Başbakan Yardımcısı Babacan: Asla Hiç Kimsenin, Hiçbir Grubun İstikrara Zarar Vermesine İzin...
Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, hiçbir yolsuzluğun üzerini örtmeyeceklerini, hiçbir yolsuzluğa müsamaha göstermeyeceklerini vurguladı.
Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, hiçbir yolsuzluğun üzerini örtmeyeceklerini, hiçbir yolsuzluğa müsamaha göstermeyeceklerini vurguladı. Devlet sisteminin problemsiz bir şekilde çalışması için her şeyi yapacaklarını söyleyen Babacan, "Asla asla hiç kimsenin, hiçbir grubun bu istikrara zarar vermesine izin vermeyeceğiz" dedi.
Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, Müstakil İşadamları Derneği'nin (MÜSİAD) Genişletilmiş Başkanlar Kurulu toplantısına katıldı. Toplantıda konuşan Babacan, Türkiye'nin şu anda dünyanın en büyük 16. ekonomisi olduğuna vurgu yaptı. Türkiye'nin dünyaya entegre olduğunu, bu nedenle de gelişmelerin çok iyi okunması gerektiğini söyleyen Babacan, 2013 yılı için dünyanın büyüme beklentisinin yüzde 3.6'dan yüzde 2.9'a düşürüldüğünü hatırlattı. 2014 yılı beklentilerinin de aşağı yönlü revize edildiğini belirten Babacan, ABD'de de durumun aynı olduğunu, Euro Bölgesi'nin ise yüzde 1 civarında büyümesinin beklendiğini ifade etti. Gelişmekte olan ülkelerde de durumun farklı olmadığını belirten Babacan, gelişmekte olan ülkelerin 2013 yılında yüzde 5.6 büyümesi beklenirken, bugün itibarıyla yüzde 4.5'lik bir rakamın söz konusu olduğunu kaydetti.
Çin'in dışarıda tutulduğunda bu oranın daha da düştüğünü söyleyen Babacan, "Yani 2013 yılında biz, Çin dışında tüm gelişmekte olan ülkelerin yaklaşık 1 puanlık üzerinde bir büyüme sergilemiş olacağız. 2014 yılında da Çin dışında tüm gelişmekte olan ülkelerin ortalaması kadar bir büyümeyi gerçekleştirmiş olacağız" diye konuştu.
-"DÜNYA TİCARETİNDE DE BEKLENENDEN DAHA OLUMSUZ GELİŞMELER YAŞANIYOR"-
Dünya ticaretinde de beklenenden daha olumsuz gelişmelerin yaşandığını belirten Babacan, özellikle 2013'ün Mayıs ayından bu yana dünyada gelişmekte olan ülkelerle alakalı beklentilerin ciddi oranda revize edildiğini bildirdi. Gelecek 10 yılda, gelişmekte olan ülkelerin büyüme hızının, geçmiş 10 yıla göre daha düşük olacağını vurgulayan Babacan, artık Çin'de yüzde 9'luk, yüzde 10'luk büyüme oranlarının görülemeyeceğini kaydetti. Meksika, Endonezya, Hindistan gibi pek çok ülkede büyüme oranlarının eski oranda olmadığının görüleceğini ifade eden Babacan, geçmiş 10 yılla gelecek 10 yıl karşılaştırıldığında geçmiş 10 yıla göre ortalama büyümelerin daha düşük olduğu bir dönem olacağını aktardı. Gelişmekte olan ülkeler yine de gelişmiş ülkelere göre çok daha yüksek büyüme oranları sergilemeye devam edeceğini aktaran Babacan, özellikle Mayıs ayından bu yana dünya da şöyle bir söylem rüzgarları esiyor. Demek ki artık gelişmekte olan ülkelerin durumu çokta parlak değil. Eski performanslarını gösteremeyecekler. Dolayısıyla yine yatırım, büyüme, dinamizm dendiğinde adres yine dünya da gelişmekte olan ülkeler olacak" dedi.
-"EURO BÖLGESİ'NDEKİ BÜYÜME KIRILGAN"-
2013'ten itibaren artık ileriye doğru gelişmekte olan ülkelerin toplam dünya ekonomisindeki ağırlığının gelişmiş ülkelerin üzerine çıkmış durumda olduğunu vurgulayan Babacan gelişmiş ülkelere bakılacak olursa, ABD'de bir toparlanmanın olduğunu ancak hem finans sisteminde hem de kamu maliyesinde ciddi sıkıntıların olduğunu ifade etti. Babacan, Avro Bölgesi'nde de nihayet bir büyüme elde edileceğini ancak orada da yine sıkıntıların devam ettiğini belirterek, "Yani Avro Bölgesi'nde her ne kadar büyümeden bahsetsek de bu büyüme, yavaş yavaş toparlanan, kırılgan ve her an olumsuz etkilenebilecek bir büyüme rakamı olacak" dedi.
-"JAPONYA'DA DA DURUM BELİRSİZ"-
Japonya da çok farklı bir ekonomi politikası tercih edildiğini dile getiren Babacan, Merkez Bankası'nın piyasaya sürmüş olduğu likiditeyi 2 yıl içinde 2'ye katlanacağına ilişkin açıklamada bulunduğunu bildirdi. Babacan, Japonya'da da durumun belirsiz olduğunu belirterek, Japon halkının kendi hükümetinin tahvillerini almaya devam ettiği sürece çarkın döneceğini ancak orada bir aksaklık olursa tablonun ne olacağının belli olmadığını kaydetti.
-"BİZ YENİ YATIRIMLARI İLERLETİRKEN, PEK ÇOK ÜLKE MEVCUT PROJELERİNİ İPTAL ETTİ"-
İşgücü piyasasında belli yaşa gelmiş kişilerin 6 ay veya 1 yıl gibi bir süre işsiz kalırlarsa onların tekrar iş bulmalarının çok çok zor olduğunu vurgulayan Babacan, "Şöyle bir ispanya'ya İtalya, Portekiz'e baktığımızda rakamlar geçekten endişe verici durumda. Pek çok ülke kriz nedeniyle çok zor kararlar almak zorunda kaldı. Çok şükür biz 2008, 2009'dan bu yana Türkiye'de ciddi bir sonuç hissetmedik. Bütün gelişmekte olan ülkelerde sorunlar varken, bizde bu dönem oldukça başarılı geçti. Pek çok ülkede emeklilik yaşı artırıldı. Gelir vergisi oranları, katma değer vergisi oranları artırıldı. Alt yapı harcamalarında ciddi azaltmaya gidildi. Pek çok önemli yatırım projesi iptal oldu. Yani biz yeni yatırımları ilerletirken pek çok ülke mevcut projelerini iptal ettiklerini açıkladı. Genel yönetimlere yapılan transferler azaltıldı. Kamuda istihdam azaltılmasına gidildi. Sadece Yunanistan'da 150 bin memurun işine son verildi. Bu çok ciddi bir rakam. Kamuda çalışan işçilerin maaşları düşürüldü. Sağlık harcamalarında ciddi kısılmalar oldu. Bütün bunlar toparlama adına atılan adımlar ama sonuca baktığımızda hala olumlu bir tablo yok" diye konuştu.
-"TÜRKİYE KRİZDEN ÇOK SINIRLI BİR ŞEKİLDE ETKİLENDİ"-
Türkiye ekonomisinin 2002 yılından bu yana olağanüstü bir performans sergilemiş durumda olduğunu vurgulayan Babacan, şunları kaydetti:
"Burada bizim çok temel bazı politika çizgilerimiz var. Bunların başında ekonomi politikalarına bakacak olursak, mali disiplin var. Enflasyonla mücadele var. Kamu sektörüyle bancılık sektörüyle ciddi bir mücadele gerçekleştirdik. Sosyal güvenlik reformunu zamanlıca yaptık. Tüm bunların sonunda 2009 yılında tüm dünyayı etkilerken bizim kamu maliyemiz bütçemiz çok çok sağlam durumdaydı ve aynı zamanda bankacılık sektörümüzü çok iyi durumdaydı. Pek çok gelişmiş ülkeyi kamu maliyesi ve bankacılık vururken, bu iki alan bizim en sağlam olduğumuz alandı. Bu demektir ki Türkiye bu krizden çok sınırlı bir şekilde etkilendi. Siyasi istikrar ve güçlü siyasi irade böyle dönemlerde en önemli konular. Biz bu dönemde orta vadeli programlara çok önem verdik yani her dönem önümüzdeki 3 yıl boyunca ne yapacağımızı sürekli güncelleyerek ilan ettik. Pek çok ülke bunu yapamadı. Bırakın 3 yıllık programları ne yapacaklarını ortaya koyamadı. Bazen bu kriz dönemlerinde devlet çok para harcamalı ki ekonomiye can suyu olsun diyorlar. Biz o politikaya inanmıyoruz. Ekonomiyi en iyi hale getiren özel sektörün yatırımlarıdır. Eğer özel sektör tarafında moraller bozuksa ileriye doğru bir güven yoksa o zaman siz devlet olarak ne yaparsanız yapın ekonominin toparlanması mümkün olmaz. Kaldı ki bunu pek çok ülke yaşadı."
-"YAKLAŞIK 10-11 YILLIK DÖNEMDE YÜZDE 48'LİK BİR BÜYÜME"-
Babacan, girişim sermayesi fonlarına devletin ortak olabilmesiyle ilgili özel düzenleme yaptıklarını bildirdi. Bunun özellikle girişim sermayesi fonlarına yurtdışından kaynak sağlaması açısından önemli bir adım olduğunu vurgulayan Babacan, şunları söyledi:
"Eğitimde 4+4+4'lük mecburi eğitim süresini 8 yılda 12 yıla çıkarırken, bir yandan da eğitim sistemimizde daha çok seçenekle önemli adımlar attık. Bütün bunların muhasebesini yapacak olursak 2007 yılında Türkiye neredeydi önümüzdeki dönemde nereye doğru gidecek? 2007 yılında bütün bu ülkelerin ekonomilerinin başladığı noktaya bakın. 2007 yılında Türkiye'nin ekonomisinin toplam büyüklüğü 100 ise 2018'de 148'e doğru gidiyor. Yani yaklaşık 10, 11 yıllık dönemde yüzde 48'lik bir büyüme."
Türkiye'nin önümüzdeki 10 yılın en hızlı büyüyecek ekonomilerinden biri olacağını vurgulayan Babacan, nereden bakılırsa bakılsın Türkiye'nin önümüzdeki dönemin en parlak en hızlı ülkelerinden biri olacağını ifade etti.
-"HİÇBİR YOLSUZLUĞA DA MÜSAMAHA GÖSTERMEYECEĞİZ"-
Başbakan Yardımcısı Babacan, 17 Aralık itibariyle yaşanılan sürecin ekonomiye etkisine değinirken, yasaklarla, yoksullukla ve yolsuzlukla mücadeleye çok önem verdiklerini, bunu yapmamış olsaydılar 230 milyar dolardan 800 milyar dolara çıkan bir milli gelire ulaşmalarının mümkün olmayacağını vurguladı.
Konuşmasında gelir dağılımının düzeldiği ve yoksulluğun azaldığı bir Türkiye'nin ortaya çıktığına dikkat çeken Babacan bütün çalışmalarında şeffaflık ve hesap verebilirliğin temel ilkeleri olduğunu kaydetti. Güveni her zaman ön plana koyduklarını vurgulayan Babacan, özellikle yolsuzlukla mücadelede tavizsiz bir çizgi izlediklerini bunu da aynen önümüzdeki dönemde devam ettireceklerini söyledi. Hiçbir yolsuzluğun üzerini örtmeyeceklerinin altını çizen Babacan şöyle dedi:
"Hiçbir yolsuzluğa da müsamaha göstermeyeceğiz. Uluslararası Şeffaflık Örgütünün yolsuzluk algısı ile yaptığı çalışmalar var. 2002 yılında Türkiye bu alanda 102 ülke arasında 65. sırada. En son 2012'de araştırmada 177 ülke arasında Türkiye 53. sırada. Yani artık en iyi 3'te 1'lik ülke grubu içine girmişiz ama hedef çok daha iyi bir noktaya gidebilmek."
-"BİZ GÜVEN ORTAMINI TUĞLA TUĞLA, HARCIYLA DEMİRİYLE ÇİMENTOSUYLA İNŞA ETTİK"-
Babacan son dönemde yaşanılan gelişmelerin oldukça düşündürücü olduğunu belirtirken, "Yöntemi ve içeriği itibariyle baktığımızda burada bir siyaset mühendisliği çabasını da maalesef görüyoruz" dedi. İkinci dalgaya ve isimlere bakıldığında, burada hedefin her ne kadar hükümet olarak görülse de aslında hedefin bir bakıma milletin kendisi olduğunu da ifade eden Babacan konuşmasına şöyle devam etti:
"Biz hiçbir zaman yolsuzlukların üzerini örtmeyiz. Hatası olan mutlaka yargı karşısında en geç hesabını verir. Türkiye üzerinde de oyunlara izin vermememiz gerekir. Hele hele yargı içinde, emniyet içerisinde farklı yapılanmalarla bu işler gerçekleşiyorsa o noktada da çok çok dikkatli olmak zorundayız. İstikrar ve güven ortamı Türkiye'de kolay oluşmadı. Biz istikrar ve güven ortamını adeta bina inşa eder gibi tuğla tuğla, harcıyla demiriyle çimentosuyla inşa ettik. Bu güven ve istikrar ortamının elimizden alınmasına asla izin vermeyeceğiz, özel ve reel sektörümüzün de bu istikrar ortamının kolayca hedeflenmesine asla izin vermemesi gerektiğini düşünüyorum. Türkiye'nin siyasi riskiyle ilgili bir algı söz konusu olabilir, siyasi risk primiyle ilgili bir artış söz konusu olabilir ama bunun da şöyle bir sonuçlarına bakacak olursak tablonun göründüğü kadar sıkıntılı olmadığını da ifade etmek istiyorum."
-"TÜRKİYE ÇİZGİSİNİ KORUDUKTAN SONRA EKONOMİMİZİN TEMELLERİNDE PROBLEM YOK DEMEKTİR"-
Konuşmasında 13 Aralık Cuma akşamındaki verilere değinen Babacan şunları kaydetti:
"Halka açık şirketlerimizin toplam değeri 270.9 milyar dolar. 27 Aralık akşamına bakıyoruz bu değer 221.5 milyar dolar olmuş. Yani 49 milyar dolarlık bir değer kaybı söz konusu. Değer kaybı var ama uluslararası yabancı yatırımcılar aynı dönemde sadece 238 milyon dolarlık bir hisse senedi satmış. Yani 238 milyon dolarlık bir net çıkış var borsadan. Ama sadece 30 ve 31 Aralıkta tekrar 133 milyon dolarlık bir giriş olmuş, yani çıkanın yarıdan fazlası 2 günde tekrar girmiş. Yani biraz olaylar yatışınca biraz ortalık sakinleşince hemen tablo düzelmeye başlamış. Türkiye siyasi istikrar açısından çizgisini koruduktan sonra ekonomimizin temellerinde problem yok demektir. Onun için siyasi istikrara hep beraber sahip çıkacağız."
-"DÖVİZ PİYASALARINDAN YABANCILARIN ÇIKIŞI 764 MİLYON DOLAR"-
Babacan, döviz piyasalarından yabancıların çıkışının 764 milyon dolar olduğunu vurgulayarak, pazartesi ve salı günü 427 milyon doların yeniden Türkiye'ye girdiğini söyledi. "Ne kurda, ne hisse senedi fiyatlarında ne de faizde bu hareketlerin düşük işlem hacmiyle oluşan hareketler olduğu için kalıcı olmadığına inanıyoruz" diyen Babacan, "İnşallah birkaç gün, birkaç hafta, ortalık biraz yatıştıktan sonra, yargı gerçek yargı gibi hareket ettikten sonra, emniyet gerçekten vazifesini yaptıktan sonra, her bir birimimiz kendi emir komuta zinciri içerisinde ama güçler ayrımı ilkesine de bağlı olarak çalıştıktan sonra, inşallah bunlar çok hızlı bir şekilde toparlanır. Biz de kuşkusuz devlet sisteminin problemsiz bir şekilde çalışması için her şeyi yapacağız. Asla asla hiç kimsenin, hiçbir grubun bu istikrara zarar vermesine izin vermeyeceğiz" diye konuştu.
-"ÖNÜMÜZDEKİ DÖNEMDE TABLO HIZLA DEĞİŞECEK VE GERÇEKLER SU YÜZÜNE ÇIKACAK"-
Son dönemde kamu bankalarının da gündeme geldiğini hatırlatan Babacan, 2002'den bu yana bu bankaların 31.5 milyar TL'lik nakit, temettü ve vergi ödediğini kaydetti. Kamu bankaların BDDK, Başbakanlık Teftiş Kurumu ve Sayıştayın denetiminde olduğunu belirten Babacan en ufak bir şikayetin ilgili birimlere iletildiğini söyledi.
Babacan, Halk Bankası'nın 2002'de takipte olan alacaklarının toplam alacaklara oranının yüzde 48.8 olduğuna dikkat çekerek, en son gelinen noktada Halk Bankası'nın takipteki alacağının sadece yüzde 2.6 olduğuna işaret etti. Bankacılık sektör ortalamasının yüzde 2.8 olduğunu vurgulayan Babacan, "Yani sektör ortalamasından daha iyi. Bütün bunlar yönetim konusunda, yönetimin dirayeti konusunda bize önemli ipuçları veriyor" dedi.
Halk Bankası'nın en önemli özelliklerinden birinin de İran ile iş yapabilen tek banka olması olduğunun altını çizen Babacan, İran ile iş yapılabilmesi için uluslararası kurallara uygun çalışılması, İran'ın ve ABD'nin güveninin kazanılması gerektiğini ifade etti. Konuşmasında Halk Bankası'nın her iki tarafın güvenini kazandığını dile getiren Babacan, "Dolayısıyla biz Halk Bankası'nın önümüzdeki dönemde performansıyla ilgili son derece olumluyuz. Maalesef genel müdür üzerinden tüm bankanın yıpratılmasına yönelik bir çaba oldu. Ama önümüzdeki dönemde bu algı ve tablo hızla değişecektir ve gerçekler su yüzüne çıkacaktır" ifadelerine yer verdi.