Suruç'taki Terör Saldırısı
Cumhurbaşkanı Vekili Naci Bostancı, "Terör örgütü olan IŞİD'e yönelik Türkiye'nin hiçbir sempatisi yoktur.
Cumhurbaşkanı Vekili Naci Bostancı, "Terör örgütü olan IŞİD'e yönelik Türkiye'nin hiçbir sempatisi yoktur. 2013'ten beri terör örgütü olarak nitelemiştir ve tavrı da son derece açıktır" dedi.
Bostancı, Meclis'te gazetecilerin Suruç'taki terör saldırısı ile ilgili sorularını yanıtlarken, büyük bir acı yaşandığını bildirdi.
Acının bütün milletin acısı olduğunu, saldırıyı ideolojisi, kimliği, partisi her ne olursa olsun 78 milyonun ortak acısı ve ortak geleceğine yönelik bir suikast olarak gördüğünü belirten Bostancı, şunları söyledi:
"Ortadoğu karmaşık bir coğrafya, kimin kiminle angajmanının olduğu belirsiz, sürekli ittifakların değiştiği, dün dost olanların yarın düşman, ertesi gün tekrar dost olabildikleri, emperyal güçlerin hayaletinin sürekli üzerinde olduğu bir coğrafyadır. Böyle bir coğrafyada kimliklerin sürekli savaşçı bir biçimde öne çıkartıldığı, mezhep ve kimlik esaslı çatışmaların keskinleştirilmeye çalışıldığı, böylelikle bir nevi küçük beşeri coğrafyalara bölünmüş ve birbirine husumet esası üzerine saf tutmuş çevreler karşısında emperyal güçlerin hayaletinin daha etkin ve hegemonik güç oluşturulmasının hedeflendiği coğrafya. Türkiye bu coğrafyanın sıcak bir parçası kesinlikle olmayacaktır. Türkiye'nin demokratik tecrübesi, insani çizgisi, kimlik ve mezhep konularına ilişkin demokratik siyasetin imkanlarıyla tahkim edilmiş kültürel müktesebatı böyle bir parça olma haline karşı en önemli teminatıdır."
Bostancı, geçmişte de benzer terör olaylarının yaşandığına işaret ederek, terörün kastının ne olduğunu görmek gerektiğini ifade etti. "Burada tabii olağan şüpheli olarak, Suruç'ta gençler Kobani'ye yönelik sivil girişimde bulunurlarken başlarına bu katliamın gelmesi akla hemen IŞİD terör örgütünü getiriyor" diyen Bostancı, güvenlik güçlerinin istihbaratı topladıklarında daha kesin bilgelere kavuşacağını ve kamuoyunu bilgilendireceğini ifade etti. Örgütün daha önceki dönemlerde de buna benzer eylemler gerçekleştirdiğine işaret eden Bostancı, şöyle dedi:
"Eğer olağan şüpheli mantığı üzerinden gider ve bir değerlendirme yapacak olursak, burada hem Türkiye Cumhuriyeti Devletine yönelik hem orada toplanmış sivil gençler üzerinden belli kesimlere yönelik bir tehdit mesajının olduğu son derece açık, bir gözdağı olduğu açık. Terörün kastı kurbanların kendisi değildir; bir kolektif travma yaratarak içeride varsaydıkları çatışmalar, ideolojik politik fay hatlarının çalışması üzerinden karışıklık çıkartmak ve çatışmanın sınırlarını belirsiz hale getirmektir. Bu terör eyleminin kastı da bir taraftan çatışmanın coğrafyasını genişletmektir, diğer taraftan da çatışmanın beşeri, insani unsuruna ilişkin daha fazla kesimi absorbe etmektir, onları işin içine almaktır. Sadece belli yerlerde çatışan, elinde silah olan insanlar değil, sivil kesimleri de çatışmanın parçası haline getirerek kitlesel bir nitelik kazandırmaktır. Türkiye Cumhuriyeti Devletinin bugüne kadar Suriye iç savaşındaki çizgisi, daha önce de Irak'ta yaşanan olaylarla ilgili çizgisi tamamen insani bir çizgide, mazlumiyet ve masumiyet çizgisinde bir tavır olmuş, yardımlarını, desteğini, sınırlarını göçmenlere açma politikasını bunun üzerine oluşturmuştur."
"Kimliğe, mezhebe ilişkin hiçbir angajmanı olmamıştır"
Bostancı, Türkiye'nin kimliğe, mezhebe ilişkin hiçbir angajmanı olmadığını bildirdi. "Bizim sınırlarımızın ötesinde bulunan Kürtler de Araplar da Türkmenler de mazlum olan herkes, bizim kardeşimizdir, yakınımızdır ve elimizden geldiğince, devletin gücü yettiğince yardımcı olmak hem devletin hem halkın bir ödevidir" diyen Bostancı, şöyle devam etti:
"Zaten bugüne kadar Türkiye, bu noktada rüştünü ispat etmiş bir ülkedir. Diğer yandan çatışmalarda rol alan ve politik, ideolojilik angajmanlar esasında bu işleri yürüten örgütlerle de Türkiye'nin çok açık mesafesi vardır. Mazlum, masum halk ile örgütler arasında o ayırımı Türkiye siyaseti öteden beri yaptı, bundan sonra da yapacaktır. Olağan şüpheli olarak IŞİD'in görülmesinin nedeni, Ortadoğu coğrafyasında yaşanan sıkışmışlıktan, müttefik devletlerin çeşitli operasyonlarından sonra alan genişletmek, inisiyatif kazanmak, her yerde eylem yapabildiğini göstermek, Suriye coğrafyasındaki kimi mağlubiyetlerine yönelik bir tür misillemede bulunmak, kendi taraftarlarına moral vermek... Bunlar bir taraftan onun kendi kasıtlarıdır, diğer taraftan da Türkiye'nin içine yönelik bir meydan okumadır. Bizim siyasetimiz, partimiz, kimliğimiz ne olursa olsun, bizim duracağımız çizginin mutlak suretle her şeyden önce insani çizgi olması, ikincisi de barışı esas alan ve her daim yapılacak her açıklamada iç barış ve istikrarı sürdürmeye yönelik soğukkanlı aklın egemen olduğu bir yerde durmak olmalı. Bizim partilerden, siyasetten, Türkiye'nin geleceğini düşünen herkesten beklentimiz budur."
Bostancı, Türkiye'nin yakın döneminde terör ve şiddetin çok olduğuna ve bunlara yönelik tecrübeye sahip olduğunu vurgulayarak, şu ana kadar yapılan açıklamalara baktığında, çok dikkatli bir üslubun hakim olduğunu, barış ve istikrara yönelik dilin egemen olduğunu, acının ortaklığı konusunda herkesin hemfikir olduğunu ve Suriye-Türkiye ilişkileri, sınır, istihbarat, güvenlik konularına ilişkin kimi değerlendirmelerin acılı ortamda dile getirildiğini, ancak ikincil dil olarak ortaya konulduğunu gördüğünü, doğru ve tutarlı olanın da bu olduğunu söyledi.
-"Türkiye başarılıdır"
Bostancı, "Türkiye'nin öncelikli meselesi; terörün kastettiği iç karışıklığı engelleyici, ideolojiik-politik fay hatlarını çalıştırıcı, kastına mani olucu bu istikrarlı duruştur. Türkiye bu duruşu sergilediği sürece emin olun teröre karşı en sağlam cevap bu olur. Çünkü terör eylemcileri yaptıkları eylem neticesinde bekledikleri o toplumsal tepkiyi bulamaz, umut ettikleri çatışma ve karışıklığı görmezlerse muhakkak bu tür eylemlerin faydasızlığını görerek bunları yeni baştan düşünmek durumunda kalırlar. Aslolan toplumun tutumudur, kolektif tutumdur, siyasi partilerin toplumun tutumuna mihmandarlık eden yaklaşımlarıdır. Ben büyük olgunluk görüyorum, bunu da Türkiye adına şu acının üzerine sevindirici tavır olarak değerlendiriyorum" dedi.
Türkiye'nin DAEŞ terör eylemlerine karşı gerekli cevabı verip vermediği sorusuna Bostancı, "Türkiye'nin IŞİD'i bir terör örgütü olarak değerlendirdiğini, buna ilişkin Hükümet kararını herkesin bildiğini" söyledi. Türkiye'nin Suriye'ye yaklaşımının uluslararası hukuki normlar ve koalisyon güçleriyle uyumlu şekilde yürütüldüğünü anlatan Bostancı, "Hiç kimse Türkiye'nin kendi başına özel bir politika takip etmesini ve farklı tavır almasını beklememeli. Çünkü çok geniş bir coğrafyada yaşanan ve derinliklerinde ne tür ittifak ilişkilerinin olduğu konusunda kafaların hayli karışık olduğu alanda belli mesafelilik içinde politikalar yürütmek gerekir" diye konuştu.
Bostancı, Türkiye'nin buna çok dikkat ettiğini belirterek, "Bizim birinci önceliğimiz Türkiye'nin iç barışını tesis etmek, içerideki güvenliği sağlamak, dışarıya yönelik de sınırlarımızın ötesindeki insani meselelere ilişkin alınabilecek her tür tedbiri almak, onlara hamilik etmektir. Türkiye her iki politikasında da bugüne kadar son derece başarılıdır" dedi.
-"Politik mülahaza olarak görürüm"
DAEŞ'in dünyanın bir çok yerinde bütün terör örgütleri gibi çeşitli hücreler kurduğunu, yabancı savaşçıları transfer etmeye çalıştığını, zaman zaman Türkiye içinde de uyuyan örgütlerden bahsedildiğini ifade eden Bostancı, istihbarat ve güvenliğe ilişkin konuların herkes tarafından kamuoyuna açık şekilde tartışılmasının beklenemeyeceğini, devletlerin bu tür politikalarını belli bir mahremiyet içinde yürüttüklerini, ancak nihai noktada gerekeni yaptıklarında hukuk marifetiyle kamuoyuna intikal ettiğini bildirdi.
Bostancı, Türkiye'nin istihbarat faaliyetleri ve güvenliğe ilişkin çalışmalarının bu tür yapılanma ve örgütlenmelere karşı en üst düzeyde olduğunu belirterek, şunları kaydetti:
"Türkiye'den 'neden bu tür olaylar yaşanıyor, bunlara niye tedbir alınmıyor' şeklinde genel ve yargılayıcı bir yaklaşımla suçlayıcı atıf yapmak çok doğru değil. Dünyanın her yerinde, en gelişmiş ülkelerde bile, güvenliğin en üst düzeyde olduğu ülkelerde bile bu tür travmalarla, bu tür olaylarla karşılaşabiliyoruz. Elbette hiçbirimiz kan aksın, can yansın, ülkede karışıklık çıksın istemeyiz. Buna ilişkin her tür imkan ve potansiyeli kullanmak isteriz. Hükümet kim olursa olsun, yönetenler kim olursa olsun, eşyanın tabiatı icabı kendi politikalarının en temel unsuru olarak görürler. AK Parti hükümetleri de her zaman böyle bir yaklaşım içinde oldular. Güvenliğe ilişkin konuların, Türkiye'nin imkanları ve gücü çerçevesinde-ki bu güç kesinlikle yabana atılacak güç değildir-hem içeride hem dışarıda gerekli takibatlarla, ilişkilerle sağlandığını söyleyebilirim. Türkiye'nin bir güvenlik zafiyeti içinde olup olmadığı, ne ölçüde IŞİD ile mücadele edip etmediğine ilişkin tartışmaların önemli kısmını politik mülahaza olarak görürüm. Terör örgütü olan IŞİD'e yönelik Türkiye'nin hiçbir sempatisi yoktur. 2013'ten beri terör örgütü olarak nitelemiştir ve tavrı da son derece açıktır. Bunun dışında ortaya çıkmasına, gelişmesine, o coğrafyada bir çok cana mal olmasına yönelik politikaların müsebbibi Türkiye de değildir. IŞİD'in ideolojik müktesebatı ve illiyet bağları içinde Türkiye yoktur. IŞİD'in hamilerini, ağabalarını arayanlar gözlerini biraz daha açıp başka yerlerde aramalıdır. Türkiye soğukkanlı bir şekilde ülkenin birliğini, dirliğini, huzurunu, istikrarını esas alarak Suriye, Ortadoğu coğrafyasına ilişkin politikalarını bu çizgide sürdürecektir. "