borcu sorunu var ve gelişmiş ülkelerin kamu borcunun milli gelire oranı İkinci Dünya Savaşı'ndan sonraki oranlara ulaşmış durumda. Yani ancak bir dünya savaşı bu kadar büyük bir ekonomik maliyeti getirebilir. Maalesef bu da şu anda gerçekleşmiş durumda" diye konuştu.


-"TÜRKİYE'NİN TEMEL İHRAÇ PAZARI HALA AVRUPA"-


Babacan konuşmasında, gelişmiş ülkelere bakıldığında var olan borçların temizlenmesi veya bu borçların makul seviyelere inmesinin gerçekten çok uzun zaman alacağına dikkat çekerek, bu borçların bedelini ülkelerin ödeyeceğini belirtti.


Amerikan ekonomisindeki toparlanmanın biraz daha güçlü göründüğünün altını çizen Babacan, "Özellikle Amerikan dolarının dünyada rezerv para olarak kullanılıyor oluşu Amerika Birleşik Devletleri için çok farklı bir esneklik alanı oluşturuyor ve karşılıksız trilyonlarca dolara rağmen şu anda Amerikan ekonomisinin şartları Avrupa'ya göre biraz daha hızlı olmaya başladı. Her ne olursa olsun bu küresel ekonomideki bir miktar daha olumlu görünüm ve özellikle Avrupa'daki toparlanma Türkiye açısından önemli. Çünkü Türkiye'nin temel ihraç pazarı hala Avrupa. Avrupa'daki toparlanmanın bizim ekonomimiz üzerinde kuşkusuz olumlu etkilerinin de olacağını bekliyoruz" açıklamasında bulundu.


-"AMERİKAN MERKEZ BANKASI FAİZ ARTIRIMLARINA BAŞLAYACAĞIZ MESAJINI VERDİ"-


Babacan gelişmekte olan ülkelerin geçen sene Mayıs ayından itibaren yeni bir döneme girdiklerini belirterek, şu ifadeleri kullandı:


"Niye geçen sene Mayıs diyoruz? Çünkü geçen sene Mayıs ayında Amerikan Merkez Bankası yeni bir politika duruşu sergiledi ve bu politika duruşu artık olağanüstü likidite sağlama durumu sona eriyor. Artık piyasaya sağladığımız bu likidite miktarını yavaş yavaş azaltmaya başlayacağız. Hatta bir süre sonra da faiz artırımlarına da başlayacağız mesajını Amerikan Merkez Bankası vermiş durumda. Bunun bütün gelişmekte olan ülkeler üzerindeki etkisini gördük. Ama cari açığı gelişmekte olan ülkelerin üzerinde olan etkisi daha fazla oldu. Bu önümüzdeki 10 yıllık dönem gelişmekte olan ülkeler açısında geçtiğimiz 10 yıla göre daha yavaş bir dönem olacak. Çin, Hindistan, Brezilya dahil geçtiğimiz 10 yıllık büyüme oranlarına bakın bir de gelecek 10 yıl ki büyüme oranlarına bakın. Gelecek 10 yılın ortalama büyüme oranları geçmiş 10 yıla göre daha düşük olacak. Önümüzdeki dönemde her ne kadar gelişmekte olan ülkeler geçmiş 10 yıla göre daha düşük büyüyecek olsalar da yine de önümüzdeki 10 yılın ortalama büyüme oranları gelişmiş ülkelerin çok daha üzerinde olacak. Dolayısıyla küresel ekonominin büyümesini de lokomotifini de yine gelişmekte olan ülkeler oluşturacak. Bazen uluslararası basında gelişmekte olan ülkelerle ilgili belki aşırı karamsar bir görüntü var. Halbuki bu sadece geçmiş 10 yılla mukayese edilen bir performans görüntüsü. Mutlaka değerlerle mukayese ettiğimiz zaman gelecek 10 yılın büyüme beklentileriyle gelişmekte olan ülkelerin büyüme beklentileriyle mukayese ettiğimizde yine gelişmekte olan ülkelerin potansiyelleri ve fırsatları çok daha büyük olacak. Bu Türkiye içinde geçerli biliyorsunuz OECD Türkiye'nin önümüzdeki 20 yıl boyunca Avrupa'nın en hızlı büyüyecek ekonomisi olacağını söylüyor. OECD dünyada en çok itibar edilen ve analizlerine güvenilen bir kuruluş uzun vadede analizler yapabilen bir kuruluş. Bütün bu sorunların aşılamasında ülkeler arasında koordinasyon ve işbirliği son derece önemli. Ülkelerin birbirleriyle yoğun bir şekilde temasta olması lazım ki bir ülkenin aldığı kararlar diğer ülkeleri de etkileyebiliyor. Her ülke tedbirler alacak. İşbirliği ve koordinasyon son derece önümüzdeki dönemde önemli olacak."


-"KAMU MALİYESİ SAĞLAM DEĞİL BÜTÇE AÇIKLARI, BORÇLAR ÇOK YÜKSEK"-


"Türkiye'de özellikle mali disiplin yani bütçe konusundaki sağlam duruşumuz ve Türkiye'deki finans zemininin sağlam oluşu bizi 2007- 2008 döneminden bu yana dünyayı etkileyen ekonomik krizde bundan sonraki dönemde de koruyacak en önemli unsurlar" diye konuşan Babacan temel sorunlara ilişkin şu değerlendirmede bulundu:


"Avrupa ve Amerika'ya baktığımızda ve hatta Amerika'ya baktığımızda asıl sorunların temelinde bu iki konuyu görüyoruz. Kamu maliyesi sağlam değil bütçe açıkları, borçlar çok yüksek. Özel sektörle ilgili çok ciddi sıkıntılar var. Oysa Türkiye onların zayıf olduğu bu iki alanda çok çok güçlü. Bu ülkemizde önümüzdeki dönemde de ayrıştırmaya devam edecek. Yine Türkiye'nin özellikle son krizdeki performansına baktığımızda pek çok ülkeden çok farklı bir duruş sağladık. Bütçe açığı yüzde 5.30'da yüzde 1.1'e düştü. Yine aynı dönemde Türkiye yıllık ortalama yüzde 6'lık bir büyüme sergiledi. Küresel kriz dönemi Türkiye'nin gelir dağılımını düzeltmeye devam ettiği ve yoksulluğu da azaltmaya devam ettiği bir dönemde oldu. Bu da yine çok önemli. Büyüme ve büyümenin sürdürülebilirliği dediğimizde sosyal faktörler son derece önemli. Eğer yoksullukla mücadele, gelir dağılımının düzelmesi, sağlık, eğitim gibi temel hizmetlerde gerekli olanlar yapılmazsa ülkelerdeki sosyal gerginlik sıkıntılar geliyor. OECD ülkeleri içerisinde Türkiye gelir dağılımını en hızlı düzelten ülke. Bu krizle pek çok ülkenin gelir dağılımı bozuldu. Zenginle fakir arasındaki uçurum arttı. Türkiye istisnai bir biçimde gelir dağılımını düzeltti ve OECD de en hızlı düzelten ülke oldu. Öte yandan Türkiye'nin cari açığı ve bunun bir sonucu olarak da artan özel sektörün yurtdışı borcu dikkat edilmesi gereken hususlar."


-"ÜRETMEDEN TÜKETMEK ÜLKEDE FELAKETE YOL AÇAR"-


Babacan, önümüzdeki 3 yıllık dönemde uyguladıkları orta vadeli programla cari açığı azaltmayı hedeflediklerini vurguladı. Cari açığı kontrol edebilmek için kısa vadede 3 temel alanları olduğunu söyleyen Babacan şunları kaydetti:


"Bunlardan birincisi mali disiplin yani devletin bütçe açığını düşük tutması ve kamu sektörünün tasarruflarına destek vermesi. Bu kararlı bir şekilde önümüzdeki dönemde devam edecek. Başka önemli bir alanda para politikaları. Para politikalarında da yine makro anlamda cari açığın kontrol özellikle iç tüketim, iç talep ve bankacılık sektörünün büyümesinin kontrol edilebilmesiyle ilgili çok önemli bir alan. Bunu da Merkez Bankamız çok etkin bir şekilde kullanıyor. Diğer alanda makro ihtiyati tedbirler. Bu alanda da özellikle bankacılık sektörüyle ilgili bankacılık düzenleme ve denetleme kurulumuzun merkez bankamızın hazinemizin ve ilgili diğer kuruluşlarımızın almış olduğu tedbirlerle kredi kompozisyonu ve kredi büyüme hızı üzerindeki tedbirler. Biz bunları etkin bir şekilde kullanmaya 2011 yılında başladık. 2011 yılında bu kredi harcamalarının yüzde 35 arttığı dönemde hemen tedbirler almaya başladık. Burada temel yaklaşım şu: Türkiye'de kredi hacmi tabi ki artsın ama ölçülü artsın ve bu artış ağırlıklı olarak reel sektör yatırımlarıyla, üretimle, ihracatla olsun. Tüketici kredilerine dikkat etmemiz gerekiyor. Türkiye'de tüketici güven oranları çok çok yüksek. Halkımız geleceğine güveniyor. Bankalarda geleceğe güvendiği için kredi verme konusunda bir isteğe sahip. Ama kazanmadan tüketim hem hane halkı için hem de ekonomimizin bütünü için son derece büyük riskleri de beraberinde getiriyor. Üretmeden tüketmek ülkede felakete yol açar. Önümüzdeki dönemde maliye politikaları bütçesi, para politikaları merkez bankası ve makro ihtiyati alanları dışındakiler daha çok yapısal meseleler. Bu konularda alacağımız kararlar yalnızda orta ve uzun vadede sonuç verecek alanlar."


-"PETROL VE DOĞALGAZI İTHAL EDİYOR OLMAMIZ CARİ AÇIĞIMIZI SON DERECE OLUMSUZ ETKİLİYOR"-


Babacan, Türkiye'nin petrol ve gazı ithal ediyor olmasının ekonomi açısından çok önemli olduğunun altını çizerek, "Büyüyen üreten ve ihraç eden ekonomide enerji çok önemli bir konu. Bunu da ağırlıklı olarak ithal ediyor olmak bizim hem de ticari açığımızı hem de cari açığımızı son derece olumsuz etkiliyor. Enerjide daha çok yenilebilir kaynaklara dayalı bir yol izlememiz gerekiyor. Mutlaka tasarruflarımızı artırmamız gerekiyor. Tasarruflar o ülkenin büyümesini finanse eder. Kendi birikimimiz büyümeyi finanse etmeye yeterli olmaya yetmediği takdirde dışarıdan sürekli tasarruf ithal etmek durumunda kalıyoruz" diye konuştu.

Kaynak: ANKA