Ab, 2012 Türkiye İlerleme Raporu'nun Son Halini Açıkladı

Son Güncelleme:

Avrupa Komisyonu'nun 2012 Türkiye İlerleme Raporu'nun son hali resmi olarak açıklandı.

Avrupa Komisyonu'nun 2012 Türkiye İlerleme Raporu'nun son hali resmi olarak açıklandı. AB Genişleme Komiseri Stefan Füle, bu yıl 15.'si yayınlanan raporla ilgili yaptığı basın toplantısında, en çok ilerleme raporuna sahip olma unvanını kazanan Türkiye konusunda "Hedefimiz elbette Guinness Rekorlar Kitabı'na girmek değil" diyerek Türkiye'nin AB için devam eden önemini hatırlattı. Artan terör saldırıları konusunda işbirliği artmadıkça kınama sözcüklerinin sadece kağıt üzerinde kaldığını da belirten Füle, Kıbrıs meselesinde ise "Kilidi çözecek anahtar AB ve Türkiye olarak her iki tarafın da elinde" dedi.


İlk sayfalarında Suriye vurgusuyla dikkat çeken 2012 Türkiye İlerleme Raporu'nda Türkiye'nin bölgedeki rolü ve gücünün arttığı belirtilerek, özellikle Suriye'de yaşanan şiddete yönelik sesini yükselten bir ülke olduğu ve bununla kalmayarak 100 bin kadar Suriyeliye sığınma sağladığı ifade edildi. Raporda Meclis'ten tezkere geçmesine neden olan Akçakale hadisesine yer verilmezken, Türkiye'nin dinamik ekonomisi, stratejik coğrafyası ve bölgesel rolü ile AB için 'anahtar' bir ülke olduğu vurgulandı. Başta Ortadoğu ve Kuzey Afrika olmak üzere dış politikada Türkiye ile işbirliği ve diyaloğun öneminin altının çizildiği raporda, Türkiye-AB ilişkilerinin tam kapasitesine ulaşabilmesinin ancak aktif ve güvenilir bir üyelik süreci ile mümkün olduğu, müzakere sürecinin eski hızına ve aktifliğine dönmesinin her iki tarafın da yararına olduğu kaydedilerek, Türkiye'deki reformların standartlarının AB standartlarında olmasını güvenceye almanın yegane yolu olarak gösterildi. Bunlara dayanarak müzakerelerde engellenen fasıllarda çalışmaların devam etmesinin önemine değinilen raporda, bu konuda yaşanan sıkıntıların üye ülkeler arasında fikir birliği eksikliğinden kaynaklandığının altı çizildi.


Rum Dönem Başkanlığı'nı tanımayan Türkiye'nin Avrupa Konseyi'ne saygı göstermesi ve bir an önce bu üye ile ilişkilerini normalleştirmesi de istenen raporda, şu ifadelere yer verildi:


"Komisyon Türk tarafının bu konudaki açıklamalarını, tehditlerini ciddi endişe ile karşıladığını yineler ve Türkiye'yi Konsey'in rolünü tam olarak saygılı olmaya davet eder. AB aynı zamanda üyesi olan tüm hükümran ülkelerin kendi karasularında istedikleri araştırmayı yapıp, uluslararası hukuktan doğan hakla kendi doğal zenginliklerini kullanabileceklerini hatırlatır. Türkiye vakit kaybetmeden ek protokolü uygulamalı 'Kıbrıs Cumhuriyeti' ile ilişkilerini normalleştirmelidir."


Türkiye'nin ekonomik büyümesinin ve istikrarının övüldüğü raporda, Türkiye-AB ticaret hacminin de arttığına dikkat çekilirken, gümrük birliği kapsamında Türkiye'nin hala bazı hukuki sorumluluklarını yerine getirmediği hatırlatıldı. Özellikle Rum kesimine malların serbest dolaşımıyla ilgili uygulanan engellerin kaldırılması istendi.


Yeni anayasa için çalışmaların başlatıldığı ve sürecin işlediği belirtilen raporda, ülkede geri kalan politik hayat 'sınırlı diyalog ve sık gerginlik' olarak nitelendirildi. Ergenekon ve Balyoz davalarına değinen rapor, bu davalar ve alınan kararlara ilişkin detayları paylaşarak yargı sürecinin devam ettiğini belirtti. Raporda mahkeme öncesi tutukluluk süreleri, yargılanma hızı ve yargılamaların kamuoyundaki 'meşruiyet sorunları'nın endişe yaratmaya devam ettiği ve yargı süreçlerindeki ihmaller ve hataların davanın kendisini 'gölgede bıraktığı' da ifade edildi. Davaların Türk toplumunda ve siyasetinde kutuplaşmaya yol açtığı da raporda vurgulananlar arasında yer aldı.


Kürt meselesinin Türkiye'nin kilit sorunları arasında kalmaya devam ettiği ifade edilen raporda, Başbakan Erdoğan ile muhalefet arasındaki çözüme yönelik buluşmaya da atıf yapılarak "Devamı getirilmedi" denildi. Türkiye'nin artan terör saldırılarına maruz kaldığını anlatan rapor, bu saldırıların her seferinde AB tarafından kınandığını hatırlattı. Ancak bu noktada AB ülkelerine teröre karşı mücadelede Türkiye ile daha fazla işbirliği yapılması için herhangi bir çağrı yapılmayan raporda, AB'nin bu konuda yapabileceklerine yer verilmedi.


KCK tutuklamalarına yönelik olarak bu operasyonların seçilmiş yerel yetkililerden sendikacılara, medya mensuplarından avukatlara kadar genişlemesi eleştirildi. Sonuç olarak Kürt meselesinde hiçbir ilerleme kaydedilmediğine dikkat çekilen raporda, terör saldırılarının arttığı ancak askeri operasyonların da arttığı bilgisine yer verildi. Uludere'de yaşananlarla ilgili ise şeffaf bir devlet soruşturmasının eksikliğinin kamuoyunda güven zedelenmesine yol açtığı belirtildi. Ayrıca hükümet içerisinde Uludere hadisesi ile ilgili hiçbir politik sorumluluk tartışması yaşanmaması da eleştirildi.


Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e de değinen raporda, Cumhurbaşkanının yeni anayasa gerekliliğine ve hapisteki vekil ve gazetecilere dikkat çekmesini devletteki dengeleyici, uzlaştırıcı rolü oynamaya devam etmesi olarak yorumlandı. Hükümetin performansının da değerlendirildiği raporda yerel yönetimlere sorumluluk ve yetki aktarılmasında çok az ilerleme kaydedildiği belirtilirken, kamu hizmetlerinde Türkçe dışında dil hizmeti verilmesi noktasında hiçbir ilerleme sağlanmadığı ifade edildi. Hükümetin kendini söylemlerde daha fazla politik reform ve demokratikleşme konusunda telkin ettiği fakat eylemde kilit yasaların yetersiz tanıtım, danışma ve hazırlıkla geçirildiğinden bahsedildi. Pratikte sınırlı kalmasına rağmen yasalar düzeyinde askeri harcamaların sivillerce kontrol edilebilmesini sağlayan mekanizmaların getirilmesi olumlu olarak değerlendirilirken, asker-sivil ilişkilerinin demokratikleşmesini sağlamak için atılmış olan birkaç adım ise sembolik olarak nitelendirildi.


Yolsuzlukla mücadelede sınırlı ilerleme kaydedildiğini anlatan rapor, kötü muamele ve işkence vakalarında ise bir düşüş trendi olduğundan ve hapishane sistemi reformlarının devam ettiğinden bahsetti. İfade ve basın özgürlükleri noktasında endişelerin dile getirildiği raporda, 3. yargı paketi ile birlikte tutuklu bazı gazetecilerin serbest bırakıldığı ancak ifade


özgürlüğünü kısıtlamaya yönelik hadiselerin ciddi soru işaretlerine yol açtığı ve basın özgürlüğünün pratikte kısıtlanmaya devam ettiği kaydedildi. Bu çerçevede Türkiye'ye anti-terör yasasını gözden geçirmesi çağrısı yapıldı. Ayrıca internet üzerinde getirilen kısıtlamalar ve erişilmesine müsaade edilmeyen sitelerle de ilgili kaygılardan bahsedildi.


Deniz Feneri savcılarının görevden alınmalarını yargı üzerindeki baskıya örnek olarak gösteren raporda, ayrıca yargıda tarafsızlık ilkesinin de geçtiğimiz yıllar içerisinde zedelendiği belirtildi. Sendikal haklar konusunda da kısıtlı bir ilerleme kaydedildiği belirtilen raporda, sendikaların kolektif eylemlerinin çok sayıda engelleme ve kısıtlama ile karşılaştığı dile getirildi.


Türkiye'nin ekonomik başarılarından uzun şekilde söz eden raporda 2010'dan itibaren ekonomi rakamlarına yer verildi. - BRÜKSEL

Kaynak: İHA