Başbakan Erdoğan Yalova'da
Başbaka Erdoğan "27 Nisan Da Dut Yemiş Bülbüle Dönenler. Bizim Neler Yaşadığımızı Bilmezler"
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Yalova Marina'da düzenlenen toplu açılış töreninde yaptığı konuşmada, yatırımlar ve Yalova ile ilgili bilgi verdikten sonra 12 Eylül'de yapılacak Anayasa Referandumu konusundaki görüşlerini açıkladı.
"Bu iş aş, sevda ve yürek işidir. Millete hizmet için yüreğinizi ortaya koymazsanız milletle bütünleşemezsiniz" diyen Başbakan Erdoğan, birlik olup sinerji oluşturularak başarının elde edileceğini söyledi.
Devlet-millet kaynaşması oluşturduklarını kaydeden Başbakan Erdoğan, "Hükümran buyurgan bir devlet yapısını elimizin tersiyle ittik. Milletle bütünleşen, millete hizmetkarlık yapan bir devlet anlayışını ülkeye kazandırdık" dedi.
Başbakan Erdoğan, bir ülkede demokrasi yoksa , eksikse modern standartlarda değilse o ülkede yatırım ve üretim ve istihdamın olmayacağını vurgulayarak, şöyle devam etti:
"Biz bunu uzun yıllar boyunca yaşadık. Bir ülkede hukukun üstünlüğü değil üstünlerin hukuku hakimse, orada yoksulun derdine çare bulunmaz. Fakir fukaranın sorunu çözülmez. Yetim öksüzün feryadı duyulmaz. On yıllar boyunca hukuk sistemi sorunlar nedeniyle biz bunu iliklerimize kadar yaşadık. Bir ülkede söz milletin değilse, karar milletin değilse, siyaset vesayet altındaysa çeteler siyasete yön veriyorsa o ülke büyümez, kalkınmaz, ilerlemez.
Biz ülke olarak ne yazık ki bunu da yaşadık. Çetelerin provokasyonlarında nice gençlerimizi yitirdik. Askeri darbelerde nice delikanlılarımız darağacında sallandırıldı. Siyasete yapılan müdahale ile Türkiye her on yılda bir geriye gitti, tüm kazanımlarını kaybetti.
Şimdi diyorlar ki siz 12 Eylül'de ne gördünüz? Bunu bize söyleyenler önce aynaya baksın. Biz 12 Eylül öncesinin acılarını, 12 Eylül zulmünü de yaşadık. 12 eylül sonrası baskıları tüm bedenimizle ruhumuzla hissettik.
Biz 27 Mayıs'ı da 28 Şubatı da biz yaşadık. 27 Nisan'ı da biz yaşadık. Bunlarda da biz hedef olduk. 27 Mayıs'a çanak tutanlar bizim neler yaşadığımızı anlayamazlar. 28 Şubat'a alkış tutanlar bizim neler yaşadığımızı anlamazlar. 27 Nisan da dut yemiş bülbüle dönenler. Bizim neler yaşadığımızı bilmezler.
Ama bizim bir farkımız var. Biz onların 12 Eylül'den sonra yaptıkları gibi mağduriyet edebiyatına sığınmadık. Darbeleri şahsi çıkarlarımız için ranta çevirmedik. Darbelerden nemalanmadık. Biz bütün darbelere karşı nasıl onurlu nasıl dik bir duruş sergilediysek durduysak. Bugün de müdahaleler olmaması için dik ve onurlu şimdi de dik ve onurlu bir duruş sergiliyoruz. Bizi samimiyet testine tabi tutanlara Yalova'dan sesleniyorum. Madem 12 Eylül'ün acısını yaşadığınızı, bedelini ödediğinizi söylüyorsunuz. Neden 12 Eylül öncesi meydanları kan gölüne çeviren çetelerle, mafya ile hukuk dışı örgütlenmelerle onların benzerleriyle onların uzantılarıyla mücadeleyi bugün desteklemiyorsunuz. Neden o çetelerin avukatlığını yapıyorsunuz. İşte 12 Eylül 2010. iki seçenek önümüze koyuyor. ya darbecilerin anayasasından yana olacağız veya milletten yana olacağız. Onun için biz diyoruz ki sevdamız millet. kararımız evet. Bizim derdimiz bu. Bugün tek tek ortaya çıkan o kirli senaryoların üzerine neden bizim kadar gitmiyorsunuz. Hadi bu senaryoların üzerine gitmiyorsunuz, hadi cesareti gösteremiyorsunuz. Neden yargıya bu konuda yardımcı olmuyorsunuz.
12 Eylül'de acı çekmiş bir insan. Bedel ve fatura ödeyen acıyı hissetten bir insan. Danıştay saldırganlığının yargılandığı davada avukatların bölümüne oturur mu? 12 Eylül'den rahatsız olanlar Ergenekon'a avukatlık yapar mı. Madem 12 Eylül'ün acısını yaşadınız neden bugün 12 Eylül ile hesaplaşmıyorsunuz. Niçin askeri vesayet yerine milli iradenin üstünlüğüne vurgu yapmıyorsunuz. Niçin her sıkıştığınızda askere davetiye çıkartan yorumlar yapıyorsunuz. Madem 12 Eylül'de bedeller ödediniz. Neden bugün 12 Eylül'lerin yaşanmaması için anayasa değişikliğine evet demiyorsunuz.
Çünkü siz rantını yersiniz. Siz rantını yediniz. Siz istismar edersiniz. Edebiyatını yaparsınız. Ama biz samimi bir şekilde mücadele ediyor. Acılarla yüzleşiyor. Bir daha bu acıların yaşanmaması için samimi bir irade ortaya koyuyoruz. Geçmişle yüzleşmeyenler aydınlık gelecek inşa edemezler. Bizim samimiyetimizi test edenler o genç fidanların aziz hatıralarına bakamasalar bile lütfen gitsinler aynaya baksınlar, kendileriyle yüzleşsinler. Düşünebiliyor musunuz? Parti kapatmayı zorlaştırılmasına karşı çıkıyorsunuz. Sivillerin askeri mahkemede yargılanmasına karşı çıkıyorsunuz. İhraç kararlarıyla ilgili YAŞ kararları açılsın diyoruz. Karşı çıkıyorsunuz. Meclisin üzerindeki baskının kaldırılmasına karşı çıkıyorsunuz. Hangi hayırlı adımı atsak Anayasa Mahkemesi'nde soluğu alıp milli iradeyi mahkemelik yapıyorsunuz. Peki kim demokrasiyi, hukuku savunuyor? Kim bunların gelişmesine engel oluyor.
Aziz milletimiz bunu çok iyi görüp, anlıyor. Bunların mantığı çok ama çok basit. Bunlar bu hükümet kazanmasın Türkiye kaybederse kaybetsin. Bu hükümet başarılı olmasın Türkiye büyümezse büyümezin. Bu hükümet eser bırakmasın Türkiye'ye ne olursa olsun. Anayasa değişikliğine karşı çıkmaların tek ve yegane nedeni bu. Fakat onlar ne kadar üzülürse üzülsün. Onlarınlar üzülmesi için Türkiye'yi büyütmeye milleti sevindirmeye devam edeceğiz. Anayasa değişikliğinin Türkiye'nin yararına olacağını bal gibi biliyorlar. Biliyorlar ama kendilerine bile itiraf etmekten kaçınıyorlar.
Kulislerde söylüyorlar. 'Haklısın ama ne yapalım' diyorlar. Bu anayasa değişikliği Türkiye'yi şaha kaldırıp, ekonomiyi, demokrasiyi, özgürlükleri uluslararası standartlara kavuşturacağını bal biliyorlar ama itiraf etmekten kaçınıyorlar. TBMM arkadaşlarını sandığa gitmekten alıkoydular. Neden çünkü arkadaşları sandığa giderse vicdanlarıyla yükleşip 'Evet' diyeceklerini biliyorlardı da ondan. Şimdi bazıları da çıkmış vatandaşın da sandığa gitmesini engelliyorlar. Vatandaşın sandığa gittiğinde gür bir sesle evet diyeceğini biliyorlar. Ana muhalefet partisi genel kurulda hayır diyemediği konuda milletten hayır demesini istiyor. Bırak millet iradesini oy kulübesinde kullansın bırakmadılar. O gün milletvekillerinden hayır demesini istemedi. Şimdi aslına gidip hayır demesini istiyor. Ne yaman çelişki. Sen yapamadığın şeyi milletten hangi yüzle isteyeceksin. Bu ne samimiyetsizliktir. Dikkat edin yaptıkları her açıklamada neden hayır denilmesi gerektiğini anlatırken aslında neden evet denilmesi gerektiğini anlatıyorlar."
Başbakan Erdoğan bu oylamada partiye değil geleceğe oy verileceğini ifade ederek,ö Hükümetin icraatı, değil kadınların, işçilerin demokratik haklarına, özürlülerin, şehit ve gazilerin haklarına oy vereceksiniz. Fişlemenin son bulmasına 'Evet' diyeceksiniz. Üstünlerin hukukuna değil, hukukun üstünlüğüne 'evet' diyeceksiniz. 12 Eylül ile yüzleşme ve yeni 12 Eylül'lerin yaşanmamasına 'evet' diyeceksiniz. Avrupa ve modern standartlarda demokrasiye, istikrara ve hukuka, büyük Türkiye'ye kalkınmış, ilerlemiş ve zenginleşmiş bir ülkenin önünün açılmasına 'evet' diyeceksinizö diye konuştu.
Başbakan Erdoğan, alt yapısı Ulaştırma Bakanlığı, üst yapısı ise Koç Holding tarafından yatırılan ve 20 milyon dolara mal olan Setur Marinas her yıl devlete 800 bin TL kira ödeyeceğini ve 243'ü deniz 97'si karada olmak üzere 340 yat kapasitesine sahip olduğunu söyledi. Erdoğan, "Türkiye genelinde yat kapasitemiz 15 bin ulaştı. Yat turizminden elde ettiğimiz 8 milyar doları 2023 yılında yani Cumhuriyetin 100'ncü yıl dönümünde 10 milyar dolara çıkmasını bekliyoruz. Koç ailesine bu yatırımdan dolayı teşekkür ediyoruzö dedi.
Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Koç da, denizcilik sektöründeki yatırımlarını arttırmak için çalıştıklarını vurgulayarak, "Gelişen dünyada deniz turizminden yeterli payı almamız gerekiyor. Yatçılık ve marinacılık turizmini devam ettirmeliyiz. Bu sektörden Türkiye'ye 10 milyar dolarlık döviz girdisi sağlanabilir. Maris, Finike ve Kuşadası'ndan sonra Yalova'da da marinamızı hizmete soktukö dedi.
NOTLAR
Yalova'daki toplu açılış törenine Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay ve Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Koç ve Başbakan Erdoğan'ın sızı Sümeyye Erdoğan da katıldı.
2 bin 500 vatandaşın izlediği açılış töreninde Almanya'dan geldiği öğrenilen Feriha Pehlivanoğluları isimli türbanlı kadın, Almanya'daki okullarda çocuklarının Türkçe derslerinin kaldırıldığını söyleyerek, Başbakan'a korumaları aracılığıyla mektup verdi.
Aşırı sıcak nedeniyle bayılanların olduğu törene İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş da telekonferans aracılığıyla katıldı.