Dha Yurt Bülteni 2
1 - ÖZEL - Köy okullarının kimi samanlık oldu kiminin kapısı penceresi kırıldıİZMİR'de son 5 yılda 71 köy okulu kapatıldı.
1 - ÖZEL - Köy okullarının kimi samanlık oldu kiminin kapısı penceresi kırıldı
İZMİR'de son 5 yılda 71 köy okulu kapatıldı. Duvarlarında eğitim ve öğretimin izlerini taşıyan okullardan bazılarının içler acısı görüntüsü, vatandaşların tepkisini çekti. Bazıları samanlık olarak kullanılan, bazılarının kapısı penceresi kırılan okulların bu kötü görüntüsü yürekleri burktu.
İzmir'de taşımalı eğitim modelinin ardından öğrenci sayısı 10'un altına düşen köylerde kapatılan okullardan bazıları samanlık yapıldı. Bazı okulların da kapısı ve pencereleri kırıldı. Okulların bakımsız görüntüsü, yürekleri ezdi. İzmir'in Ödemiş ilçesindeki Üzümlü Köyü İlkokulu, Ortaköy İlkokulu ve Karadoğan Köyü İlkokulu, bunlardan sadece bir kaçı. Bir zamanlar öğrencilerin okul hayatlarına başladığı ilk adres olan Ortaköy İlkokulu, şimdilerde samanlık olarak kullanılıyor. Öğrenci Andı ve okula ait yazışmaların yer aldığı klasörlerin hala binada olması dikkat çekerken, yine müdür odası olarak kullanılan odanın kapısındaki 'Müdür' yazısının da durduğu gözlendi. Karadoğan Köyü İlkokulu'nun ise kapı ve pencerelerinin tamamen kırıldığı görüldü. Okulun içerisinde bir zamanlar öğrencilerin ders işlediği tahta sıralar da bulunuyor. İzmir'de son 5 yılda kapatılan 71 köy okulu olduğu açıklanırken, İzmir İl Milli Eğitim Müdürü Ömer Yahşi, bu okulların en iyi şekilde değerlendirilmesi ve kaderine terk edilmemesi için uğraştıklarını belirtti. Yahşi, köy okullarında öğrenci kalmadığında, orada bulunan okulları halkın ve kamunun yararına olabilecek çalışmalarda kullanabildiklerini söyledi. Ömer Yahşi, bazı köy okullarının halkın kendi sosyal yaşantılarına yönelik, toplantı yapmaları ve bir araya gelmeleri gibi bir çok etkinlikte kullanmalarını sağladıklarını dile getirdi.
'KADERİNE TERK EDİLMİŞ OKUL YOK'
İl Müdürü Yahşi, İzmir'de kaderine terk edilmiş herhangi bir okulun bulunmadığını öne sürerek, "Ayrıca bir bölgenin ihtiyacına, sosyal yaşantılarına cevap verebilecek, toplumsal anlamda ihtiyacı karşılayabilecek taleplerde de köy okullarını kullanıma açıyoruz. Belediyelerin ve halkın ihtiyaçlarına yönelik durumlarda okulları kullandırıyoruz. Kaderine terk edilmiş okulumuzun olması mümkün değil çünkü her an o okullar yeniden açılabilir düşüncesi ile hareket ediyoruz" diye konuştu. Kendilerinin atıl olarak tuttukları bir okul olmadığını ileri süren Yahşi, "Okulları hem aktif halde tutuyoruz, halkın hizmetine sunuyoruz, hem de öğrenci geldiği zaman anında biz orayı okul olarak dizayn ediyoruz. Kaderine mahkum edilmiş, terk edilmiş anlamda okulların olmasını biz istemiyoruz."
GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ
-Samanlık olarak kullanılan Ödemiş'teki Ortaköy İlkokulu'ndan görüntü
-İçinde eski okul sıralarının bulunduğu, kapı ve pencereleri kırık olan Karadoğan Köyü İlkokulu'ndan görüntü
-Üzümlü Köyü İlkokulu'ndan görüntü
-İzmir İl Milli Eğitim Müdürü Ömer Yahşi'nin açıklaması
Haber: Umut KARAKOYUN-Kamera: Mücahit BEKTAŞ/ İZMİR,
========================
2 - ÖZEL - Ortaokulda, üniversite öğrencisi oldular
Mehmet AYDIN/ MUŞ, - MUŞ Alparslan Üniversitesi, TUBİTAK Doğa Eğitimi ve Bilim Okulları çerçevesinde desteklenen, 'Bilim ve Sanat Sahnede Buluşuyor' proje ile 40 ortaokul öğrencisi, 10 günlük kampa alındı.
'Bilim ve Sanat Sahnede Buluşuyor' proje kapsamında Muş merkezdeki 4 ortaokulda eğitim-öğretim gören 40 başarılı öğrenci, 10 günlüğüne üniversiteli oldu. Sabah servislerle evlerinden alınan öğrenciler, gün boyu üniversite kampüsünde düzenlenen etkinliklere katılıyor. Alparslan Üniversitesi Okul Öncesi Öğretmenliği Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Erdinç Öcal, amaçlarını öğrencilerin bilime, bilim insanına karşı tutumlarını olumlu yönde geliştirebilmek ve onları sahne sanatları, tiyatro ile buluşturmak olduğunu belirtti. Tatile gidemeyen başarılı 40 öğrenciyi kampa aldıklarını ifade eden Öcal şunları söyledi:
"Projeye önce Türk Müslüman Bilim insanları ile sahne çalışmalarına başladık. Öğrenciler aktif olarak tiyatro sanatı, o günkü bilim insanları ile etkinlikler yapıyor. Her gün içinde 4 ayrı etkinlik var. 40 ortaokul öğrencimiz var. Biz onlardan öğreniyoruz, onlar bizden öğreniyor. Çok güzel etkileşimi olan bir proje oldu. Hep beraber kahvaltı yapılıyor, sonra radyoloji biliminin kurucusu Marie Curie ile ilgili kısa bir tanıtım sunumu yapıyoruz. Daha sonra Marie Curie ile ilgili kısa bir öykü yazmalarını istiyoruz. Kısa tiyatro gösterileri yapılıyor. Öğrenciler Marie Curie ile ilgili öyküyü 2 saatlik bir çalışma sonunda sahnelediler. Öğrenciler öğlen ve akşam yemeklerini yedikten sonra yine servislerle evlerine bırakılıyor."
Öğrencilerden Emel Sude Baytak, projenin çok eğlenceli ve hayatı kendilerine öğrettiğini, bilim insanlarını, hocaların çok iyi bir şekilde açıkladıklarını belirtti. Eğlenerek öğrendiklerini ifade eden Baytak, "Bilim insanlarını öğrendik. Her gün Hacivat- Karagöz izleyip, oyunda o günkü bilim insanını tanıtıyoruz. Tiyatro oyuncuları gelip yine o günkü bilim adamını canlandırıyor. Hepimiz çok güzel zaman geçiriyoruz" dedi.
GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ:
-Öğrencilerin tiyatro oyunlarından detaylar
-İzleyicilerden detaylar
-Hacivat Karagöz oyunu gösterisinden detaylar
-Tiyatronun diğer bölümlerinden detaylar
-Röportaj
-Öğrencilerin servislere binmesi
-Üniversiteden detaylar
Haber-Kamera: Mehmet AYDIN/ MUŞ,
HD
========================
3 - Yavru leyleklar büyüdü, dönüş başladı
DİYARBAKIR ile ilçesi Bismil arasında uzunan Dicle nehri kıyısına paralel olarak kurulu bulunan yüksek gerilim direkleri üzerinde kurdukları yuvalarda yaşayan leyleklerin büyüyen yavruların bir kısmı döndü. Bazı yavrular avlanma ve kanat egzersizlerine devam ederken, bazı yavrular da kuluçkadan çıktıkları yuvada anne ve babalarının getireceği yiyecekleri bekliyor. 15 yıldan beri leylek popülasyonunu takip eden Dicle Üniversitesi Diyarbakır Teknik Bilimler Meslek Yüksekokulu Müdürü Prof. Dr. Ahmet Kılıç, kış ve bahar mevsiminin kurak geçmesinden dolayı yiyecklerin az olduğunu ve leyleklerin de bu yüzden bu yıl ilk kez 5'ten daha az yavru yaptığını söyledi.
Her yıl Şubat ayı sonunda Dicle nehri kıyısındaki yüksek gerilim hatları üzerinde kurulu bulunan yuvalarına dönerek burada üreyen leyleklerin yavruları büyüdü ve dönüş hazırlığı başladı. Kuluçkadan çıkan ilk yavru leylekler ebeveynleri ile kış mevsimini geçirecekleri Afrika'ya gitmek üzere yola çıktı. Ancak kuluçkadan geç çıkan yavrular ise hala avlanma ve kanat egzersizliği yaparken, bazı yavrular ise hala yuvada ve ebeveynlerinin yiyecek getirmesini bekliyor. 2003 yılından beri Bismil'e gelen leylek kolonisini takip eden Dicle Üniversitesi Diyarbakır Teknik Bilimler Meslek Yüksekokulu Müdürü Prof. Dr. Ahmet Kılıç, leylekin göçü, yapısı, yumurta sayısı, kuluçka süresi, büyümesi, avlanması ve yeniden geldikleri Afrika'ya dönmesine kadar çok önemli bilgiler verdi.
"5-6 BİN KİLOMETRE ÖTEDEKİ AFRİKA'DAN GELİYORLAR"
Bismil'de üreyen leyleklerin çok düzenli bir popülasyona sahip olduğunu belirten Prof. Dr. Kılıç, "Böylesi düzenli popülasyon sahip başka leylek topluluğu yok. Yüksek gerilim hatlarını kullanıyorlar. Diyarbakır'da üremesini yapan bir türdür. Buraya Afrika'dan Nil vadisinden geliyorlar. Yaklaşık 5-6 bin kilometre yol katediyorlar. Burası onların ata yurdu, çünkü burada ürüyorlar. Kışın Diyarbakır'da soğuk ve yiyecek azlığından Nil vadisine, Etyopya, Somaliye kadar gidebiliyorlar. Leylekler halk arasında çok popüler, halkımız bunları kutsal kabul ediyor. Leyleklere asla dokunulmaz, etini yemezler, ona dikkat ederler. Vatandaşlar tarlada çalışırken, tarla içerisindeki leylek yuvalarında, ebeveynler-yavrular, yaşlılar birbiriyle ilgilenilirler. Halk tam bir doğasever, yüksek gürültü yapmazlar onlara karışmazlar" dedi.
"YUVALAR 30 YILDAN BERİ KORUNUYOR"
Hava şartlarının uygun olması halinde leyleklerin Şubat ayı sonunda yuvalarına dönmeye başladığını anlatan Kılıç, "Şubat ayı sonunda başlar, Mart ayında gelişleri tamamlanır. Bismil'in Yuvacık ve Köseli köyleri arasında, karayolu paralel olarak, 40-50 metre mesafede yuvalarımız var. Aynı zamanda Dicle nehrine de yakın, bu yüzden yiyecek bakımından zengin bir bölge. Leylekler Mart ortasından itibaren eski yuvalarına gelirler bazı yuvalar 30 yıldan beri korunuyor. Deyim yerindeyse yuvalarıyla evliler, başka yuvaya giden leylek olrusa kavgalar başlar. 20 kilometre mesafede 40 ila 55 yuva sürekli olarak kullanılır. Leylekler her sene ortalama 5 tane yumurta yapar. Kuluçka ilk yumurta ile başlar. Leylekler 25-30 sene aynı yuvayı kullanır. Her sene yuvaya yeni materyal gelir. En eski yuvalar, en yüksek olan yuvadır" diye konuştu.
"TÜRKİYE ORTALAMASI 1-2 İKEN BİSMİL'DE 5 YAVRU RAHATLIKLA YETİŞMEKTE"
Leyleklerin Türkiye üreme ortalamasının 1-2 olduğunu ifade eden Prof. Dr. Kılıç, Bismil'deki leyleklerin ise ortalama 4-5 olduğunu kaydederek, şöyle konuştu:
"Yuvaya önce büyük dallar, daha sonra küçük dallar, daha sonra da yumuşak otlar getirilir. Yavrular, yumurtalar için yumuşak olsun diye. Nisan ayından itibaren kuluçka başlar. Mayısın başından itibaren biz yavruları görmeye başlarız. Genelde yuvada 5 yavru olur. Türkiye ortalamasında 1-2 yavru yetişirken, Bismil'de, 4-5 yavru rahatlıkla yetişmektedir. Sebebi ise yuvalar nehire çok yakın. Bunların yiyeceği yılan, kertenkele, kurbağa, balık, tarla faresi, böcek gibi yiyecekler rahatlıkla temin edildiği için yavru sayısı da fazlala olabiliyor. Bismil leylekleri Türkiye ortalamasının üzerinde yavruyu rahatlıkla yetiştirebiliyor."
"KIŞ VE BAHAR KURAK GEÇTİ, YAVRU SAYISI AZALDI"
Bu yıl Kış ve Bahar mevsiminin kurak geçtiğini hatırlatan Prof. Dr. Ahmet Çelik, bu yüzden kuraklık nedeniyle bitki ve leyleklere yem olacak hayvan sayısının da az olmasına paralel olarak leyleklerin de bu yıl az sayıda yavru yaptığını söyledi. Prof. Dr. Çelik, "Leyleklerimiz 2 aydan fazla anne-babalar tarafından beslenir. Her seferinde gelen yiyecekler kardeşler arasında paylaşılır. Kuluçka süresi 1 aydır. 2, 2.5 ay arasında yuvada beslenir. Yiyecek bolluğu nedeniyle kardeşler arasında rekabet azdır. Eğer yiyecek az olursa, 3, 4 ve 5'inci yavrunun yaşama şansı azdır. Malesef geçen yıla oranla bu yıl farklılık yaşadık. Kış kurak geçti. kar olmadı, bahar yağışlarımız azdı. Bu sene 5 yavrulu yuva görme şansımız olmadı. 4 yavrulu yuvalar nadirdi. Tabiaatta yağışlar olmayınca bitki çetişliliği olmuyor. Bu nedenle bitkiyle beslenen hayvan artışı da olmuyor, leyleklerimiz de bu hayvanlarla besleniyor. Bu hayvanlarda artış olmayınca da leylek yavrularında ciddi bir düşüş yaşandı" ifadelerini kullandı..
KIŞ MEVSİMİNİ AFRİKA'DA GEÇİRİYORLAR
Türkiye'deki en önemli göç yollarından birinin doğu göç yolu olduğunu, Dicle vadisinin de bu güzergahtaki en önemli duraklardan biri olduğunu belirten Prof. Dr. Çelik, leyleklerin bir kısmırır doğudan Dicle vadisine geldiğini ve bol yiyecek olduğu için burada dinlendiklerini kaydetti. Burada dinlenen leyleklerin daha sonra Diyarbakır'dan Hatay'a buradan da sırasıyla Suriye, Lübnan üzerinden Sina yarımadasına ve buradan da Nil vadisine, Etyopya ve Somali'ye ulaştığını anlatan Kılıç, ılıman iklim ve bol yiyecek olduğu için leyleklerin kış mevsimini burada geçirdiğini söyledi. Kılıç, sıcak geçen kış mevsiminde Diyarbakır'da kalan leyleklere nadir de olda rastladıklarını aktardı.
"LEYLEKLERİ TAKİP EDERSEK, TABİATTAKİ YAPI DEĞİŞİKLİĞİNİ ANLAYABİLİRİZ"
Leyleklerin takip edilmesi halinde, tabiattakı yapı ve değişikliklerin anlaşılabileceğini savunan Prof. Dr. Kılıç, şunları söyledi:
"Leylekleri takip ettiğimiz zaman tabiattaki yapıyı ve değişiklikleri anlayabiliyoruz. O yüzden bu gibi sembolik türleri bilmemizde fayda var. Temmenimiz odur ki burada yumurtadan çıkan yavruları markalamak. Fakat yüksek gerilim hatlarında yuva yaptıkları için imkanlar elvermediği için ulaşamıyoruz. Eğer bunları takip edecek olsak, bunların Afrika'ya kadar gittiğini ve kışı geçirdikten sonra geri geldiğini biliriz. Şu haliyle Diyarbakır'ın doğal yapısını bozmayacak olursak, şu an leylekler tabiatla uyumlu. Nehiri bozarsak, tarlalarda aşırı ilaçlama, gübreleme oluşturursak ki insanlardan bunlara doğrudan zarar geldiğini görmedik ve kutsal olarak kabul edilir. Bu yapıyı korumamız, leylekleri ve diğer türleri koruyacaktır. Biz bu türleri dünyaya daha iyi tanıtabilir miyiz? Avet tanıtabiliriz. Efendim ekstradan yuva platformları oluşturabiliriz, ilgili kişilere, turistlere bunları izleyebileceklere gözetleme kuleleri yapabiliriz. Çocukların yuvaları görebileceği şekilde yapabilirsek koruma kendiliğinden gelir zaten. Leyleğin o yaşayışını gördüğümüz zaman, tabiattaki her nesnenin önemini anlamış oluruz."
Yuvada kalan son yavru leyleklerin gagalarının siyah olduğu ve henüz uçamadıkları görüldü. Drone ile yapılan çekimlerde yuvalardaki yavrular, anne ve babalarının getireceği yiyiceği bekliyor. Kanat egzersizi yapan yavrular, uçmaya hazır geldikten sonra bu kez, ebeveynleri tarafından avlanma alanına götürülerek, neyi nasıl avlayacaklarını öğrendikten sonra da gruplar halinde Afrika'ya gitmek üzere uçacak.
Görüntü Dökümü (Drone çekimi)
-Yuvalardaki yavru leylekler
-Yüksek gerilim hatları üzerindeki leylek yuvalarının sıralı hali
-Leyleklerin Dicle Nehri kıyısı ve su birikintilerinde yiyecek araması
-Dicle Nehri üzerinde dron çekimi
-Prof. Dr. Ahmet Kılıç'ın masada konuşması
-Genel ve detay görüntüler
Haber-Kamera: Mehmet TÜRK-Burak EMEK/DİYARBAKIR, -
========================
4 - Engelli annenin çağrısı: Para değil, iş istiyorum
AYDIN'ın Nazilli ilçesinde yaşayan bedensel engelli 50 yaşındaki Emine Karakış, 10 yaşındaki kızının eğitimi ve ev ekonomisine katkı sağlamak için bulduğu her işte çalışıyor. Son dönem havanın sıcak olduğu günlerde pazarda su satan Karakış, tek arzusunun sürekli çalışabileceği bir işyerinde istihdam edilmek olduğunu söyledi.
Çocuk felci geçirdiği için 3 yaşında iken 2 bacağı da yetisini kaybeden 1 çocuk annesi 50 yaşındaki Emine Karakış, bir süre önce kocasından boşanınca annesi ve 10 yaşındaki kızıyla yaşamaya başladı. Annesinin bakım aylığının dışında İŞKUR tarafından bulunan geçici işlerde çalışan Karakış, sabit bir geliri olmadığı için son dönemde pazarda tekerlekli sandalyesiyle su satmaya başladı. Tek derdinin 10 yaşındaki kızının iyi bir eğitim almasını sağlamak olduğunu söyleyen Karakış, şu sözlerle destek istedi:
"Okumak istedim, o dönemlerde okullar beni kabul etmedi. Dışarıdan okumak zorunda kaldım. İlkokul mezunuyum. Birçok yerde çalıştım. Kendim tekstil üzerine iş yeri açtım. Ağır vergiler ve o dönem yaşadığım ekonomik sıkıntılar yüzünden iş yerimi kapatmak zorunda kaldım. Evimi geçindirmek ve çocuğumun eğitim masraflarını ve giderlerini karşılamak için pazar yerinde su satıyorum. 1 evlilik yaptım, eşimden ayrıldım. Şu anda ise annem ve kızım ile birlikte 3 kişi bir evde yaşıyoruz. Ben çalışarak kazanmak istiyorum. Devamlı işimin olmasını çok istiyorum ama bulamadım. Su satarak geçimimizi sağlamaya çalışıyorum. Evimiz kira. Herkesin yaşadığı gibi bizler de ekonomik sıkıntılar yaşıyoruz ama engellilerin yaşadığı sıkıntılar daha fazla. Herkes bunu göz ardı ediyor. Yılda bir kez Engelliler Günü'nde değil, her zaman gereken değerin verilmesini istiyoruz. Toplumdan kopmamak için mücadele veriyoruz. Toplumun dışında değil, hayatın bir parçasında olmak istiyoruz. Ben hazır para değil, iş istiyorum. Çocuğumun iyi bir yerlere gelmesi için mücadele ediyorum."
GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ:
Pazaryerinden görüntü
Bedensel engelli Emine Karakış Pazar yerinde su satarken.
Vatandaşlar bedensel engelli Emine Karakış'dan su alırlarken
Bedensel engelli Emine Karakış'ın Pazar yerinde açıklaması
Haber- Kamera: Bahattin ALBAYRAK/ NAZİLLİ (Aydın),
===================
5 - Kendisine tokat atan 8 aylık hamile yengesini öldürdü
KONYA'da kağıt toplayıcılığı yapan Suriyeli Abdulbasid El Muhammed (25), kendisine tokat attığını ileri sürdüğü 8 aylık hamile yengesi Amira Alyassouf'u (38) göğsünden bıçaklayarak ağır yaraladı. Hastaneye kaldırılan Amira Alyassouf ile karnındaki 8 aylık bebeği, kurtarılamadı.
Olay, dün saat 22.30 sıralarında merkez Karatay ilçesi Hasan Dede Mescit Mahallesi Hatay Sokak'ta meydana geldi. Kağıt toplayıcılığı yapan Abdulbasid El Muhammed, evindeki eşyaları çalıp, sattığını ileri sürdüğü ağabeyi Ahmed El Muhammed'in (36) oturduğu tek katlı müstakil eve gitti. Abdulbasid El Muhammed, kapıyı açan ağabeyi ve yengesi ile tartışmaya başladı. Tartışma sırasında Abdulbasid El Muhammed, 8 aylık hamile yengesi Amira Alyassouf'u göğsünden bıçaklayarak kaçtı. İhbar üzerine olay yerine polis ve sağlık ekipleri sevk edildi. Amıra Alyassouf'a ilk müdahaleyi eşi ve komşuları yaptı. Ambulansla Konya Numune Hastanesi'ne kaldırılan 5 çocuk annesi Amıra Alyassouf ile karnındaki 8 aylık kız bebeği kurtarılamadı. Annelerinin ölümünden habersiz, çocukların evlerinin önünde birbirlerine sarılarak beklemeleri ise yürek burktu.
BANA VURDUĞU İÇİN BIÇAKLADIM
Olayla ilgili çalışma başlatan Asayiş Şubesine bağlı Cinayet Büro Amirliği ekipleri, şüpheli Abdulbasid El Muhammed'i kısa sürede yakalayarak gözaltına aldı. Suç aleti bıçağı olay yerine yakın bir yerde attığını belirten Abdulbasid El Muhammed, polisteki sorgusunda yengesini kendisine tokat attığı gerekçesiyle öldürdüğünü söyledi.
Abdulbasid El Muhammed, "Ben kağıt toplayıcılığı yapıyorum. Ağabeyimle evlerimiz yakın. Ağabeyim o bölgeye gelinceye kadar evimden bir şey çalınmıyordu. Ancak son zamanlarda evimden eşyalarımı çaldığını fark ettim. Akşam eşimle birlikte ağabeyimin evine gittim. Kapıyı ağabeyim ve eşi açtı. Ben, 'Eşyalarımı neden çalıp, satıyorsun?' dedim. Sattıklarının parasını ver dedim. Bunun üzerine tartışma çıktı ve yengem bana tokat attı. Ben de yanımda bulunan bıçağı yengeme doğru salladım" dedi.
Abdulbasid El Muhammed 'in polisteki sorgusu sürüyor.
Görüntü dökümü:
------------------------------------
Polisin olay yerinde inceleme yapması
Kardeşlerin birbirlerine sarılarak beklemesi
Şüphelinin emniyete götürülmesi
Genel ve detaylar
Haber-Kamera: Tolga YANIK KONYA
======================
6 - Aref, 2-3 gün içinde taburcu olacak
ANTALYA'da gösteriye hazırladığı kobra yılanı tarafından ısırıldıktan sonra özel uçakla Mısır'a götürülen illüzyonist Aref Ghafouri'nin (29) venom (panzehir) tedavisi sürüyor. Mısırlı yılan ve panzehir uzmanı Dr. Muhammed Şibli, Aref'in 2- 3 gün içinde taburcu olabileceğini belirterek, "Şu ana kadar 20 tüp panzehir verildi. Eğer Mısır'a getirilmesiydi ölebilirdi" dedi.
İllüzyonist Aref Ghafouri, 15 Temmuz'da, gösteri için geldiği Antalya'da, hazırlık yaparken kobra cinsi yılanı tarafından sağ elinin bilek üstünden ısırıldı. Kolunu bir bez parçasıyla sıkarak zehrin vücuduna yayılmasını önleyen Ghafouri, Rus asistanı Yana Vinter ile birlikte Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne geldi. İlk müdahalesi yapılan ve geceyi burada geçiren Aref, Türkiye'de kobra serumu bulunmadığı için 16 Temmuz'da özel uçakla tedavisi için Mısır'a götürüldü.
Mısır'ın başkenti Kahire'deki Kasr en-Nil Hastanesi'nde tedaviye alınan Aref'e şu ana kadar 20 tüp panzehir verildi. Genel sağlık durumu iyiye giden Aref'e 4 tüp daha kobra serumu verilecek. El, kol ve yüz bölgesindeki uyuşukluğu geçen Aref'in ayaklarındaki his kaybı ise devam ediyor. Aref, bu nedenle halen ayağa kalkamıyor ve yürüyemiyor.
Aref'in tedavisini takip eden Mısırlı yılan ve panzehir uzmanı Dr. Muhammed Şibli, illüzyonisti ısıran yılanın Mısır kobrası (Egyptian Cobra) olduğunu söyledi. Bu yılan türünün Ortadoğu ve Kuzey Afrika'da yaşadığını, dünyadaki en tehlikeli 10 yılandan biri olduğunu belirten Dr. Şibli, "Bu tür yılanların ısırığının tahribatı, vücudun direnci, zerk edilen zehrin miktarı ve diğer etkenlerle doğrudan bağlantılı. Zehri son derece öldürücüdür. İnsanı ne kadar sürede öldüreceği konusunda bir zaman belirlemek zor. Ancak tedavisi yapılmadığı takdirde ölüm kaçınılmazdır" dedi.
ZEHRİN ETKİSİ 5- 10 SAAT SONRA ORTAYA ÇIKAR
Aref'in genel sağlık durumunun iyi olduğunu, 2- 3 gün içinde taburcu olabileceğini kaydeden Dr. Muhammed Şibli, kobra zehrinin direkt sinir sistemine saldırdığını, etkisinin ise kişiden kişiye değiştiğini, bazen 5 dakikada bazen 6- 8 saat sonra ortaya çıktığını belirtti. Yılan sokmasından sonra doktorların hemen kan testi yaptıklarını anlatan Dr. Şibli, şunları kaydetti:
"Bu testlerde genelde sonuçlar negatif çıkar. Yani zehrin vücuda etki etmediği, zarar vermediği şeklinde. Ancak bu yanlıştır. Doktorun burada çok sabırlı olması gerekir. Çünkü zehrin etkisi çoğunlukla 5- 10 saat sonra ortaya çıkar. İlk etapta ısırılan kişide baş dönmesi veya mide bulantısı olmayabilir. Bunun sebebi yan etkilerin geç ortaya çıkmasıdır. Eğer doktorlar bunu dikkate almazsa hasta ölür."
MISIR'A GÖTÜRÜLMESEYDİ SONUÇ KÖTÜ OLABİLİRDİ
Türkiye'de kobra yılanı olmadığını, bu nedenle doktorların bu tür vakalarla karşılaşmadığı için duruma hakim olamadığına değinen Dr. Muhammed Şibli, "Bu da gayet normal. Görmedikleri ya da çok nadir karşılaştıkları bir vaka türü. Eğer Aref Mısır'a getirilmeseydi büyük ihtimalle kötü bir sonuçla karşı karşıya kalınacaktı" diye konuştu.
AREF: İYİLEŞİYORUM
Sağlık durumu hakkında bilgi veren Aref ise hastaneye geldiği ilk güne oranla çok iyi olduğunu söyledi. Yılanın ısırmasından yaklaşık 25 saat sonra Mısır'a geldiğini ve ilk panzehrin verildiğine değinen Aref, "Serumun etkisiyle yavaş yavaş iyileşmeye başladım. 20 tüp panzehir verildi. Isırıktan 1- 2 saat sonra müdahale edilseydi 4 tüp yeterli olacakmış. Ancak bana 25 saat sonra müdahale edildiği için bu kadar çok panzehir verilmek zorunda kalındı. Zehir bütün vücuduma yayılmış. Doktor kontrolleri yapacak. Eğer iyileşme devam etmiyorsa 4 tüp daha serum verilecek" dedi.
NORMAL KAN TESTİNDE ORTAYA ÇIKMIYOR
Hastaneye gittiğinde gözleri, yüzü, kolları ve ayaklarında felçlik olduğunu belirten Aref, şunları söyledi:
"Gittikçe iyiye gidiyorum. Her serumdan sonra kan testi yapıldı. 17 kan testi yapıldı. Türkiye'deki testlerde kobra zehrinin çıkmamasının nedeni normal kan testleri yapılması. Zehir bu kan testlerinde tespit edilemiyor. ve zamanla felç ediyormuş. Zehir tüm vücudu sardıktan sonra ya sinir krizi geçiriyor, ya komaya giriyor ya da kalp krizinden ölüyormuşsunuz."
PANZEHRİN DOZU AYARLANMADIĞINDA ÖLDÜRÜYOR
Mısır'a arkadaşının tavsiyesiyle geldiğini anlatan Aref, "Türkiye'de bu panzehir olmuş olsa dahi tecrübe yetersiz olduğu için ne kadar ve nasıl verileceğine doğru karar verilmezse panzehir de öldürüyor" diye konuştu.
REKLAM TEPKİSİ
Aref, 'reklam için yaptı' iddialarına da tepki göstererek, "Reklam için neden ölümü göze alayım. Böyle bir şeye neden gerek duyayım" dedi. Kendisine neden zehirli bir yılanla gösteri yapıldığının da sorulduğunu kaydeden Aref, "Bu gösteriyi yılanlarla yapmıyorum. Hayvanları gösterime alet etmiyorum. Bu hayvana beslenmeye ihtiyacı olduğu için baktım. Eğer gösterimde bu yılanı kullanmış olsaydım dişlerini sökerdim. Hayvanlara zarar vermediğim için böyle bir şey yapmadım. Çünkü kobra zehirle yemeğini hazmeder. Dişlerini sökseydim hayvan 20-30 gün içinde ölürdü. Hatta Tayland'da bazıları bunu yapıyor ancak hayvan 20-30 gün içinde ölüyor. Sonra yeni bir yılanla gösterilerine devam ediyorlar. Ben buna karşıyım. Her canlının yaşamaya ihtiyacı var" dedi.
EL KONULAN KAPLAN
Yılanı bir Suriye vatandaşından aldığını belirten Aref, bakıma muhtaç hayvanları sahiplendiğini söyledi. Hayvanat bahçesi ruhsatı da olduğunu anlatan Aref, el konulan Bengal kaplanına ilişkin şunları kaydetti:
"Kaplanı ruhsatlı şekilde bir hayvanat bahçesinden aldım. Annesinin ilk doğumuydu. 4 yavru doğurmuştu. İki yavrusunu yemişti. Kalan iki yavruyu zarar görmemesi için aldım ve sahiplendim. Yavrulardan birinin durumu çok kötüydü. Anne emzirmediği için zayıftı ve yolda öldü. Diğer yavruyu 4 ay boyunca özel bir şekilde besledim. Anne sütüne yakın özel bir karışım hazırlayıp verdim. Vahşi bir hayvandı. Bakıma muhtaçtı. Bana zarar vermemesi için ameliyatla ön tırnakları alındı. Eğer bakımını üstlenmeseydim ölecekti. Ancak tırnakları alınmasaydı bana ya da diğer bakıcılara zarar verecekti."
Aref, birkaç gün içinde taburcu olabileceğini, en kısa sürede Türkiye'ye döneceğini söyledi.
GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ (1)
-----------------
Aref'in açıklamaları
GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ (2)
-----------------------------------
Mısırlı yılan ve panzehir uzmanı Dr. Muhammed Şibli'nin açıklaması (İngilizce)
Haber: Erol AKKIR- Kamera: Antalya-DHA)