Başbakan Yardımcısı Arınç, Fransa'da

Son Güncelleme:

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, "Bir ülkede azınlıklar kendilerini ne kadar rahat ifade edebiliyorlarsa, o ülkede demokrasi vardır diyebiliriz."

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, "Bir ülkede

azınlıklar kendilerini ne kadar rahat ifade edebiliyorlarsa, o ülkede demokrasi

vardır diyebiliriz. Biz azınlıkları, farklı inanç gruplarını, yabancıları

ülkemizin bir parçası ve zenginliği olarak görüyoruz. Ayrımcılık yapmıyoruz,

hatta bu insanlara pozitif ayrımcılık yaptığımız için eleştiriliyoruz" dedi.


Başbakan Yardımcısı Arınç, Fransa'nın köklü üniversiteleri arasında yer alan

Sciences Po üniversitesi bünyesinde faaliyet gösteren Uluslararası Çalışmalar ve

Araştırmalar Merkezi'nin (CERI) düzenlediği konferansta konuştu.


İnsan haklarının önemli boyutunu oluşturan kültürel haklar alanında

Türkiye'de kapsamlı düzenlemeler yapıldığına değinen Arınç, bu çerçevede Türk

vatandaşlarının günlük yaşamlarında geleneksel olarak kullandıkları farklı dil ve

lehçelerin özel kurslarda öğretilmesinin, ayrıca görsel/işitsel medyada yayın

yapılmasının sağlandığını, bir kamu kanalı olan TRT-6'nın, Ocak 2009'dan beri

Kürtçe ve Zazaca dillerinde 24 saat kesintisiz yayın yaptığını hatırlattı.


Arınç, kadın hakları ve kadına karşı şiddetle mücadele konusunda Türkiye'nin

Avrupa Konseyi Dönem Başkanlığı sırasında kadına karşı şiddet alanında ilk

uluslararası belge olan İstanbul Sözleşmesi'nin (Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile

İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi)

hazırlıklarına öncülük edildiğini belirterek, "Bu sözleşmeyi imzalayan ve

onaylayan ilk ülke olduk" ifadesini kullandı.


Başbakan Yardımcısı Arınç, "Ülkemizde şiddete uğrayan veya şiddete uğrama

tehlikesi bulunan kadınların, çocukların, aile bireylerinin ve tek taraflı

ısrarlı takip mağduru olan kişilerin korunması ve bu kişilere yönelik baskı ve

şiddetin önlenmesi amacıyla hazırlanan Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin

Önlenmesine Dair Kanunu, 8 Mart 2012'de, Dünya Kadınlar Günü'nde onaylanmıştır.

Bu yasalarla özellikle kadına şiddet konusunda, birlikte zihinsel dönüşümün

yaşanması ve farkındalık oluşturmak için yeni projeler üretiyoruz. Belgeseller,

kısa filmler ve diziler ile birlikte, eğitimler ve programlar geliştiriyoruz"

dedi.


-Eğitim yoluyla insan hakları bilincinin geliştirilmesi-


Hükümetin eğitim yoluyla insan hakları bilincinin geliştirilmesine yönelik

faaliyetleri de yoğunlaştırdığını belirten Arınç, "Bugün Türkiye'de ilköğretim

müfredatında insan hakları konuları okutulmaktadır. Liselerde ise demokrasi ve

insan hakları konulu seçmeli dersler verilmektedir. Çeşitli üniversitelerde yeni

insan hakları merkezleri açıldı. Polis Akademisi'nde insan hakları dersi zorunlu

hale getirilmiştir. Memur adaylarının hazırlık programlarına insan hakları

kursları da dahil edilmiştir. Sadece 2011 ve 2012 yıllarında insan hakları

eğitimine 52 bin emniyet personeli katılmıştı" dedi.


Türkiye'de özellikle 2000lerin başından itibaren yoğun şekilde devam eden

reform sürecinin, farklı inanç grupları ve azınlıklar bağlamında çalışmaları da

içerdiğini belirten Arınç, Lozan Antlaşmasında geçen gayr-i müslim ifadesi yerine

artık farklı inanç grupları ifadesinin kullanıldığına dikkati çekti.


Arınç şöyle konuştu:


"Şahsen takip ettiğim malların iadesi konusunu, bir mütekabiliyet ve

beklenti için değil; bu insanları Türkiye'nin bir parçası olarak gördüğümüz için

yapıyoruz. Hak ve hukukun gereği neyse onu yapmak istiyoruz. Öte yandan, Vakıflar

Genel Müdürlüğümüz, 5 kilisenin onarımını tamamlamıştır. 2 sinagog ve 4 kilisenin

onarımını ise sürdürmektedir. 2010 yılında Büyükada'daki Rum Yetimhanesi Rum

Patrikhanesi adına tescil edilmiştir. Sümela Manastırı 2010'dan bu yana yılda bir

kere ibadete açılmaktadır. Benzer şekilde, Ermenilerin önem atfettiği Akdamar

Kilisesi'nde 2010 yılından beri her yıl ayin düzenlenmektedir. En son, Gökçeada

Rum Okulunun açılmasına izin verdik. Heybeliada Ruhban Okulu konusunda da

çalışmalarımızı sürdürüyoruz."


Arınç, "Bakınız, size gönülden şunu söylemek istiyorum. Bir ülkede

azınlıklar kendilerini ne kadar rahat ifade edebiliyorlarsa, o ülkede demokrasi

vardır diyebiliriz. Biz azınlıkları, farklı inanç gruplarını, yabancıları

ülkemizin bir parçası ve zenginliği olarak görüyoruz. Ayrımcılık yapmıyoruz,

hatta bu insanlara pozitif ayrımcılık yaptığımız için eleştiriliyoruz. Farklı

inanç grup temsilcileriyle sık sık bir araya geliyoruz. Sıkıntılarını dinliyor,

hukuk ve imkanlar ölçüsünde çözümler üretiyoruz. Bizim geleneğimizde, Yunus

Emre'nin Yaratılanı severim Yaradan'dan ötürü anlayışı vardır. Biz insanı yaşat

ki, devlet yaşasın düşüncesinin mirasçılarıyız" diye konuştu.


İnsan haklarının sadece ifade, inanç, gösteri özgürlüğünden ibaret

olmadığını, herkesin kendisinin ve ailesinin sağlık ve refahı için beslenme,

giyim, konut ve tıbbi bakım hakkı bulunduğunu belirten Arınç, ekonomik kriz

ortamlarında ilk kesintilerin sosyal politikalar alanlarında yoğunlaştığını

vurgulayarak "AB krizinde de Avrupa Birliği Temel Haklar Kurumu'nun kriz

süresince insan hakları ihlallerinin artmaması için üyelerin alarmda olması

hatırlatması yaptığına" değindi.


-"Türkiye, dünyanın 16. Avrupa'nın 6. büyük ekonomisi"-


Türkiye'nin, bugün dünyanın 16. ve Avrupa'nın 6. büyük ekonomisi haline

geldiğini hatırlatan Arınç, 2002'de kişi başına düşen milli gelir 3 bin 500 dolar

iken, 2012'de bu rakamın 10 bin 500 doları geçtiğini, 2002 yılında yüzde 65'lerde

olan enflasyonun, artık tek haneye kadar gerilediğini ve 2012'de yüzde 6,2

düzeyine indiğini vurguladı.


Arınç, "Yolsuzluğa sebep olacak ortamları engelledik. Bu sayede,1993-2002

yılları arasında ortalama sadece yüzde 3 büyüyen Türkiye ekonomisi, 2003-2010

yılları arasında ortalama yüzde 6,1 büyümüştür. 2002'de 230 milyar dolar olan

GSMH'mız 2012'de 772 milyar dolara ulaşmıştır. 2002 yılında 36 milyar dolar olan

ihracatımız, 2012 yılında 151 milyar dolara yükselmiştir. Bu saydığım temel

ekonomik göstergeleri görenler bize, bu işi nasıl başardınız diye soruyorlar.

Ekonomide sıkıntı yaşıyorsanız, demokraside de, insan haklarında da, dış

politikada da sıkıntı yaşarsınız. Bu açıdan, vatandaşlarımızın iyi yönetilme

hakkına sahip olduklarını düşünüyoruz" dedi.


-"Arap Baharını destekledik"-


Arınç, hükümetin, Arap Baharı olarak nitelendirilen gelişmeleri halkların en

temel ve doğal meşru talepleri olarak gördüğü için başından beri desteklediğini,

özellikle bazı baskıcı rejimlerin devrilmesinin, ülke halklarının en temel insan

haklarına kavuşması yolunda olumlu bir gelişme olarak görüldüğünü ifade etti.


Türkiye'nin bu bağlamda Suriye'deki gelişmelere de aynı zaviyeden

yaklaştığını belirten Arınç, "Bazı ülkeler ve hatta ülkemizdeki muhalefet bizim

daha önce yakın ilişki içinde olduğumuz Esad rejimine karşı tutumuzun değişme

sebebini sorguluyor. Bunun nedeni açıktır; Suriye halkının demokratik hak ve

taleplerinin zalim rejim tarafından karşılanmadığını gördüğümüzde başta dostane

olarak uyardık; ancak uyarılarımızın dikkate alınmadığını ve zulmün devam

ettiğini görünce de tutumumuzu değiştirdik. Esasen, bizim Suriye'de yaşananlarla

ilgili temel duruşumuz Suriye'de yaşayan insanların haklarının sağlanması

yönündedir. Temel insan haklarından yoksun bu insanlara kapılarımızı açtık.

Uluslararası destek çok sınırlı olmasına rağmen, 191 bin Suriyeli mülteciyi

ağırlıyoruz, toplamda ise 300 bine yakın Suriyeli halen ülkemizde yaşamaktadır"

dedi.


Arınç, hükümetin, Filistin konusunda da benzeri bir tutum sergileyerek

Filistin halkının haklı davasında yanlarında durduğunu ve BM'de "üye olmayan

gözlemci devlet" statüsü kazanması hususunda çaba gösterildiğini vurguladı.


Başbakan Yardımcısı Arınç, "Bizim temel amacımız, tüm insanların temel insan

haklarına ulaşabildiği bir yaşam standardına ulaşmasıdır. Bu sebeple, dünyanın

neresinde olursa olsun yapılan haksızlıklara, suiistimallere elimizden geldiğince

tepki gösteriyoruz. Bizim tarafımız insan haklarının tarafıdır. Bu anlamda,

uluslararası örgütlerin adil ve ayrım yapmaksızın davranmasını bekliyoruz. BM'nin

halihazırdaki yapısını yeterli bulmuyoruz. 5 daimi üyenin kendi siyasi

çıkarlarının Bosna'da, Suriye'de, Arap Baharı sürecinde uluslararası toplumun geç

hareket etmesine veya tepkisiz kaldığına yol açtığını gördük. Zaman kayıpları ve

müdahalenin gecikmesi sebebiyle on binlerce insan öldü, milyonlarca insan

yerinden yurdundan oldu. İnsan haklarını konuştuğumuz bu ortamda, tüm insanlığın

yaşadığı sorunlarda ortak bir karar çıkması için 5 daimi üyenin ağzına bakmasını

içimize sindiremiyoruz" diye konuştu.


-Tutuklu gazeteciler-


Tutuklu gazeteciler konusuna da değinen Arınç, "Biz bu eleştirileri tabii ki

dikkate alıyoruz. Ancak aynı zamanda kaydedilen gelişmelerin de göz ardı

edilmemesini bekliyoruz. Bir konuya özel olarak değinmek istiyorum. Tutuklu

gazeteciler olarak yansıtılan konunun detaylarını sizlerle paylaşmamın faydalı

olacağını düşünüyorum. Bakınız, basınla ilişkilerden sorumlu Bakan olarak

söylüyorum. Bu konuda gerçek olan şudur: Türkiye'de tutuklu gazeteciler olarak

atıfta bulunulan kişilerin büyük çoğunluğu yasadışı silahlı terör örgütü üyesi

olmak ya da bunlara destek vermek gibi ciddi suçlarla suçlanmaktadırlar" dedi.


Bir gazetecinin bile tutuklu olmasının vicdanen kendisini rahatsız ettiğini

belirten Arınç, hem eski bir avukat olarak, hem de basının haklarını savunan bir

siyasetçi olarak, Türkiye'nin gazetecilerin tutuklandığı bir ülke gibi

gösterilmesinden rahatsızlık duyduğunu, bunun Türkiye'ye karşı ciddi bir

haksızlık olduğunu vurguladı.


Tutukluluk ve yargılama sürelerinin uzunluğu konusunda da Arınç, bu konuda

kamuoyunca yakından bilinen bazı kişiler nedeniyle yanlış bir algı bulunduğunu

söyledi.


"Türkiye'deki gelişmelere bakarken eskiden kalan basmakalıp düşüncelerden ve

önyargılardan kurtulmanızı bekliyorum" diyen Arınç, Türkiye'nin köklü bir şekilde

değiştiğini belirtti.


Arınç, "Türkiye dinamik ve dünyayla iç içe yaşayan genç ve eğitimli

insanlarıyla her konuda olduğu gibi insan hakları alanında da hak ettiği saygıyı

görmeyi beklemektedir. Bu amaçla Türkiye'yi daha yakından ve dikkatlice takip

etmenizi, dezenformasyondan kaçınmanızı ve mümkünse tüm bu gelişmeleri

gözlerinizle görmeniz ve müşahede etmeniz için Türkiye'yi ziyaret etmenizi

öneriyorum" dedi.

Kaynak: AA