Sanıklardan "Askeri Casusluktaki Yalanlar" Mektubu

Son Güncelleme:

Kamuoyunda "Askeri casusluk" olarak bilinen "Gizli bilgi ve belge bulundurma davası"nın asker sanıklarının, cezaevinde tutuldukları dönemde, iddianame ve dava dosyasındaki "hataları ve çarpıklıkları" ortaya koyan ve geçen hafta gerçekleştirilen Paralel Devlet Yapılanması operasyonunun soruşturmasına dayanak teşkil eden "Askeri casusluktaki yalanlar" başlıklı mektup hazırladıkları ortaya çıktı.

GÜLCAN KAPLAN - Kamuoyunda "Askeri casusluk" olarak bilinen "Gizli bilgi ve belge bulundurma davası"nın asker sanıklarının, cezaevinde tutuldukları dönemde, iddianame ve dava dosyasındaki "hataları ve çarpıklıkları" ortaya koyan ve geçen hafta gerçekleştirilen Paralel Devlet Yapılanması operasyonunun soruşturmasına dayanak teşkil eden "Askeri casusluktaki yalanlar" başlıklı mektup hazırladıkları ortaya çıktı.


"Gizli bilgi ve belge bulundurma davası"nın sanık avukatlarından Atilla Ertekin, AA muhabirine yaptığı açıklamada, tutuklu askerlerin cezaevindeyken, imece usulüyle iddianameyi ve dava dosyasını satır satır inceleyerek, bir aylık bir çalışma sonucunda bir metin hazırladıklarını söyledi.


Ertekin, askerlerin 2 bin sayfalık iddianameyi ve ek klasörleri aralarında paylaşarak incelediklerini ve imece usulüyle hazırladıkları bu metni İçişleri Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, Genelkurmay Başkanlığı, kuvvet komutanlıkları, Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık, HSYK, Yargıtay başta olmak üzere bin kadar kişi ve kuruma gönderdiklerini ifade etti.


Metinde, soruşturma sürecinde başlayıp, yargılama sürecinde de devam eden ve doğrudan sanıkların anayasa ile garanti altına alınmış temel hak ve özgürlüklerine karşı yapılan "özensiz" işlemlerin, ihlallerin ve hukuka aykırılıkların anlatıldığını aktaran Ertekin, şunları kaydetti:


"Müvekkillerimiz tarihe not düşmek adına bu çalışmayı yaptı. 'Askeri casusluktaki yalanlar' başlıklı 66 sayfalık bu mektup, mülkiye müfettişlerinin hazırladığı inceleme raporuna ve şu anda yürütülen soruşturmaya (Paralel Devlet Yapılanması operasyonu) dayanak teşkil etti."



Mektuptan anekdotlar


Hazırlanan metinde, soruşturmanın başlangıcından itibaren kolluk tarafından tutulan sahte içerikli raporların silsile ile mahkeme kararlarına dönüştürüldüğü, sanıkların tüm haklarının ihlal edildiği vurgulandı.


Mektupta, usulsüz dinlemeler ile bir hazırlık evresinden geçtikten sonra, usulsüz dinlemelerin sonlandırıldığı gün olan 10 Ağustos 2010'da bir mail adresinden gönderilen ve daha sonra ABD'den gönderildiği iddia edilen bir ihbar maili ile soruşturmanın başlatıldığı, IP adresi kolluk ve soruşturma makamı tarafından araştırılmadığı gibi, doğruluğu konusunda herhangi bir teknik teyit çalışması dahi yapılmadan, "yapılan araştırmalar ve alınan istihbari bilgilerden tespit edilmiştir" şeklinde bir genelleme ile Ahlak Büro Amirliğinin düzenlediği bir raporla gerçek bilgilerle harmanlanarak, adli makamlara sunulduğu belirtildi.


E-posta ihbarında yer alan tek bilginin B.D, E.A. ve diğer bazı kişilerin gerçekten fuhuşla uğraşması olduğu ancak soruşturmanın başlamasından 1 yıl sonra "Yapılan teknik ve harici çalışmalarda, şüpheliler B.D. ve E.A. liderliğinde iki ayrı suç örgütünün üyeleri ile örgütlü bir şekilde fuhşa aracılık suçunu işledikleri yönünde kuvvetli şüpheler elde edilmiş ise de şüphelilerin TSK içerisine sızarak devlet güvenliğine ilişkin bilgi ve belge sızdırmak eylemleriyle ilgili bir faaliyetleri ve bu suçları işleyen suç örgütüyle ilişkileri tespit edilememiş olduğundan bu şüpheliler yönüyle ayırma kararı verilmiştir" denilerek, bu şahısların dosyadan çıkarıldığı ifade edildi.


Mektupta, sanıkların "10. Ağır Ceza Mahkemesi hakimliğinin 7 Temmuz 2011 tarihindeki kararıyla asker şahıslar Ahmet Gençer Kıvrakdal ve Bülent Acar'ın soruşturmaya dahil olmasından bir gün sonra, örgüt kurucusu olduğu gerekçesi ile başlangıçtan itibaren takip altında tutulan B.D, soruşturma kapsamı dışına çıkarılmıştır. Asker şahıslar soruşturmaya dahil olduğuna göre artık kendisine ihtiyaç kalmamıştır" değerlendirmesine yer verildi.


Gerçek dışı bilgiler ve evraklarla hazırlanan raporlarla yaklaşık 17 ay adli dinleme ve teknik izleme yapıldığı, kolluk tarafından gönderilen önleyici dinleme taleplerine ilişkin yazılarının savcılık ve mahkemece doğruluğunun dahi araştırılmadan, sorgulanmadan "doğru" kabul edildiği, önleme dinlemesi kararı verildiği belirtilen mektupta, "Kolluk bünyesinde görevli tek bir memurun düzenlediği raporların silsile yolu ile mahkeme kararına dönüşmüştür. Bu kolluk personeli o kadar önsezili, mesleki olarak gelişmiş, teknolojiye hakim ve hukuki bilgisi tamdır ki, düzenlemiş olduğu raporların kelimesine dahi dokunulmadan mahkeme kararına dönüşmüştür" denildi.


Mektupta, sanıkların evlerinde yapılan aramalarda birçok hukuksuzluk ve usulsüzlüğün yapıldığı, dahası hukuksuz olarak incelenen dijital materyallerden elde edilen bilgilerin de yine doğruluğu araştırılmadan "doğru" kabul edilerek birçok kişi için arama ve el koyma kararı verildiği belirtildi.


Ev ve iş yerlerinde yapılan aramalarda ele geçirildiği iddia edilen hard disklerin ve diğer dijital materyallerin delil bütünlüğünü ve hukuki zemini sağlamak için hiçbir önlem alınmadığı, aramalarda eldiven kullanılmayarak üzerilerindeki parmak izlerinin yok edildiği, materyallerden imaj alınmadığı, bu kopyaların kendilerine verilmediği, böylece savunma haklarının ellerinden alındığı, dijital materyallerin bir kısmının kolluk tarafından hakim kararı olmaksızın incelendiği, hakim kararı olmadan incelenen dijital materyal için düzenlenen "tespit tutanağının" hukuki anlamda delil olamayacağı, buna rağmen savcının bunları iddianamede delil olarak sunduğu anlatıldı.


Ele geçirilen dijital verilere sonradan müdahale edildiği, hard disk imajı üzerindeki belgelere ait öz nitelikler ile polis bilirkişi raporundaki aynı belgelere ait öz nitelik bilgilerinde farklılıklar olduğu örneklerle aktarıldı.


"Ön sıraya oturtulanlar tutuklandı"


Soruşturma safhasında 16 Haziran 2012'de İzmir Adliyesinde "ilginç" bir olayın yaşandığı belirtilen mektupta, şu ifadelere yer verildi:


"Savcılık sorgusu tamamlanan ve tutuklanmaları istemiyle mahkemeye sevk edilen 26 şüpheli, mübaşir tarafından isimleri okunmak kaydıyla ve bir sıra dahilinde mahkeme salonuna alınmış ve her bir şüpheliye oturacağı yer bizzat gösterilmiştir. Şüphelilerin savunmalarını müteakip hakim kararı açıklandığında tüm tutuklananların ön sıraya oturtulanların olduğu, arka sırada oturtulanların ise serbest bırakıldıkları görülmüştür. Hayatın doğal akışında, bu manzara, kimin tutuklanacağının daha önceden zaten tespit edilmiş olduğuna delalettir."


Mektup, şu sözlerle son buluyor:


"Hukuka aykırı karar ve işlemlerle bu safhaya getirilen davanın halen yargılama süreci devam etmektedir. Tutuklu olan sanıklar, siz bu satırları okurken tutuklulukta bir yıldan fazla zaman geçirmiş olacaklardır. Her Türk vatandaşının anayasa ile güvence altına alınmış temel hak ve hürriyetlerini kanunlarda belirlenmiş sınırlar içerisinde özgürce kullanabildikleri, adalete ve kurumlarına sınırsız güven besleyecekleri güzel günlere kavuşmak dileklerimizle saygılarımızı sunarız."


Dava


"Askeri gizli bilgi ve belgeleri ele geçirme, bulundurma" suçlamasıyla 49'u muvazzaf asker, 357 sanık hakkında açılan dava TMK 10. maddesiyle görevli İzmir 12. Ağır Ceza Mahkemesi'nde 16 Nisan 2013 tarihinde görülmeye başlanmış, sanıkların 44'ü Bursa 6. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından olmak üzere tutuklu 69 kişi tahliye edilmişti. Daha sonra özel yetkili mahkemelerin kaldırılmasına ilişkin düzenlemenin ardından davanın İzmir 5. Ağır Ceza Mahkemesinde görülmesi kararlaştırılmış, 5'i asker 10 tutuklunun da bu mahkemece tahliye edilmesiyle davada tutuklu sanık kalmamıştı.

Kaynak: AA