CHP Grup Toplantısı... Özgür Özel: "Trump'ın ve Netanyahu'nun Dayattığı Düzen Yeni Dünya Düzeni Olamaz"
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, "İran'daki rejimin baskıcı ve insan haklarını yok sayan politikalarını tasvip etmemekle birlikte İran’ın ve bölgemizin geleceğine karar verecek olanların İran’da yaşayanlar, bölgede yaşayanlar olması gerektiğini savunuyoruz. Mevcut krizin diplomasi masasına dönülerek çözülmesini savunduk. Bu konuda ısrarcıyız ve bu konuda Türkiye’nin de ısrarcı olması gerektiğini ifade ediyoruz. Trump’ın ve Netanyahu’nun dayattığı düzen yeni dünya düzeni olamaz. Kan akıtan, bütün kurallı kurulları dışlayan, kuralları yok sayan bir düzensizliğe yeni düzen denemez. Bunun için biz dünyadaki siyasi akrabalarımızla birlikte bu düzene, bu dayatılan karmaşaya itiraz ediyoruz" dedi.
(TBMM) - CHP Genel Başkanı Özgür Özel, " İran'daki rejimin baskıcı ve insan haklarını yok sayan politikalarını tasvip etmemekle birlikte İran'ın ve bölgemizin geleceğine karar verecek olanların İran'da yaşayanlar, bölgede yaşayanlar olması gerektiğini savunuyoruz. Mevcut krizin diplomasi masasına dönülerek çözülmesini savunduk. Bu konuda ısrarcıyız ve bu konuda Türkiye'nin de ısrarcı olması gerektiğini ifade ediyoruz. Trump'ın ve Netanyahu'nun dayattığı düzen yeni dünya düzeni olamaz. Kan akıtan, bütün kurallı kurulları dışlayan, kuralları yok sayan bir düzensizliğe yeni düzen denemez. Bunun için biz dünyadaki siyasi akrabalarımızla birlikte bu düzene, bu dayatılan karmaşaya itiraz ediyoruz" dedi.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, grup toplantısında, şunları kaydetti:
"Dünya kritik bir eşikten geçerken, bölge bir ateş çemberine dönüşürken hala içeride huzursuzluk yaratan, Türkiye'yi içeride kutuplaştırmaktan medet uman bir anlayışla karşı karşıyayız. Öyle bir iktidarla muhatabız ki toplumsal barışı bozarken dışarıda ilkeli durmuyor. Ama Türkiye'yi zayıf düşürmenin bedelini dışarıda ülkeye ödettiriyor. Amerika ve İsrail istediği her ülkeye saldırabileceği bir yeni dünya düzeni kurmaya çalışıyor. AK Parti iktidarı Trump yönetimine çıt çıkarmıyor. Gazze'de İsrail'le aynı masada oturuyor. Amerikan büyükelçisinin her gün küçük düşüren yaklaşımlarına ağzını açıp bir cevap vermiyor. Biz Amerika ve İsrail'in planları karşısında bölgemizde yaşayan tüm insanların hakkını cesaretle savunduk. Savunmaya devam ediyoruz. Amerika ile İsrail'in uluslararası hukuku hiçe sayan, masum sivilleri hedef almaktan çekinmeyen bütün müdahalelerini reddediyoruz. Komşumuz İran'a yapılan saldırılara karşı duruyoruz. İran halkının yanındayız. Başta 150 kız öğrenci olmak üzere tüm kayıpları için baş sağlığı diliyoruz. İran'daki rejimin baskıcı ve insan haklarını yok sayan politikalarını tasvip etmemekle birlikte İran'ın ve bölgemizin geleceğine karar verecek olanların İran'da yaşayanlar, bölgede yaşayanlar olması gerektiğini savunuyoruz. Mevcut krizin diplomasi masasına dönülerek çözülmesini savunduk. Bu konuda ısrarcıyız ve bu konuda Türkiye'nin de ısrarcı olması gerektiğini ifade ediyoruz. Trump'ın ve Netanyahu'nun dayattığı düzen yeni dünya düzeni olamaz. Kan akıtan, bütün kurallı kurulları dışlayan, kuralları yok sayan bir düzensizliğe yeni düzen denemez. Bunun için dünyadaki siyasi akrabalarımızla birlikte bu düzene, bu dayatılan karmaşaya itiraz ediyoruz. Türkiye'nin burada uluslararası toplumla birlikte dünya düzenine 2. Dünya Savaşı'ndan sonra ortaya çıkan ve 3. Dünya Savaşı olmasın diye ortaya konmuş düzene sahip çıkmaya ve uluslararası hukuka saygılı olmayanlara açıktan ya da örtülü destek olmamaya bir kez daha Erdoğan'ı bu şekilde davranmaya davet ediyoruz."
"528 Bolulu yoksul genci üniversitede yüksek burslarla okutuyorlar bu arkadaşlar"
Sayın Bahçeli bugün önemli bir konuşma yaptı. Geçen hafta Meclis Başkanı'nı ziyaret etti. Onunla önemli değerlendirmeler yaptı. ve bugüne doğru geliyordu. Bugüne gelirken önemli iki gelişme eş zamanlı, aynı anda iki saat arayla oldu. Bir tarafta İsrail ve Amerika İran'ı vurdu ve Türkiye'nin bir olmasının, beraber olmasının, iç cephenin kuvvetli olmasının, iktidarıyla muhalefetiyle birlikte Türkiye'nin dimdik ayakta durması gerektiğinin hatırlanması gereken anlar yaşıyoruz. ve bu olaylar olurken Meclis'te üç dönem birlikte milletvekilliği yaptığımız, iki dönemdir Bolu'da seçilen ve Bolu için çalışan Tanju Özcan'a operasyon yapıyorlar. Tanju Özcan Bolu'da bir vakıf kurmuş. Vakfa AK Parti'yi dahil etmiş, MHP'yi dahil etmiş, esnaf odalarını, şoför odalarını, bütün Bolu'yu içine koymuş. Demiş ki Bolu'nun çocuklarına siyaset ayrımı yapmadan sahip çıkacağız. Hep birlikte Bolu'nun iş adamlarına, zenginlerine, kendileri dahil Bolu'dan para kazananlar, dışarıdan gelmiş, Bolu'da şube açmış, vergiyi İstanbul'da veren zincir marketlere 'Bu vakfa destek olun kardeşim.' demişler. Hep beraber yapmışlar bunu. 528 Bolulu yoksul genci üniversitede yüksek burslarla okutuyorlar. Bu vakıf ayrıca Bolu'ya bir huzurevi yapmak için çalışıyor.
"Bolu'nun parasını kazanıyor, kaymağını yiyor, karını ediyor. Vergisini İstanbul'da veriyor"
Sabahın köründe, normalde adliyenin yanında belediyede çalışıyor bu Tanju Özcan. Çağırsan ifadesini alırsın. Sabahın köründe telefon davetiyle değil, eve polisin gelip davet etmesiyle değil, jandarma operasyonuyla alıp gözaltına koyacaklar. Üç gün tutacaklar ve üç gün boyunca kendisine sorulan soru, savcılıkta sorulan soru, ikinci bir soru yok. Bir kuruş sana para geçmiş, menfaat elde etmişsin yok. Sen bu vakfa bağış yapın diye şirketlere söylemişsin. Üç harfli şirketlere 'Buraya bağış yapın' demişsin. Adam geliyor. Bolu'ya 17 şube açıyor. Bolu'daki mahalledeki esnafı canından bezdiriyor, batırıyor. Bolu'nun parasını kazanıyor, kaymağını yiyor, karını ediyor. Vergisini İstanbul'da veriyor. 'Kardeşim, şu vakfa bir destek ver.' deyince icbar yoluyla irtikap oluyor. Eğer belediye başkanıma bundan başka sorulan bir soru yoksa, kör kuruş yoksa, Tanju eğer bununla suçlanıyorsa ve Tanju bundan utanacaksa bu soruyu soranlar utansın. Ben Tanju'yla gurur duyuyorum kardeşim. Esas meselenin kökü burada. Meselenin kökü Tanju'nun Hakimler Savcılar Kuruluna yaptığı başvuru. Tanju'ya operasyonu yapan Bolu Cumhuriyet Başsavcısı'nı Hakimler Savcılar Kuruluna şikayet etmiş. Kartalkaya'da bebekler, anneler, babalar, cayır cayır yandılar. 78 kişi. Cayır cayır yandılar. Hızla bir bilirkişi kuruldu Bolu'da. Otelde 3 gün çalıştılar. Zaten o kadar süreleri vardı. Sonra bir bilirkişi raporu yazdılar. Bilirkişi raporunu götürdüler adliyeye teslim etmek istediler. İşte bu Cumhuriyet Başsavcısı, şikayet edilen kısmında yazan kişi. 'Burada neden bakanlık yazdınız? Bakanlığı silin.'
"Şimdi anladınız mı? 528 öğrenciye burs veren vakfa bağış yaptıran Tanju'ya operasyon yapan adamın hem kuyruk acısını"
Kardeşim, tek yetkili, tek. Bolu Belediyesi'nin sınırlarının dışında. İl Özel İdaresi sınırları içinde. İl Özel İdaresi sorumlu. Ama Turizm Bakanlığı baş sorumlu. Böyle nal gibi yazıyor kapıda. Ruhsatı veren de o, denetlemeden sorumlu da o. 'Hayır. Bunu alın. Bakanlığı silin. Yerine Bolu Belediyesi yazın.' Yazamayız. Belediye sınırlarında değil. 'Bakanlığı nasıl yazmayalım? Tek yetkili bakanlık. Silin bunu.' Yok. 'O zaman siz bu işi bırakın.' İşte bu tutumundan dolayı diyor ki Tanju 'Yeni bilirkişilerin tamamının çeşitli mazeretlerle aynı zaman diliminde görevden affını istemeleri hayatın doğal akışına aykırıdır.' Olay günü resen görevlerinden bilirkişilerin ivedi bir şekilde dinlenmesi, baskı ve telkinle görevden aflarını isteyip istemedikleri saptanmalıdır. Nüfuz kullanmak suretiyle 7 bilirkişiye birden el çektirdiği için bu açıkça yasaya aykırıdır ve şikayet ediyorum diyor İbrahim Cansel'i. Şimdi anladınız mı? 528 öğrenciye burs veren vakfa bağış yaptıran Tanju'ya operasyon yapan adamın hem kuyruk acısını hem Ankara'dan niye bu kadar çok savunulduğunu, niye halen HSK'nın ona işlem yapmadığını? Ayrıca kişiyle ilgili yedi ayrı şikayet var. Dördüncüsünde Turizm Bakanlığı ile ilgili yapmadığı işler, örneğin bir şirket yangın sigortası yapmış bu otele, diyor. Yapmak için görmek lazım, diyor. Bu şirket hakkında işlem yapmıyor, diyor. İl Özel İdaresi hakkında yapmıyor, diyor. Turizm Bakanlığı hakkında yapmıyor, diyor. Bütün Bolu'ya dokunan, Bolu'da her partinin sahip çıktığı, yüzde 80 halk desteğine kavuşmuş, bir kuruş borcu olmayan, muhteşem yönetilen bir belediye ve al onu Bolu'da cezaevinde tutarsak, cezaevinin müdüründen gardiyanına herkesin sevdiği biridir, rahat eder diye Sincan'a F tipine, yüksek güvenlikliye, terör örgütü üyelerinin ya da darbecilerin konduğu, kanunda öyle olduğu yere sen gel Bolu'nun belediye başkanı, suçundan ceza alsa en üst sınırdan verseler yatarı bir yıl, bir buçuk yıl deniyor. Tutmuş tutukluluk yapıyor bununla ilgili.
"Şimdi iç cepheyi bozan biz miyiz?"
Sayın Bahçeli bugün önemli bir konuşma yaptı, diyor ki 'İç cephemiz sarsılırsa sağımız, solumuz zehirli haşeratlarla dolacağını merak ediyorum. Ne zaman görmeyi ümit edecek birileri?' diyor. İç cepheyi sarsmak derken bana demiyor herhalde. Bolu'nun seçilmiş belediye başkanına, en son Türkiye'nin en büyük belediyesi Esenyurt'un belediye başkanına. Devamında 16 milyonluk İstanbul'un üç kere üst üste seçilmiş belediye başkanına, cumhurbaşkanı adayımıza. Adana gibi başkan Zeydan Karalar'a... Şimdi iç cepheyi bozan biz miyiz? Her fırsatta genel seçimden sonra 'Bu seçimin kazananı, kaybedeni yok. Kazananı Türkiye' diyen ben miyim? Yoksa o seçim sonuçlarını hazmedemeyip Ekrem Başkan'dan Zeydan Başkan'a, Ahmet Özer'den 16 belediye başkanımıza kadar teker teker her sabah birine algı operasyonu yapmak için iki koluna polisle kapıya dayananlar mı? Ben hiç üstüme almadım bunu. Bir okuyun baştan aşağıya. Sayın Bahçeli diyor ki 'Edirne'yi Enver alacağına Bulgar alsın diyenlerin işbirlikçi torunları.' Edirne'yi Enver alacağına Bulgar alsın diyenler kimler? Onların torunları kimler? Kim savunuyor Damat Ferit'leri? Kim savunuyor Milli Mücadele'yi? O yüzden bugün Sayın Bahçeli'nin bu önemli konuşması satır satır okunsun. Arkasında coğrafyayı doğru okumayanlarla doğru okuyanların, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün mücadele arkadaşlarının, partimizin kurucusunun neleri nasıl doğru yaptığını anlatıyor. Karşısında duranların da hangi ihanet, hangi teslimiyet içinde işgal kuvvetlerine 'Gücüm var, giderim donanmayı çekerim, Müslümanları ezerim' diyenlere destek olanların kim olduğunu, torunlarının da bugün hangi hatada olduğunu söylüyor. Biz tam oradayız. Bir kez daha tarihin kırılma noktalarından birindeyiz. 1 Mart tezkeresinde göründü kim Amerikancı, kim antiemperyalist. Kurtuluş Savaşı'nda göründü kim işgal ordularına kırmızı halılar serdi. Kim ölüm fermanı boynunda Anadolu'ya geçip kurtuluş mücadelesi verdi. Şimdi bir kez daha Filistin'in yanında duracaklarla 'Müslüman kanı akmasın' diyeceklerle işgalci Trump'a yaranlık edecekler saf saf ayrışıyor. İşte bir kez daha tarihin kırılma noktasındayız. Bu yüzden Sayın Bahçeli 'iç cepheyi güçlendirelim' derken son hedef Tanju, ilk hedef Ahmet Özer. ve bütün hedef Türkiye'nin kurucu partisini felç etmek, yerel seçimlerde başarısına pişman etmek, yapılacak seçimlerde bizim yerimize bunlar geçmesin diye her türlü kötülüğü, her türlü işbirliği ile her türlü kumpası alet ederek böyle bir yürüyüşe engel olmaya çalışmak Diğer tarafta her seferinde doğru yerde durmuş, Ergenekon, Balyoz kumpasında da birileri orduyu, milli orduyu, kahraman orduyu tasfiye ederken karşısında durmuş. Her seferinde kandırılmamış, birileri tarafından kandırıldığını iddia edip de elini o sabunlarla yıkayıp, deterjanla yıkayıp böyle kurtulmamış, tarih boyunca tutarlı olmuş bir siyasi hareket yine aynı yerde, doğru yerde durmaya devam ediyor."