Türkiye'nin Enerji Stratejileri Krizde Test Ediliyor
İsrail-ABD'nin İran'a saldırıları sonrası enerji krizi Türkiye'nin enerji politikalarını zorluyor.
Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi (AYBÜ) Uluslararası Ekonomik Entegrasyon Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Dr. Kenan Aslanlı, ABD/İsrail- İran Savaşı'ndan sonra ortaya çıkan enerji krizi ve Türkiye'nin bu krize karşı oluşturduğu politikaları AA Analiz için kaleme aldı.
***
28 Şubat'ta İsrail ve ABD koalisyonunun İran'a saldırmasıyla Orta Doğu'da başlayan savaşta bölgedeki kritik enerji altyapıları ağır şekilde hasar aldı. Petrol ve doğal gaz alanları, sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) tesisleri, rafineriler, petrol tankerleri, petrol ihracat terminalleri, limanlar, termik elektrik santralleri ve hatta nükleer santraller dahil bölgenin enerji altyapısı doğrudan saldırıların veya saldırı tehditlerinin hedefi haline geldi. Küresel kanıtlanmış petrol rezervlerinin yüzde 50'sine ve üretiminin yüzde 30'una, doğal gaz rezervlerinin yüzde 40'ına ve üretiminin yüzde 20'sine ev sahipliği yapan Orta Doğu bölgesinde yaşanan savaşın küresel enerji piyasalarını derinden etkileyeceği öngörülüyordu. Savaş öncesinde günlük küresel petrol akışının yüzde 35'inin ve LNG'nin yüzde 20'sinin geçtiği Hürmüz Boğazı'nın kapatılmasının ise derin enerji krizine yol açacağı kaçınılmazdı.
İsrail ve ABD koalisyonunun İran'a saldırılarının başlamasından geçen bir aylık sürede Brent petrolünün varil fiyatı yaklaşık yüzde 55 oranında, Avrupa'da gaz fiyatları yüzde 60 oranında yükseldi. Farklı ülkelerde benzin fiyatlarındaki yüksek zamların yanı sıra akaryakıt satışlarına üst sınırlar getirildi. 400 milyon varil stratejik petrol rezervini piyasaya çıkarma kararını alan Uluslararası Enerji Ajansı (IEA), yaşananları "tarihin en kötü enerji krizi" olarak nitelendirdi. Enerji krizi Türkiye'nin yıllara sari enerji bağımsızlığı ve enerji güvenliği stratejileri ve politikalarının uzun vadeli dayanıklılığını test etmeye başladı. Türkiye, enerji arz güvenliği kapsamında uygulanan çeşitlendirme stratejisinin gereği olarak birincil enerji tüketimi ve elektrik üretiminde kaynak çeşitliliği, enerji tedarikçilerinin çeşitlendirilmesi, enerji depolama kapasitesinin ve güvenilir enerji altyapısının kurulması yönünde stratejik adımlar atmıştır.
-Türkiye'nin enerji tedariki
Birincil enerji tüketiminin ve elektrik üretiminin yaklaşık dörtte birini oluşturan doğal gazda Türkiye, 2026 itibarıyla 3 ülkeden boru hattı gazı, 10'dan fazla ülkeden LNG ithal etmiştir. Özellikle, Türkiye'nin LNG ithal ettiği ülkeler listesinde Katar, Umman ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) gibi Körfez'in LNG ihracatçısı ülkelerinin olmaması arz kesintisi riskini ortadan kaldırmıştır. Türkiye'nin gaz ithalatının yüzde 13'ünü karşılayan ve enerji altyapısına karşı saldırılar düzenlenen İran'dan gelen boru hattı gazında kalıcı kesinti olursa, Rusya ve Azerbaycan'dan gelen boru hattı gazı, LNG ve yeraltı gaz depolama tesislerinden kesinti telafi edilebilir. Türkiye'nin enerji arz güvenliğinde kritik öneme sahip Tuz Gölü ve Silivri yeraltı doğal gaz depolama tesislerinin toplam kapasitesi 6,3 milyar metreküpe ulaşmıştır ve yıllık tüketilen gazın yüzde 10'dan fazlasına tekabül etmektedir.
Tedarikçi ülkelerden ithal edilen boru hattı gazı ve LNG'nin yanı sıra Türkiye, Karadeniz'deki Sakarya Gaz Sahası'nda da günlük yaklaşık 10 milyon metreküplük gaz üretimi yapmaktadır ve üretim hacminin iki katına çıkarılması planı söz konusudur. Toplam kapasiteleri 50 milyar metreküpe yaklaşan Trans Anadolu Doğal Gaz Boru Hattı (TANAP) ve TürkAkım gaz boru hatları Türkiye ve diğer Avrupa ülkelerinin enerji arz güvenliğinde kritik öneme sahiptir. Türkiye'nin 2 farklı LNG terminaline ek olarak 3 yüzer depolama ve yeniden gazlaştırma üniteleri (FSRU) sayesinde günlük LNG gazlaştırma kapasitesi 160 milyon metreküpten fazladır. Büyüyen boru hattı ve LNG kapasitesiyle Türkiye yıllık 60 milyar metreküplük gaz tüketimini karşılıyor ve Petrol Taşıma Anonim Şirketinin (BOTAŞ) son yıllarda imzaladığı ihracat anlaşmalarıyla Bulgaristan gibi komşu ülkelere gaz ihraç ediyor.
Türkiye'nin birincil enerji tüketiminin üçte birini oluşturan ham petrol ve petrol ürünlerinin ithalatında 2026 itibarıyla 20 tedarikçi ülke yer almıştır. Bu ülkeler içerisinde doğrudan kriz bölgesinden olan tek ülke petrol ithalatında yüzde 9 payla Suudi Arabistan olmuştur. Son yıllarda enerji bağımsızlığı stratejisi kapsamında Türkiye, gazda olduğu gibi petrolde de ülke içindeki verimli sahalardan üretimi artırmıştır.Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) Gabar petrol sahasından günlük 80 bin varilden fazla petrol üretiyor ve yerli petrol üretimi hacminin yeni dönemde artması öngörülebilir. TPAO geleneksel olarak faaliyetini sürdürdüğü Azerbaycan, Irak ve Rusya'ya ilaveten Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC), Somali, Afganistan ve Libya'da petrol arama faaliyetleri yürütecektir. TPAO ve BOTAŞ kriz sonrası dönemde uluslararası enerji ortaklıkları kurmakla yurt dışı faaliyetlerini daha da güçlendirebilir.
-Alternatif arayışları
Türkiye enerji kaynaklarının çeşitlendirilmesi ve "nükleerleşme çağı" gereğince nükleer enerji üreten ülkeler ligine hızla dahil oluyor. Rosatom (Rusya) tarafından yapılan ve 4800 megavat kurulu güce sahip Akkuyu Nükleer Güç Santrali tam kapasiteye ulaştığında Türkiye'nin elektrik ihtiyacının yüzde 10'unu karşılayabilir. Partner yabancı şirketlerin çeşitlendirilmesi stratejik hedefi gözetilmekle birlikte, Sinop ve Trakya'da yapılması planlanan yeni nükleer santral projeleri kriz sonrası dönemde daha da hızlanabilir. Azami 300 megavat kapasiteye sahip küçük modüler reaktörlerin (SMR) kurulumu da Türkiye için stratejik önem taşımaktadır. SMR alanında yerli üretim kapasitesinin geliştirilmesi yönünde büyük potansiyel vardır. Hedef olarak ise Türkiye 2050'de nükleer enerji kapasitesini 20 bin megavata ulaştırmak istemektedir.
Türkiye'nin 2026'da 124 bin megavata ulaşan toplam kurulu gücünde yenilenebilir enerji kaynaklarının payı yüzde 60'ı geçmiştir. Toplam kurulu gücün üçte birini yalnızca güneş ve rüzgar oluşturmuştur. Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanı (YEKA) modeli katkısıyla yenilenebilir enerji teknolojilerinde (örneğin, güneş panelleri) yerli üretim oranı da yükseliyor. Güneş ve rüzgarda yerli teknoloji ve farklı bileşenlerin üretim kapasitesine sahip olması Türk şirketleri için kriz sonrası dönemde Avrupa piyasasında fırsatlar doğurabilir. Yaklaşık 700 milyon ton nadir toprak elementi rezervi enerji geçişi döneminde Türkiye'nin bölgesel ve küresel jeoekonomik pozisyonunu ve pazarlık gücünü kuvvetlendirebilir.
-Krizi fırsata çevirmek: Türkiye'nin güçlenen enerji stratejisi
Türkiye'nin "enerjide merkez ülke" ve "bölgesel hub" olma stratejisinin uygulanması için 2026-2030 döneminde stratejik momentum yakalanabilir. Savaşlar nedeniyle istikrarsızlaşan kuzey ve güney enerji rotaları Türkiye üzerinden geçen alternatif enerji koridorlarının ivme kazanması için "fırsat penceresi" oluşturabilir.
Yeni dönemde Türkiye, proaktif dış enerji politikası ve enerji diplomasisi kapsamında; Türkmenistan doğal gazının Hazar üzerinden Türkiye ve Avrupa'ya ulaştırılmasını, Orta Koridor, Zengezur Koridoru ve Kalkınma Yolu'nun enerji boyutunun güçlendirilmesini, kritik enerji altyapısının asimetrik tehditlere karşı korunmasına yönelik bölgesel işbirliği ve birlikte çalışabilirlik mekanizmalarının tesisini ve tüm enerji alanlarında tek bir tedarikçiye bağımlılığın yüzde 30'un altında tutulmasını hedefleyebilir. Bu anlamıyla Türkiye daha önce attığı adımlar ve krizleri fırsata çevirerek enerjide stratejik yönelimini devam ettirebilecek potansiyele sahiptir.
[Dr. Kenan Aslanlı, AYBÜ Uluslararası Ekonomik Entegrasyon Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesidir.]
*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.