Bodrum1´Yetmez Ama Evet´İ Anlattılar´
Bodrum Demokratik Anayasa Platformu Tarafından Düzenlenen 'yetmez Ama Evet' İsimli Panele Katılan Eşitlik ve Demokrasi Partisi (edp) Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Erol Katırcıoğlu, Prof. Dr. Baskın Oran ve Gazeteci Yazar Hilal Kaplan, Referandumda Neden 'yetmez Ama Evet' Diyeceklerini Anlattı.
Bodrum Demokratik Anayasa Platformu tarafından düzenlenen ''Yetmez ama evet' isimli panele katılan Eşitlik ve Demokrasi Partisi (EDP) Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Erol Katırcıoğlu, Prof. Dr. Baskın Oran ve gazeteci yazar Hilal Kaplan, referandumda neden 'Yetmez ama evet' diyeceklerini anlattı.
Bodrum Belediyesi Nurol Kültür Merkezi'nde düzenlenen paneli Zeynep Casalini ve eşi Tahsin Berk'in de aralarında bulunduğu yaklaşık 150 kişi izledi. Prof. Dr. Baskın Oran, referandum'da 'Evet' diyerek AK Parti'ye 1 yıllık kısa vadeli borç verdiğini belirterek, ''Referandumdan sonra değil ama seçimden sonra eğer AK Parti gerçekten demokratik, gerçekten yepyeni bir anayasa yapmaz ise bundan sonra benden bir bardak su alamaz' dedi. AK Parti'nin gereğini yapacağına inandığını belirten Prof. Dr. Baskın Oran şunları söyledi:
''Yapmazsa benim gibi insanların çok az sayıda, fakat çok etkili olduğunu bilir. O desteğin kesilmesi halinde can damarının, şah damarının kesileceğini bilir. Onun üzerine silahlı, silahsız üniformalılarla karşı karşıya kalacağının bilinci içindedir, Ben AK Parti'nin böyle bir bilinç içinde olduğunu bilmek istiyorum. Anayasa paketi son derece sudan bir paket, son derece keyfe keder bir paket. Çok ciddi değişiklikler yok, çok ufak bi adımdır. Asıl ciddi değişiklikler, 2001-2004 yılları arasında AB uyum paketleri ile yapıldı. İşin ilginç tarafı CHP o sırada tam onayını verdi. Yapılmak istenen değişiklerin bin kat radikaline CHP onay verdi 2001-2004 yılları arasında. Neden, çünkü CHP hiçbir zaman siyasi parti olmamıştır, her zaman devlet partisi, hatta son zamanlarda da asker partisi olmuştur. Asker o zamanlar belli bir prestije sahipti, henüz bugün olduğu gibi kendi kendine etmemişti. Artık kendi kendine konuşamaz hale getirmemişti kendini. Dolayısıyla her halükarda asker var diye güvenerek, o vatandaşı ulus devletin vesayetinden kurtaran radikal değişikliklere AB uyum paketlerine onay verdi. Şimdi durum öyle değil ki. TSK kendi ayağına sıktı devamlı. Konuşamaz, kürsüye çıkamaz hale getirdi kendini. Heron uçaklarının bombalamayı engelleyip engellemeyeceğini meselesini 1 ay açıklayamadı. Hiç karışmaması gereken, Askeri Ceza Kanunu'nun 148. maddesine göre, siyaset ile ilgili demeç veren ve yazı yazan askeri şahıslar 2 yıla kadar hapsedilirler. Buna rağmen, heronlar konusunda 1 ay açıklama yapamayan Genelkurmay, Şemdinli olayında iyi çocuktur, bir başka olayda, bu yapılamaz, demekte hiçbir tereddüt göstermeyerek, kendi ayağına sıktı. Bu durumda kendini denklemin dışına attı. CHP iyot gibi açıkta kaldı ve orada sarılacak tek bir unsur kaldı, CHP felsefesi için. O da bağımsız Türk yargısıdır.'
''Yargıyı ele geçirmek istiyorlar' diye düşünenlere cevap veren Prof. Dr. Oran, ''Siz bir kaleyi ele geçirmek istiyorsanız o kale birisinin elinde demektir. Yargı bugün, 1930 modeli Kemalistler'in elindedir. Kemalizm, muasır medeniyettir. Kemalizm'in içinde muasır medeniyetten daha önemli bir şey yoktur. Muasır medeniyet derken, kaç yılının muasır medeniyeti? Kemalizmin bir ideoloji olarak ortaya çıktığı 1930 muasır medeniyeti mi yoksa 2010'ların muasır medeniyeti mi? Muasır medeniyetin Batı Avrupa olduğunda hepimiz hem fikiriz. Hangi Batı Avrupa, 1930'ların Avrupa'sı mı 2010'ların Batı Avrupa'sı mı? Çünkü bunlar birbirinin anti tezi bunlar çatışıyorlar. 1930'ların Avrupa'sı diktatörler çağıydı. Mustafa Kemal alabildiği kadar İngiltere'den bir şeyler aldı muasır medeniyet derken. Temel olarak, tek dil, tek kültür, tek parti, monizmi aldı. 1930'lar Kemalizmi ister istemez bunu aldı. Muasır medeniyet Batı Avrupa böyle idi. 2010'ların Batı Avrupa'sı bunların anti tezidir. Bizim bağımsız Türk yapısı maalesef 1930'larda kaldı' diye konuştu.
''2010'LARIN SOLCUSUYUM'
Ezilmiş ve dışlanmışları müdafaa edenlerin solcu olduğunu belirten Prof. Dr. Oran, ''1960'da tanıştık. O zamanlar bizim ezilmiş ve dışlanmışlık kategorisinde işçiler ve köylüler vardı. ve biz ulus devleti müdafaa ediyorduk. Çünkü devlet bizim babamızdı. Çok sonra öğrendik, devlet bizim babamız değil, anamızın kocası. 1970'lerde ezilmiş ve dışlanmışlar kategorisin kendimizi çok zorlayarak Kürtleri de kattık. Gerçekten çok zorlayarak kattık. Çünkü Kemalist'tik. 1980'lerde canımızın derdine düştük. O sırada dünyada çok önemli gelişmeler oldu. Ezilmişler ve dışlanmışlar kategorisi çok ciddi biçimde genişledi. Kadınlar, Aleviler, gayrimüslimler, eşcinseller, Çingeneler, başı örtülü üniversiteli kızlar. Bizim 2000'lerden sonra aklımız başımıza geldi. Ezilmiş ve dışlanmışların sadece işçi ve köylüler olmadığını, solcuyum diyebilmenin, eşcinsellere, Çingenelere sahip çıkmak ve başı örtülü üniversiteli kızların eğitim hakkının elinden alınmasına engel olmak olduğunu son 10 yılda öğrendik. Kemalizmin bazı müdaficileri 1930'lada kaldıysa, solun bazı müdaficileri de 1960'larda kaldı. Ben bu anlamda solcu değilim, ben 2010'ların solcusuyum' dedi.
Prof. Dr. Oran'ın sözlerinin ardından konuşmak isteyen ancak söz verilmeyen Şermin Kutay Pazvantoğlu ve arkadaşları ile salonda bulunan dinleyici ve panelistler arasında tartışma yaşandı. Salonda karşılıklı atışmalarla yaşanan gerginlik, kısa süre sonra sivil polislerin araya girmesi ile sona erdi.
Bu kavganın eşit güçler arasında yapılan bir kavga olmadığını belirten EDP Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Erol Katırcıoğlu da ''Kavganın sivil tarafında olmamız gerekiyor. Bunu, AK Parti'den farklı olarak kendi pozisyonlarımız ile sol ve demokrat değerler üzerinden bir ülke hayalini toplumun önüne koyabilme çabası olarak görüyorum. Daha demokratik açılımlara izin verecek bir gelişmeyi tetiklemesi açısından 'Yetmez ama evet' diye düşünüyorum. AK Parti'nin ve solun hayal gücü örtüşmüyor olabilir. Ama, solun en azından pozisyonu olarak ben, yetmez ama evet çerçevesinde duruşu daha doğru buluyorum' dedi.
Taraf Gazetesi Yazarı Hilal Kaplan da ''Bir partiden sil baştan bir anayasa yapılmasını beklemek biraz bana hayal geliyor. AK Parti'nin sivil anayasayı yapamamasını mevcut koşullar içinde değerlendirmek gerekir diye düşünüyorum. Referandumda hayır demek çözüm değildir. Referandum, partiler üstü bakılması gereken bir meseledir. Türkiye'de demokratım diyen herkesin, evet demesi gereken değişiklikler olduğunu düşünüyorum' diye konuştu.