Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Huder Heyetini Kabulü
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Paralel Devlet Yapılanması adı verilen ulusal güvenliğimize legal görünüm altında illegal tehdit oluşturulan bu yapıyı er veya geç çökerteceğiz.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Paralel Devlet Yapılanması adı verilen ulusal güvenliğimize legal görünüm altında illegal tehdit oluşturulan bu yapıyı er veya geç çökerteceğiz. Bunun hiç lamı cimi yok" dedi.
Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde Hukuki Araştırmalar Derneği (HUDER) heyetini kabulünde yaptığı konuşmada, yargı içinde "Paralel Devlet Yapılanması" adı verilen terör örgütüyle ilişkili ne kadar kişi varsa, eninde sonunda hesap vereceklerini, hak ettikleri cezaya çarptırılacaklarını belirtti.
Aynı durumun bu yapının emniyet teşkilatında ve diğer kamu kurumlarında da faaliyet gösteren mensupları için de geçerli olduğunun altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan, hukuk insanlarının iradelerini bir başkasının iradesine teslim etmesinin kabul edilemez olduğunu vurguladı.
Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Niye kaçtın? Hani sen savcıydın, niye kaçtın? Haklıysan niye burada değilsin? Hakkını savun, kaçma. O da ne durumda olduğunu gayet iyi biliyor da onun için kaçtı. Bunların hiçbiri kendilerini bekleyen akıbetten kurtulamayacaklardır. Paralel Devlet Yapılanması adı verilen ulusal güvenliğimize legal görünüm altında illegal tehdit oluşturulan bu yapıyı er veya geç çökerteceğiz. Bunun hiç lamı cimi yok."
Türkiye'nin yakın tarihinde özellikle de geçen 13 yıllık dönemde yaşananlardan gerekli derslerin hep birlikte çıkarılması gerektiğini anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Vicdanımın sesini dinleyerek siz kardeşlerime sesleniyorum, Güneydoğu'yu dolaşırken şu malum terör örgütüyle beraber, bunların müşterek hareket ettiğini gördüğümde gerçekten vicdanım kan ağladı. Hele hele hanımların, o bölücü terör örgütüyle beraber hareket ettiklerini gördüğümde vicdanım kan ağladı. Nasıl olur da onlarla birlikte olur ve onlarla birlikte kalkıp orada çok çirkin hareketleri yapar hale gelir ki bunların o taban dediği zemini, unsurları" diye konuştu.
-"Asıl denetimi yapacak olan bu kişilerin vicdanlarıdır"
Siyasi konumda bulunanların toplum tarafından sürekli denetlendikleri için yaptıkları iyi veya kötü işlerin hesabını kısa sürede millete verdiklerini belirten Erdoğan, milletvekillerinin yaptıkları hizmetlerin ibrası için seçimler yoluyla millete gittiklerini kaydetti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi:
"Adalet sisteminde görev yapanların ibrası nasıl olacak? Bu soruya bir cevap bulmamız lazım. Hakimlerin, savcıların, avukatların görev alanlarını anayasa ve yasalar ile bunlara uygun olarak şekillendirilen mevzuat belirliyor. Bu şekli unsura uygun denetim mekanizmaları da hiç şüphesiz vardır. Ama asıl murakabeyi, asıl denetimi yapacak olan bu kişilerin vicdanlarıdır. Vicdanını herhangi bir vesayet odağının emrine veren hiç kimsenin adalette hizmet edebilmesi mümkün değildir.
27 Mayıs'ta Yassıada, 12 Eylül'de Mamak'ta yargılama yapanlarla, 28 Şubat'ta darbecilerin karşısında hazır olda duranlarla, 17-25 Aralık'ta gerçek yüzlerini ortaya koyanların hiçbir farkı yoktur. Hatta bu yapı milletimizin kutsal değerlerini istismar etmesi sebebiyle diğerlerinden çok daha sinsi, çok daha tehlikeli, çok daha tahripkardır. Bugüne kadar tüm darbecilerle, tüm vesayet odaklarıyla nasıl mücadele ettiysek bu yapıyla da aynı şekilde aynı kararlılıkla mücadele etmeyi sürdürüyoruz. Türkiye'yi her alanda, bir kanser hücresi gibi saran bu yapıdan kurtarmakta kararlıyız."
-"Küçücük meseleleri aramızda ayrılık meselesi haline getirmeyelim. Çünkü bizim davamız büyük"
Salonda bulunanlardan birliklerini, beraberliklerini bozmamalarını, dayanışma halinde olmalarını isteyen Erdoğan, "Küçücük meseleleri aramızda ayrılık meselesi haline getirmeyelim. Çünkü bizim davamız büyük. Bu büyük davamızı o ufacık meselelere mahkum etmeyelim" diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'nin gelecek hedeflerine hep birlikte yürüyeceğinin altını çizerek, sıkıntıların milli iradeye güvenerek, demokrasi içinde çözüleceğini belirtti.
"Gücünü milletten almayan hiçbir yapının ülkemizde hakimiyet kurmasına izin vermedik, vermeyeceğiz" diyen Erdoğan, milletin değerlerine, inançlarına, tarihine, kültürüne, tercihlerine saygı duymayan herkesle sonuna kadar mücadele edeceklerini bildirdi.
Terör meselesinin bir kez daha ülke gündeminde üst sıralara çıktığını anlatan Erdoğan, şunları kaydetti:
"Ülkemizin son yıllarda karşı karşıya kaldığı sorunların hepsi de birbiriyle ilişkilidir. Gezi olayları, 17-25 Aralık darbe girişiminden bağımsız değildir. Bölücü terörün yeniden kan dökmeye, can almaya başlaması da aynı şekilde bu kurgunun dışında değildir. Suriye'nin, Irak'ın, Libya'nın bölünmesi için gösterilen gayretlerle, Mısır'da demokrasiyi boğmak için gerçekleştirilen darbe de aynı senaryonun bir parçasıdır. Bugün Suriye halkının rejime ve terör örgütlerine karşı verdiği mücadele, bir istiklal savaşı haline dönüşmüştür. Bugünkü devletini, verdiği İstiklal Savaşı sonunda kurmuş bir ülke olarak Suriyeli kardeşlerimizi çok iyi anlıyoruz, mücadelelerini destekliyoruz, desteklemeye de devam edeceğiz."
-"Milletimiz tarihi bir sınav veriyor"
Olayların başladığı 2011 yılından bu yana 2,5 milyon Suriyeli ve Iraklı'nın Türkiye sınırları içinde misafir edildiğini, bunların önemli bir bölümünün de misafirliğinin sürdüğünü ifade eden Erdoğan, yapılan harcamanın 8 milyar dolar olduğunu açıkladı.
Halep'e yönelik saldırıların artmasıyla birlikte yeni bir göç dalgasının başladığına dair güçlü emareler olduğunu belirten Erdoğan, "Milletimiz bu sıkıntılı döneminde Suriyeli muhacir kardeşlerine ensar bilinci ile yaklaşarak, onlarla ekmeğini bölüşerek tarihi bir sınav veriyor. Hamdolsun bu sınavdan şu ana kadar alnımızın akıyla çıktık" dedi.
Erdoğan, şu değerlendirmelerde bulundu:
"Avrupalı ülkeler sıkıştı. İki hafta önce Brüksel'deydim. Orada gerek Donald Tusk ile gerek Juncker ile gerekse Schulz ile hepsiyle hem teke tek daha sonra da dörtlü bir çalışma yemeği yedik. Bu konuları konuştuk. Hepsi 'Biz Türkiye'ye muhtacız' ifadesini kullanır hale geldiler. Çünkü şu kapıları açtığımız anda, bu 1,5, 2,5 milyon insanın Avrupa'ya gittiğini düşünün. Bunların ne hale geleceği o zaman, ortada. Çünkü bunların kültüründe o bizim kültürümüzdeki ensar bilinci yok. İşte kalkıyor, '30, 40 bin kişiden fazla alamam' diyor. Bu ifadeyi kullandığı için birileri Nobel'e aday gösteriyor. Ama bizde şu an 2,5 milyonu ülkemizde, onlara ev sahipliği yapıyoruz. Bizim derdimiz Nobel mobel falan değil. Bizim derdimiz sadece Rabbimiz'in rızasını kazanmaktır. Aramızdaki fark bu."
(Sürecek)