Başbakan Yardımcısı Arınç Açıklaması

Son Güncelleme:

"Demokratikleşme paketi içerisine nefret suçunu ayrıca tanımlamak yerine Türk Ceza Kanunu'ndaki bazı maddelerin içerisine kasıt eğer nefretse veya insanların dili, dini, ırkı, mezhebi, siyasal düşüncesi, felsefesi, yaşam biçimi amaçla işlenmişse onun cezasını fevkalade artıracak bir düzenleme yapacağız" "(Demokratikleşme paketi) Türkiye'de insanların günlük yaşamlarını kolaylaştıracak, dinleri, inançları itibarıyla, laikliği gerçek anlamda din ve vicdan özgürlüğü olarak kabul ediyorsak, laik bir yaşamın şartlarını hazırlama noktasında da başka maddeler olacak" "(Ruhban okulu) Bu pakette henüz siyasi bir karar verilmedi o konuda"

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, "Demokratikleşme paketi içerisine de nefret suçunu ayrıca tanımlamak yerine Türk Ceza Kanunu'ndaki bazı maddelerin içerisine kasıt eğer nefretse veya insanların dili, dini, ırkı, mezhebi, siyasal düşüncesi, felsefesi, yaşam biçimi amaçla işlenmişse onun cezasını fevkalade artıracak bir düzenleme yapacağız" dedi.


Arınç, NTV'de katıldığı canlı yayında soruları yanıtladı.


İstanbul'da düzenlenen ve kendisinin de katıldığı Hukuk ve Medya Bağlamında İslamofobi Konferansı'nda, İslamofobi ve medya konusunun da ele alındığı belirtilerek "Sizin öngörünüz nedir, bu konuda sadece medya üzerine yüklenmek ne kadar yararlı olacak" sorusu üzerine Arınç, konferansta İslamofobi'nin sadece medya değil, hukuk bağlamında da tartışıldığını söyledi.


İslamofobi'yi Avrupa'nın, ABD'nin, Türkiye'nin hatta iki milyara yakın nüfusuyla tüm İslam aleminin günlük meselesi olarak nitelendiren Arınç, "Böyle bir gün çok şükür yok. Siyaset adamlarından medyaya kadar, sokak gösterilerinden bir başka toplantıya kadar nefret söylemleriyle ırkçılık, yabancı düşmanlığı ve İslam korkusuyla dünyada bir hareket var. Son yüz yıl içinde maalesef giderek de güçlendiğini, barışı tehdit ettiğini görüyoruz" diye konuştu.


Bunun irdelenmesi, bununla ilgili yeni platformların oluşması gerektiğini belirten Arınç, medya dilinin, haberlerin veriliş biçiminin insanlarda oluşturduğu algının çok önemli olduğunu vurguladı. Arınç, "Bazı kelimeler sıkça kullanılmak suretiyle insanlarda 'İslam eşittir terör, Müslüman eşittir terörist' veyahutta 'Müslümanlar terörist olur', 'İslam'dan demokrasi, barış çıkmaz' böyle bir anlayışın maalesef hakim olmaya çalıştığını görüyoruz. Dolayısıyla medyanın daha sorumlu, daha pozitif, birleştirici, bütünleştirici, farklılıkların bir arada daha güzel yaşamasına imkan verici bir ortam oluşturması gerektiğini bazı cümlelerde ifade ettik" diye konuştu.


-"Bu bizim için bir vecibeydi"


Konferanstaki oturumlar ve ele alınacak bazı konular hakkında da bilgi veren Arınç, şunları söyledi:


"Bizim AB ilerleme raporları, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Avrupa Konseyi ve Birleşmiş Milletlerin bazı kararları 'nefret suçu' diye bir suçun tanımlanması gerektiğini ifade ediyor. Nefret saikiyle yapılmış ve işlenmiş suçların da ağır bir şekilde cezalandırılmasını öngörüyor. Biz özellikle son akil insanların ülke çapındaki gezilerini, halkla ilişkilerini ve onların bir rapor olarak hükümetimize sunulmasını da esas aldık. Elimizdeki hukuk dökümanlarını da dikkate alarak bu şimdiki gelebilecek demokratikleşme paketi içerisine de nefret suçunu ayrıca tanımlamak yerine Türk Ceza Kanunu'ndaki bazı maddelerin içerisine kasıt eğer nefretse veya insanların dili, dini, ırkı, mezhebi, siyasal düşüncesi, felsefesi, yaşam biçimi amaçla işlenmişse onun cezasını fevkalade artıracak bir düzenleme yapacağız."


"Anladığımız kadarıyla nefret suçu bu demokratikleşme paketinde yer alacak" denilerek pakete ilişkin başka verebileceği bilgilerin sorulması üzerine Arınç, "Sadece bunu verdim. Yeri geldiği için bunu söyledim" diye konuştu.


Kendisine veya diğer başbakan yardımcılarına konuyla ilgili soru sorulduğunda "Çalışmalarımız bittiğinde Sayın Başbakanımız bunu bir vesileyle açıklayacak' diyoruz. Yani konunun sahibi olarak Başbakanımızı, hükümetimizin başını göstermemiz bence çok isabetli" dedi.


Arınç, şunları kaydetti:


"Bugün ben sadece bu işin bu boyutuyla ilgili gelişmeleri söyledim. Çünkü bu bizim için bir vecibeydi, bunu yapmamız gerekiyordu. Hukukun üstünlüğüne inanan ve bir hukuk devleti olan Cumhuriyetimizin farklı düşüncelerin bir arada özgürce yaşamasını temin etmek için tedbirler alması gerekiyor. Bugüne kadar kanunumuzda bazı maddeler, hükümler var ama bunların yeterli olmadığı anlaşılıyor. Çünkü bu İslamofobi, ırkçılık, yabancı düşmanlığı arttıkça sadece Almanya'daki Türkler zarar görmüyor, Türkiye'de farklı inanç grupları da zarar görebilir. Yaşam biçimlerine müdahale olarak da algılayabilirler. İnsanlar neye inanıyorsa onu kanunların çizdiği sınırlar içerisinde özgürce yaşayacaklar. Zan, tehdit, töhmet altında kalmayacaklar."


Türkiye'de rahip cinayetlerinin olduğunu, başka inanç gruplarına karşı Zirve Yayınevi ve Hrant Dink cinayetlerinin yaşandığını hatırlatan Arınç, sözlerini şöyle sürdürdü:


"Bu tür suçlar ki başta odur kasten öldürme fiili, eğer felsefi inanç, dil, din, ırk, cinsiyet, renk, felsefi farklılıklar sebebiyle ayrıca işlenmişse, ben eski bir ceza hukukçusuyum, bizim zamanımızda taammüdle işlenen suçlarda idam cezası vardı, sonra ağırlaştırılmış müebbete döndü. Taammüdü de 'bilerek, isteyerek ve soğukkanlılıkla' diye tarif ederlerdi. Burada da kasten öldürme suçu bir insanın düşüncesine, inancına, yaşantısına, fikrine kızdığımız için ve nefretle işlenmişse o ceza daha büyük bir sonuca katlanmış olacak. Bunu ben ileri bir hukuk başarısı olarak görüyorum. Bunu inşallah Ekim ayı içerisinde yasalaştırmış olacağız.


Genel olarak Türkiye'de yine insanların günlük yaşamlarını kolaylaştıracak, dinlerı, inançları itibarıyla, laikliği gerçek anlamda din ve vicdan özgürlüğü olarak kabul ediyorsak, laik bir yaşamın şartlarını hazırlama noktasında da başka maddeler olacak. Eminim ki bir kısım insanlar bunu bile azımsayacaklardır. 'Dağ fare doğurdu' diyeceklerdir ama bu tür düzenlemeleri biz 2002'den bu yana yapıyoruz. Bir kısmını AB standartları için yaptık, anayasa değişiklikleri ve ona uygun paralel düzenlemeler, bir kısımını temel haklar noktasında yaptık. Bir kısmını Türkiye'nin geldiği noktada özgürlüklerin alanının genişletilmesi bakımından yaptık. Yoksa bunun 'terör örgütünün istekleriydi, çözüm süreciydi, baskılardı, aba altından sopa göstermekti, döndük geri geliyoruz çatışmalar yeniden başlayacak' bunlarla ilgisi yok. Şartlar oluştuğunda zamanı geldiğinde hükümetimiz başka şeyler de yaptığı gibi demokratikleşme noktasında da elinden gelen gayreti gösterecek."


-Ruhban okulu


Pakette ruhban okulu ile ilgili birşeyin olup olmadığının sorulması üzerine Arınç, "gündemimizde" karşılığını verdi.


Konunun daha önce de gündemlerinde olduğunu anımsatan Arınç, "Bu pakette henüz siyasi bir karar verilmedi o konuda" dedi.


"Türkiye'de yaşayan farklı inançlara mensup grupların din adamlarını yetiştirme konusundaki eğitim ihtiyaçlarına baştan beri olumlu bakıyoruz" diyen Arınç, 5 yıldır başbakan yardımcılığı yaptığını, azınlıklar ve farklı inanç gruplarıyla ilişkileri kendisinin yürüttüğünü hatırlattı.


Azınlık vakıflarına yönelik yaptıkları çalışmalar hakkında da bilgi veren Arınç, şöyle konuştu:


"İki konu var ki bu konuların çözülmesini mutlaka istiyorlar. Birisi Heybeliada'da ruhban okulunun 1971'deki kapatılmasından sonra 40 yılı geçmiş bir noktada yeniden din adamı yetiştirmek üzere açılmasıdır. Haklıdırlar. Biz onların bu okulları kapalı olduğu için din adamları ihtiyaçlarını hükümetimizin izniyle ancak yapabiliyoruz. Yani bize dışarıdan 'Bunlar din adamı olabilir' dediklerinin isimlerini veriyorlar. Biz onları Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı yapıyoruz. Onlar geliyorlar burada din adamı görevini yapıyorlar. Halbuki onlar amaçlarına uygun olarak kendi okullarında, kendi teoglarını yetiştirmek istiyorlar. Bu Müslamanlar için de Ortodokslar için de geçerli bir taleptir. Musevilerin, Süryanilerin isteği varsa onlar için de geçerli bir taleptir. Bunun iç ve dış bazı şartlarının oluşması gerekiyor. Onun gerçekleştiği anda biz 'Bu okullar tekrar faaliyete geçebilir' diyeceğiz. Bu siyasi bir karar olacak. Sayın Başbakanımız bunun vaktinin geldiğini düşünüyorsa mutlaka yapacaktır."


-Mor Gabriel Manastırı


İkinci konunun Mor Gabriel Manastırı olduğunu vurgulayan Arınç, şöyle devam etti:


"Onun bulunduğu yerde Hazine ile Orman ile bazı sıkıntılar var. Keşke önceden biz hükümet olarak müdahale edebilseydik ama hükümetimiz o zaman yoktu. Bu 20 yıllık bir sorun. 20 yıl önce mahkemelere intikal etmiş, mahkemeler aleyhte karar vermişler. Yargıtay'a intikal etmiş Yargıtay aleyhte karar vermiş. Neredeyse hukuk konusunda iş bitmiş. Yani Mor Gabriel konusunda bizden arazi istemelerine karşı bir hukuk duvarı var. Bu hukuk duvarı Hukuk Genel Kurulu kararlarıyla da sabit. Ancak biz bunları, elbette mahkeme kararlarını uygulamak zorundayız, onun dışında bir başka formülle çözebilecek noktadayız. Yani dünya Süryani liderliğinin, orada da haksız değiller ama Türkiye'de Orman mevzuatı, Hazine mevzuatı o zaman karşılarına çıkmış. Belki iyi bir dava açılamadığı veya iyi savunulamadığı için hukuk duvarı önlerini kesmiş. Biz şimdi onu var kabul ediyoruz ama idari bazı tedbirlerle biz bu arkadaşlarımızın isteklerini karşılayabileceğimizi de düşünüyoruz. Kendileri bundan haberdardır. Süryaniler de bu toprağın bir parçası. Biz birlikte Türkiyeyiz. Onların yurt içinde, yurt dışında devletimize olan bağlılıklarını, ülkelerine olan vatan sevgilerini biliyoruz. Mor Gabriel konusunu da çözme noktasına geldiğimizde yani açıklanabilirse bu konuda da bu talepleri yerine getirmiş olacağız."


- Ankara

Kaynak: AA