Çelik: ''Eşit ve adil hizmet anlayışı gözeterek bugünlere geldik"
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakan Faruk Çelik, "Özgürlüklerden taviz vererek gelişmek, adaletten taviz vererek büyümek ve demokrasiden taviz vererek kalkınmak sürdürülebilir bir durum değil. Biz ...
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakan Faruk Çelik, "Özgürlüklerden taviz vererek gelişmek, adaletten taviz vererek büyümek ve demokrasiden taviz vererek kalkınmak sürdürülebilir bir durum değil. Biz ekonomik kalkınmayla demokratik gelişmeyi aynı anda sağlayarak eşit ve adil hizmet anlayışı gözeterek bugünlere geldik" dedi.
Çelik, Bursa Ticaret ve Sanayi Odasının (BTSO) ekim ayı olağan meclis toplantısında yaptığı konuşmada, 2008'de başlayan küresel krizin devam ettiği, komşu ülkelerde birçok kargaşanın huzursuzlukların yaşandığı, Suriye'de binlerce insanın hayatına mal olan iç savaşın sürdüğü, Türkiye'de ise demokratikleşme yolunda önemli virajların dönüldüğü bir ortamda bir araya geldiklerini söyledi.
Avrupa ve Türkiye'deki tarihsel gelişim sürecine ilişkin bilgi veren Çelik, Türkiye'nin hem sanayide hem de demokraside gösterdiği kalkınma çabalarının, antidemokratik müdahalelerle sekteye uğradığını hatırlattı.
Çelik, ülke ekonomisinin darbelerden büyük yara aldığını ifade ederek, "28 Şubat sürecinde ise Türkiye sermayenin renklere ayrıldığı garip bir tabloyla karşı karşıya bırakılmıştır" ifadesini kullandı.
Kalkınmanın en önemli unsurunun gelişmiş, ileri demokrasi ve siyasi istikrar olduğunu vurgulayan Çelik, şöyle devam etti:
"Aslolan insanı merkeze alan ve halk iradesine dayanan özgürlükleri gözeten, insan haklarını teminat altına alan bir anlayışla siyasi istikrarı sağlamaktır. Bu da ancak çoğulculuğu gözeten politikalarla ve demokrasiyle mümkündür. İşte bizim iktidar, hükümet olarak 10 yılda hayata geçirdiğimiz anlayış da tam bu anlayıştır. Biz bir yandan demokrasi ve özgürlük ortamını geliştirirken, diğer yandan da hür teşebbüsün önünü açarak, ülkemizin kalkınmasını sağladık. Çayın deminden kibritin çöpüne kadar her alanda müdahale eden buyurgan devlet anlayışı yerine özel teşebbüsümüzü merkeze koyan bir düzenleyici, 'hakem devlet' anlayışının hakim olduğu bir kalkınma modelini bu dönem içinde hayata geçirdik. Bunun olumlu neticelerini hep birlikte gördük, görüyoruz. Türkiye bugün 16. büyük ekonomi noktasına geldiyse bu zihniyet dönüşümü, bu bakış açısının bir ürünü olarak ortaya çıkmıştır. Özgürlüklerden taviz vererek gelişmek, adaletten taviz vererek büyümek ve demokrasiden taviz vererek kalkınmak sürdürülebilir bir durum değil. Biz ekonomik kalkınmayla demokratik gelişmeyi aynı anda sağlayarak eşit ve adil hizmet anlayışı gözeterek bugünlere geldik."
-Gelir dağılımındaki adaletsizlik-
Çelik, günlük geliri 4,3 doların altında kalanların nüfusa oranı 2002'de yüzde 30 iken, bunun 2006'da yüzde 13,3'e geldiğini, şimdi ise yüzde 2,8'e indiğini belirterek, "En yoksul yüzde 20'lik grubun toplam gelirden aldığı pay 2006'da 5,8 iken 2011'in sonu itibariyle 6,5'e çıkmış bulunuyor. Yani yüzde 20'lik grup, yukarı doğru bir tırmanışın içinde. Günlük geliri 4,3 doların altında olanların oranları yüzde 30'dan yüzde 2,5'lere inmiş bulunmaktadır. Bunlar, gelir dağılımındaki adaletsizliğin giderildiğini göstermesi açısından önemlidir" değerlendirmesinde bulundu.
Türkiye'nin 2004 yılında 10,8 olan işsizlik oranının, Temmuz 2013 itibariyle 9,3 olarak gerçekleştiğine de değinen Çelik, "Temmuz 2008'den bu yana iş gücümüz 24 milyon 500 binden 29 milyona yaklaştı. İstihdamımız, 22 milyondan 26 milyona geldi. İstihdam oranımız ise yüzde 43,6'dan yüzde 46,9'a, iş gücüne katılma oranımız ise yüzde 48,4'ten yüzde 51,7'ye yükselmiştir. Genç işsizlik ise şu anda yüzde 18'lerde bulunmaktadır" diye konuştu.
-"İşveren olmadan işçi, işçi olamadan işveren olmaz"-
Çelik, çalışma hayatıyla ilgili sorunların çözümü için yoğun bir gayretin içinde olduklarına ifade ederek bakanlığının merkezi bütçenin hemen hemen yarısına yakın bir bölümünü kullandığını hatırlattı.
Sosyal Güvenlik Reformu ve yeni İş Kanunu'nun sorunların çözümüne önemli katkılar sağladığını anlatan Çelik, Toplu İş Sözleşmesi Yasası'nın ise çalışma barışı açısından son derece önemli olduğunu vurguladı.
Çelik, şunları kaydetti:
"İşveren olmadan işçi, işçi olamadan işveren olmaz. O halde karşılıklı hakkaniyet çerçevesinde, karşılıklı, işverenin hukukunu, uluslararası rekabette var olmasını sağlayacak bir bakış açısı, işçide de olması gerekiyor. Yani uluslararası rekabette var olmayı düşünmeyen bir emek hareketi, aslında kendi bindiği dalı kesiyor. Nasıl yürüteceksiniz? Rekabet yok üretim yok, o zaman fabrika da yok. Kilit var, anahtar var, kapanır gider. Ne yapacaksınız o zaman? Bu rekabeti, düşünerek emeğin hareket etmesi gerekiyor. Peki, patronun, işverenin ne yapması gerekiyor? Geçim şartları, standartlar bellidir. Türkiye'de refah düzeyi yükseliyor. Maşallah evde beş kişi beşinin cep telefonu var. 'Olmasın' diyebilir misiniz? Bunu dikkate alarak işveren, rekabetini sürdürürken, 'Bana kazandıran işçim kazansın' anlayışının da işverende hakim olması halinde, bir masada anlaşmamak için bir neden yok. Ama, 'ben 10 değil 100 kazanıyordum, 100 kazanmaya devam edeyim.' 10 kazan, öteye mi götüreceksin. İşçi kazansın, onun da refah düzeyi yükselsin. Yani bu dengeleri kurmak durumundayız. Rekabet eden bir sanayici ama emeği de alın terini de düşünen ve onun hakkını severek veren bir iş dünyası, bir müteşebbis anlayışını oturttuğumuz an masada kavganın yapılmayacağı inancındayım."
Çelik, Bursa'da mesleki eğitim rakamlarının yetersiz olduğuna işaret ederek, Vali Münir Karaloğlu'na "Kaynak mı Sayın Valim? Ne kadar kaynak gerekiyorsa var. Biz vermeye hazırız. Yeter ki siz burada talep edilen iş gücünü yetiştirme konusunda gerekli altyapıyı oluşturun" diye seslendi.
-İş kazaları-
İş kazalarında hayatını kaybeden işçilerin durumuna da değinen Çelik, şunları belirtti:
"Şimdi bir işçi dün Soma'da öldü. Mecliste kıyamet kopuyor. Bir kişinin ölümü, aslında o kişinin ailesi için birçok şeyin yok olması demek. Bir ailede çalışan bir insan aşını kazanmak için çalışırken hayatını kaybediyor, o ailenin dünyası karardı. Niye kararsın? Gelişmiş Avrupa ülkelerinde 100 bin işçide yılda 1-1,5 kişi ölürken, 2'ye varmıyor. Bizde 2002'de 100 bin işçide 16 işçi hayatını kaybetti. Şimdi bu 2012'de 8'e indi. Yüzde 100'lük bir gerileme var çok güzel ama 8 işçi yine fazla. Son 2013 rakamlarına bakıyoruz, şimdi 100 bin işçide ölüm oranı 6'ya geriledi. İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası da buna hizmet ediyor."
Toplantıya, BTSO Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay ve BTSO Meclis Başkanı Remzi Topuk da katıldı.
(Bitti)
-btso