Hedef 2023 Zirvesi

Son Güncelleme:

TÜBİTAK Başkanı Prof. Dr. Ahmet Arif Ergin, "Şimdiye kadar destek dağıtan TÜBİTAK'ın, 2015'ten sonra verdiği desteğin etki analizini yapmaya başlaması lazım. Artık değerlendirme yapma zorunluluğumuz gündemdedir" dedi.

TÜBİTAK Başkanı Prof. Dr. Ahmet Arif Ergin, "Şimdiye kadar destek dağıtan TÜBİTAK'ın, 2015'ten sonra verdiği desteğin etki analizini yapmaya başlaması lazım. Artık değerlendirme yapma zorunluluğumuz gündemdedir" dedi.


Prof. Dr. Ergin, İstanbul Ticaret Odası (İTO) tarafından gerçekleştirilen "Hedef 2023 Zirvesi"nde "Katma Değerli Ürün Üretmek İçin Ülkemizde Üniversite-Sanayi İş Birliği En Etkin Düzeyde Nasıl Sağlanabilir?" içerikli konuşma yaptı.


TÜBİTAK'ın 2000 yılından bu yana gelişim sürecini anlatan Ergin, kurumun Ar-Ge fonlamasına başladığı 2005-2006 yıllarının dönüm noktası olduğunu aktardı.


Ergin, 2005-2010 yıllarında ise TÜBİTAK'ın bu konuda emekleme sürecini geçirdiğini belirterek, "TÜBİTAK, sanayiye Ar-Ge desteği verme konusunda mekanizmalarını olgunlaştırmıştı. 2010-2015 dönemine baktığımızda ise çok hızlı yükselen grafikler görüyoruz. Desteklenen Ar-Ge projesi adedi ve fon miktarları hızla yükseliyor" diye konuştu.


TÜBİTAK'ın destekleme mekanizmasını üç ana kanaldan çalıştırdığını ifade eden Ergin, bunları, "Doğrudan bilim insanlarına yapılan BİDEB fonlamaları, Ar-Ge (ARDEB) desteklemeleri ve reel sektörün Ar-Ge faaliyetlerinin TEYDEB üzerinden desteklenmesi" şeklinde tanımladı. Bu üç kaynağı öbekleyip proje mekanizmaları oluşturduklarını vurgulayan Ergin, 29 değişik mekanizma içinden en az 38 tane proje tipi olduğunu söyledi.


Ergin, Ar-Ge desteklerinin bu kadar değişik kategorilere bölünmesine ihtiyaç olup olmadığı konusuna değinerek, şöyle devam etti:


"Şimdiye kadar destek dağıtan TÜBİTAK'ın 2015'ten sonra verdiği desteğin etki analizini yapmaya başlaması lazım. TÜBİTAK milyarlar dağıtıyor ama 'memleketin katma değerine katkısı ne oldu, buradan fonladığımız araştırmacılarımız, bilim adamlarımız reel sektöre ne kadar katma değer sağladı, reel sektör aldığı katma değer ile ne yaptı?' Bunları bugüne kadar yeterince sorgulamadık. Çünkü 2005'e kadar paramız yoktu. Sonra 2010'a kadar paramız vardı ama olgun mekanizmalarımız yoktu. Şimdi mekanizmalarımız olgunlaştı ama değerlendirmemiz zayıf. Artık değerlendirme yapma zorunluluğumuz gündemdedir."



"Doğru terminoloji üniversite-kamu-sanayi iş birliği olmalı"



Ergin, "Ölüm Vadisi" konulu bir grafik göstererek, bu grafiği, KOBİ'lerin fikir halindeki bir ürünü hayata geçirene kadarki sürede artık masrafı karşılayamayacak hale geldiğini yani "öldüğünü" gösteren bir grafik olarak tanımladı.


TÜBİTAK'ın "Ölüm Vadisi"ndeki çukuru doldurduğunu belirten Ergin, "Üniversite ve sanayi arasında bir çukur var. TÜBİTAK verdiği desteklerle bu çukuru doldurma görevini üstlenmiş bir kamu kurumudur. Dolayısıyla doğru terminoloji üniversite-kamu-sanayi iş birliği olmalıdır" ifadelerini kullandı.


Ergin, artık destek mekanizmalarının  yanlış yorumlanarak fonlama mekanizması olmaya başladığını, şirketlerin Ar-Ge yaptıklarına devleti inandırdıkları sürece ayakta kalabildiğini ancak "ben ticarileştim, pazardayım" dediği noktada fon eksikliğinden ölebildiğini söyledi. Bundan sonra verilen desteklerin etki değerlendirmesinin yapılmasını çok önemseyen bir politika güdecekleri bilgisini veren Ergin, 4G teknolojisinin uluslararası standartlarda, hangi teknoloji ve hangi uygulamalarla yapılacağında karar kılındığını belirterek, şöyle devam etti:


"Bugün 4G yapmak istiyorsanız Türkiye'nin ürettiği hiç bir şeyi kullanamazsınız. 5G'de ise standartlar henüz yazılmadı. Teknolojiler oluşuyor. Ne zaman 5G'de teknolojilerin yüzde 90'ı netleşirse o zaman bunun standardı yazılacak. Standardı yazıldığında ise o standarda kim katkıda bulunduysa onların ürünleri uluslararası pazarlarda yer alacak. Demek ki Türkiye'nin 5G'de kendi ürettiği ürünleri yaygınlaştırabileceği fırsat penceresi hala açık duruyor. Böyle bir fırsat penceresine ürün sokmak 30 yıllık fikri yatırım demek."


Ergin, verilen destek mekanizmalarından ölçebildikleri kadarıyla Türkiye'nin bugün 5G konusunda fikir ve ürün çıkarmaya çok yakın bir noktada olduğunu aktararak, "Bunlara teşvik mekanizmalarını doğru şekilde yansıtıp, 5G standartları yazılırken bir iki tane Türk firmasının fikrinin orada bulunmasını tedarik edebilirsek Türkiye'ye bunun yıllık karı 1,2 milyar dolar olacak görünüyor" dedi.



"Bir firma telsiz ihalesine girerken TÜBİTAK da girmemeli"



TÜBİTAK'ın teknolojiyi, fikri ürettiğini ancak seri üretime girmediğini anlatan Ergin, seri üretime girdiği yerde sektörü öldürdüğünü ifade etti.


Ergin, TÜBİTAK'ın artık bunu yapmaması gerektiğini vurgulayarak, "TÜBİTAK bir şey ürettiği zaman 'Ben bunun know-how'unu ürettim. Fikri mülkiyeti TÜBİTAK'ta. Türkiye'den kim gelirse gelsin ben bunu eşit haklarla lisanslıyorum' deyip rekabetten kendini çekmesi lazım. Bir firma telsiz ihalesine girerken TÜBİTAK da girmemeli ama bir firma gelecek nesil telsiz teknolojisini patentlemek istediği zaman TÜBİTAK ile rekabet etmeli. Çünkü biz teknolojiyi üretip seri üretimden çekilmemiz gereken bir noktadayız. Bu da 2015 sonrasında TÜBİTAK'ın ana hedeflerinden biri" değerlendirmesini yaptı.


Türkiye'nin 2023 hedeflerine ulaşmasında iki konunun önemli olduğunu belirten Ergin, bu kadar Ar-Ge'ye akıtılan paranın etki değerlendirmesini yapmadan gelecek 8 yılın doğru geçilmeyeceği ve kaçakların önlenmesi konusunda tedbir alınması gerektiğini söyledi.


Ergin, ikinci olarak fikri mülkiyet havuzunu geliştirmesi için TÜBİTAK'ın hem teknoloji üreticisi olarak hem de fonladığı mekanizmaların fikri mülkiyet havuzuna katkısını değerlendirme noktasında mükellef olduğunu kaydetti.


Kore Havacılık ve Uzay Teknolojileri Üniversitesi'den Prof. Dr. Sanghak Lee de "Yüksek Teknoloji Özellikli Ürünler Üretmenin Ülkelerin İhracat Performanslarına Etkileri (Güney Kore ve Almanya Örneği)" konulu panelde konuştu.


İhracatın Kore ekonomisi için son derece önemli olduğuna dikkati çeken Sanghak Lee, 1970'lerden bu yana ihracat ürünlerinin ne yönde değiştiğine değindi, 1980'lerin sonunda IT ve pek çok ürün ihracatını başlattıklarını ifade etti.


Fraunhofer İmalat Teknolojisi ve İleri Materyaller Enstitüsü'nden Prof. Dr. Horst-Erich Rikeit ise enstitüleri hakkında bilgi vererek, aslında bir araştırma şirketi olduklarını söyledi.


Rikeit, kendileri için önemli olan alanların neleri kapsadığını anlatarak, sahip oldukları 67 enstitüde farklı grup ve bölümlerde çeşitli alanlarda çalışma yaptıklarını aktardı.


Fraunhofer'da insanların istekli olması gerektiğini vurgulayan Rikeit, öğrencilerin burada istediği alanda kariyerini planlamasına olanak verildiğini de sözlerine ekledi.

Kaynak: AA