Başbakan Yardımcısı Arınç (2/son): HSYK'nın Yaptığının Mutlaka Bir Karşılığı Olmalı

Son Güncelleme:

Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç, HSYK'nın Adli Kolluk Yönetmeliği'nde yapılan değişikliğe ilişkin yaptığı basın açıklamasının Başbakan Erdoğan'ı Adalet Bakanı Bozdağ'ı ve gerçek hukukçuları endişelendirdiğini dile getirerek, "HSYK'nın kendi kanununu ihmal ederek değil, bilerek görmezden gelerek yaptığı çalışmanın mutlaka bir karşılığının olması gerekir. Üç güçten bahsediyoruz.

Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç, HSYK'nın Adli Kolluk Yönetmeliği'nde yapılan değişikliğe ilişkin yaptığı basın açıklamasının Başbakan Erdoğan'ı Adalet Bakanı Bozdağ'ı ve gerçek hukukçuları endişelendirdiğini dile getirerek, "HSYK'nın kendi kanununu ihmal ederek değil, bilerek görmezden gelerek yaptığı çalışmanın mutlaka bir karşılığının olması gerekir. Üç güçten bahsediyoruz. 1961 Anayasası'ndan bu yana eskiden egemenlik kayıtsız şartsız millette, bunun temsilcileri olan Meclis'te ilken sonradan ihtilaller ve darbeler sonrası yasam, yürütme, yargı olarak 3 güç ortaya çıktı. Buna bir itirazımız yok. Yeter ki her güç her erk kendisine Anayasa ile ait olan imkanları bağımsızlık ve tarafsızlık içerisinde yerine getirebilsin. Şimdi biz yürütmenin bütün eylemleri ve işlemleri yargısal denetime tabii" dedi.


Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın başkanlığında Başbakanlık Merkez Bina'da toplanan 2013 yılının son Bakanlar Kurulu'nun ardından gazetecilerin sorularını cevaplandırdı.


HSYK'nın Adli Kolluk Yönetmeliği'ndeki değişikliğe ilişkin yaptığı açıklama ile ilgili bir soruya, bu açıklamanın yapılış şekliyle ilgili olarak eksiklerin olduğunu söylediği. Açıklamamın yapıldığı tarihte Adalet Bakanı Bekir Bozdağ'ın henüz görevini başladığını anımsatan Arınç, usulüne göre HSYK'nın Adalet Bakanı'nı ziyaret etmesi gerektiğini, HSYK toplanacaksa buna Adalet Bakanı'nın ya da yetki verdiği başkanvekilinin toplantıya çağırması gerektiğini kaydetti.


-"DANIŞTAY'IN DİRENMESİ GEREKİRDİ"-


"Madem ki toplandınız, ne karar alırsanız alın, bu kararı açıklamakta kurulun başkanına düşer" diyen Arınç, "Basına bir bildirinin sızdırılması, bir bildiriyle karşı karşıya kaldık. Bunu tartışabilirdik, tartıştık nitekim ama ertesi gün durumdan vazife çıkaran Danıştay'ın ilgili dairesi 4 üyeye karşılık bir üyenin muhalefetiyle yürütmeyi durdurma belki de arkasından esas kararını vermek suretiyle iptal noktasına gidecek. Bu beklenen bir gelişmeydi. İki şekilde karar vereceklerdi. Bir talebi reddedeceklerdi, "yapılan doğru' diyeceklerdi. İki, talebi kabul edeceklerdi. Bunun için HSYK'nın görevini kötüye kullanmak suretiyle bir yönlendirme yapmasına direnmeleri gerekirdi. Oysa "sen bir gün önce bunu ver, söyle arkasından ben de gereğini yapayım' anlamına gelen bir kararla karşılaştık. Danıştay'ın ilgili dairesini tenzih etmek isterim ama burada karşılaştığımız olay budur. Korsan bir şekilde toplantının yapılması Adalet Bakanı tarafından yapılacak işlerin baypas edilmesi sebebiyle farklı açılardan eleştirilebilecek, karar çıkması ve bunu dayanak yapan dairenin de bir karar tesis etmesi bizi tekrar eski günlerin özlemini çekenlere, "oh' dedirtmiş olabilir" dedi.


-"MUTLAKA BİR KARŞILIĞININ OLMASI GEREKİR"-


Böyle bir durum karşısında Başbakan'ın, Adalet Bakanı'nın ve gerçek hukukçuların endişe duymasının kaçınılmaz olduğunu dile getiren Arınç şöyle konuştu:


"HSYK'nın kendi kanununu ihmal ederek değil, bilerek görmezden gelerek yaptığı çalışmanın mutlaka bir karşılığının olması gerekir. Üç güçten bahsediyoruz. 1961 Anayasası'ndan bu yana eskiden egemenlik kayıtsız şartsız millette, bunun temsilcileri olan Meclis'te ilken sonradan ihtilaller ve darbeler sonrası yasam, yürütme, yargı olarak 3 güç ortaya çıktı. Buna bir itirazımız yok. Yeter ki her güç her erk kendisine Anayasa ile ait olan imkanları bağımsızlık ve tarafsızlık içerisinde yerine getirebilsin. Şimdi biz yürütmenin bütün eylemleri ve işlemleri yargısal denetime tabii. Bizi denetleyenler, her gün nefes alışımızdan altına imza attığımız her karara kadar bunu yapabiliyorlar. Biz denetim hatta yargı denetimi altındayız. Yasama, yasama da pek çok denetim altında. Önce Cumhurbaşkanına gidiyor, Cumhurbaşkanı gerekirse veto edip tekrar Meclis'e gönderebiliyor. Ama daha sonrası Anayasa Mahkemesi'nin yargısal denetimi var. Anamuhalefet partisi veya 110 milletvekili birleştiğinde Meclis'ten çıkan her kanunu iptal etmek durumunda. Bunu da Anayasa Mahkemesi kararlarında görüyoruz. Demek ki yasamanın gücü bile yargısal denetimle sınırlı. Peki yargıya geldiği zaman onu denetleyecek hangi güç var, hangi kanun var, hangi yargısal denetim imkanı var? Hiçbir şey yok. Gazetelerde boy boy yazılıyor, görevini kötüye kullanan bir HSYK üyesi hakkında ne yapabilirsiniz? Bir sayfa boyunca netice el cevap; hiçbir şey yapılamaz.


Yürütmenin ellerinin kollarının, yasamanın ellerinin kollarının üstelik bir de yargısal denetimle bağlandığı bir ülkede yargı gücünün karşısında hiçbir sistematik denetim mekanizması yok ki onun yaptığı yanlışlıklara dikkat çekilebilsin. Bu tartışmayı ayrıca yapacağız ama HSYK mahkemelere talimat vermek ve kendi görevini çiğnemek suretiyle büyük bir hata yapmıştır. Dolayısıyla bu hukuk dışılıkları dikkate alan hükümetimizin elbette bazı yasal çalışmalar için gerekeni yapacağından hiç kimsenin kuşkusu olmaz."


-"BİLDİRİ DAĞITMAYA KALKIŞAN SAVCILARIN DA"-


Gerekeni yapmak sadece kendilerinin bir hazırlığı olmadığını dile getiren Arınç, "Şüphesiz yasama meclisi yapacaktır. Bir kanun değişikliği, bir anayasa değişikliği gerekli olacaksa bugünden bir şey söyleyemem, bunun merkezi yasama meclisidir. Türkiye Büyük Millet Meclisidir. Onun iradesi bütün iradenin üstündedir. Şu anda Adalet Bakanlığımız sadece bu olayla ilgili değil, mahkeme kapısı önüne çıkıp bildiri dağıtmaya kalkışan savcıların da ne yaptığının, üzeri mühürlü dosyalar olmasına rağmen bunların içindekileri dışarılara servis etmeye çalışanların elbette Türkiye'yi karşı karşıya bırakmak istedikleri kaos tehlikesine karşı görevini kötüye kullananlarla ilgili yargısal ve yasal ne yapılacaksa bütün bunları en kısa zamanda yerine getirecektir" ifadelerini kullandı.


İçişleri Bakanı Efkan Ala'nın dolardan bazı kesimlerin kar ettiği yönünde bir açıklaması olduğunu anımsatarak, "BDDK bir inceleme başlattı mı?" diye sorması üzerine, "Türkiye'de bu son olayları kışkırtanların, Türkiye'nin iç ve dış itibarını gölgelemek istediklerini, hükümete tuzak kurduklarını, onu yıpratmaya çalıştıklarını ve bu sebeple maddi bazı kayıpların olduğunu söyleyebilirim. Bunu Sayın Başbakanımız da esasen söylüyor. 100 milyar doların üstündeki zarardan bahsediyoruz" şeklinde konuştu.


Başbakan Yardımcısı Ali Babacan'ın, Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in ve ilgili bakanların yapacakları basın toplantıları ile konuyu ayrıntılı olarak açıklayacaklarını söyledi.

Kaynak: ANKA