6. Dünya Siyaset Konferansı -
Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, "2008 krizi yaşandığında 'siz hala AB'ye girmek istiyor musunuz' yönünde birçok soruya muhatap olduk ve kendimizden çok emin bir şekilde 'evet' dedik.
Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, "2008 krizi yaşandığında 'siz hala AB'ye girmek istiyor musunuz' yönünde birçok soruya muhatap olduk ve kendimizden çok emin bir şekilde 'evet' dedik. Çünkü biz kendi içimizde reformlar yaparken bunu AB kriterleriyle ölçme fırsatı bulduk" dedi.
Babacan, Monaco'da 6'ncısı düzenlenen Dünya Siyaset Konferansı'nın açılışında, dünya genelini ilgilendiren siyasi, organizasyonda ekonomik ve sosyal meselelere değineceklerini, birçok ülkeden gelen uzmanlarla dünya dengeleri üzerine beyin fırtınası yapacaklarını belirtti.
Avrupa'yı sarsan krizin üzerinden 5 yıl geçmesine rağmen hala sürdürülebilirlik ve ekonomik açıdan önü görme noktasında birtakım sorunların olduğunu vurgulayan Babacan, birçok ülkede bütçe açıklarındaki yüksek oranın ve mali problemlerin birkaç yıl içinde ciddi sorunlara yol açabileceğini ifade etti.
Babacan, dünyada ekonomik açıdan bir büyümenin var olduğunu ancak büyümenin oranından ziyade ne kadar sürdürülebilir olduğuna konsantre olmak gerektiğini vurguladı. Büyümenin kalitesi (içeriği) noktasında 3 temel sorunun ortaya çıktığına dikkati çeken Babacan, finansal, sosyal ve çevresel sürdürülebilirlik olmadan büyümenin hedefine ulaşamayacağını dile getirdi.
Babacan, bir ülke büyürken, bu büyümenin finans kurumlarının, şirketlerin, hükümetlerin bilançolarına yansıması gerektiğini belirterek, ancak o zaman büyümede finansal sürdürülebilirliğin yakalanacağına işaret etti.
"Sosyal sürdürülebilirlik açısından da eğer büyüyen ülkede işssizlik oranı düşmüyorsa, büyüme yeni iş olanakları yaratmadıysa, yoksulluk oranı düşmüyorsa, sağlık ve sosyal alanda bir iyileşme hissedilmiyorsa o büyümenin gerçekten sürdürülebilir olduğunu söylemek zor" ifadesini kullanan Babacan, büyümenin çevreye zarar vermesi, tatlı su kaynaklarını kirletmesı yada orman tahribatına yol açması durumunda çevresel sürdürülebilirliğinin de endişe yaratacağını dile getirdi.
Babacan, dünya dinamikleri açısından hiçbir ülkeyi bir başka ülkeyle karşılaştırmamak gerektiğinin altını çizerek, Türkiye'nin özellikle insan hakları, hukukun üstünlüğü, sosyal ve politik alanda birçok ilerlemeye imza attığını ancak daha alınması gereken çok yol olduğunu söyledi.
Türkiye'nin sadece sosyopolitik alanda değil, ekonomik alanda da ciddi bir dönüşüm geçirdiğini, bu sayede 2008 krizinin en az hasarla atlatıldığınıtı vurgulayan Babacan, "Ekonomik dengelerin temelini güven ortamı oluşturur. Güven ortamı yoksa, tüketim olmaz, üretim olmaz, yatırım olmaz" dedi. Babacan, Türkiye'deki güven ortamınından duyduğu memnuniyeti dile getirdi.
-"AB bize mukayese imkanı veriyor"
"Türkiye hem Avrupalı hem Batılı bir ülke. Balkanlar'la, Kafkaslar'la, Afrika'yla bağı var. Hem Akdeniz hem Karadenizli, NATO üyesi, AB ile müzakere sürecinde. Şangay İşbirliği Örgütü'ne özel bir ilgisi var" diyen Babacan, bu noktada Türkiye'nin birtakım sorunlarla mücadele etmek durumunda kaldığını söyledi.
Türk dış politikasının önceliğinin, küresel sorumluluklar temelinde, güvenlik, refah, sürdürülebilirlik olduğunu dile getiren Babacan, Avrupa Birliği'nin de bu süreçte kendilerine ışık tuttuğunu belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:
"AB üyelik süreci hem bizim dış politikamız hem de kendi içimizdeki politik reformlarımız açısından çoldukça önemli bir yere sahip. 2008 krizi yaşandığında 'siz hala AB'ye girmek istiyormusunuz?'yönünde birçok soruya muhatap olduk ve kendimizden çok emin bir şekilde 'evet' dedik. Çünkü biz, kendi içimizde reformlar yaparken bunu AB kriterleriyle ölçme fırsatı bulduk. Herkes kendini demokratik bir ülke olarak niteleyebilir. Bu noktada AB bize mukayese imkanı veriyor."
-"Bölge ülkelerine ilham kaynağı olduk"
Babacan, tüm dönüşüm sürecinde ülkenin, gelişmenin yanı sıra bölgedeki diğer ülkeleri de etkilediğine değinerek, süreci "İfade özgürlüğü, insan hakları, hukukun üstünlüğü ve daha birçok alanda bölge ülkelerine ilham kaynağı olduk" diyerek aktardı.
Suriye'de yüz binlerce kişinin hayatını kaybettiğine, 6 milyondan fazla kişinin yer değiştirmek zorunda kaldığına dikkati çeken Babacan, bu noktada Cenevre 2 konferansından oldukça umutlu olduklarını dile getirdi. Babacan, süreç uzadıkça ülkedeki küçük aşırıcı grupların da sayısının arttığını, Suriye'de bir an evvel toplumun her kesimini temsil eden geçici bir hükümet kurulması gerektiğini söyledi.
Babacan, en önemli komşularından İran'ın nükleer müzakerelerde geldiği aşamanın da çok sevindirici olduğunu belirterek, "Türkiye, hiçbir ülkenin ağır ve ölümcül silahlara sahip olmasını istemezken, her ülkenin kendi nükleer programını geliştirmesi ve barışçıl amaçlar doğrultusunda kullanma hakkını savunur" değerlendirmesinde bulundu.
İran'la zaman zaman bazı meselelerde fikir ayrılığına düştüklerini vurgulayan Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, yine de iki ülke arasındaki ilişkilerin her meselesiyi açık ve net şekilde konuşabilecek samimiyete dayandığını kaydetti.