CHP İzmir İl Başkanı Güç: "Kendi Beceriksizliklerinin Üstünü Örtmek İçin Cumhuriyet Halk Partili Belediyelerimize Yükleniyorlar
CHP İzmir İl Başkanı Çağatay Güç, CHP’li belediyelere yönelik mali ve idari baskı uygulandığını belirterek "Kendi beceriksizliklerinin üstünü örtmek için Cumhuriyet Halk Partili belediyelerimize yükleniyorlar. Bu kadar basit siyaset yapan bir anlayışla karşı karşıyayız. Çünkü bizim belediyelerimiz halka dokunuyor. Halkın talebini dinliyor. İhtiyacı görüyor. Çözüm üretiyor. İşte bu onları rahatsız ediyor. Belediyelerimizi mali olarak zor durumda bırakmaya çalışıyorlar. Projelerimizi engellemeye çalışıyorlar. Kredileri bekletiyorlar. Yetmiyor, belediye başkanlarımızı insafsızca ve vicdansızca hedef alıyorlar" dedi.
(İZMİR) - CHP İzmir İl Başkanı Çağatay Güç, CHP'li belediyelere yönelik mali ve idari baskı uygulandığını belirterek "Kendi beceriksizliklerinin üstünü örtmek için Cumhuriyet Halk Partili belediyelerimize yükleniyorlar. Bu kadar basit siyaset yapan bir anlayışla karşı karşıyayız. Çünkü bizim belediyelerimiz halka dokunuyor. Halkın talebini dinliyor. İhtiyacı görüyor. Çözüm üretiyor. İşte bu onları rahatsız ediyor. Belediyelerimizi mali olarak zor durumda bırakmaya çalışıyorlar. Projelerimizi engellemeye çalışıyorlar. Kredileri bekletiyorlar. Yetmiyor, belediye başkanlarımızı insafsızca ve vicdansızca hedef alıyorlar" dedi.
CHP İzmir İl Başkanı Çağatay Güç, il başkanlığında düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu ve gazetecilerin sorularını yanıtladı. Güç, şunları söyledi:
"Bugün konuşacağımız başlıklar sadece İzmir'le ilgili değil. Bugün burada, Türkiye'nin neden bu noktaya geldiğini, bu ağır tabloya nasıl sürüklendiğini ve neden artık köklü bir değişime ihtiyaç duyduğunu konuşmak için buluştuk. Çünkü mesele yerel bir tartışma değil. Mesele bir polemik değil. Mesele, Türkiye'nin içine sürüklendiği büyük ekonomik ve sosyolojik çöküştür. Mesele bu ülkenin yönetilememesidir. Türkiye tarihinin en ağır ekonomik darboğazlarından birini yaşıyor. Enflasyon artık ekonomik bir kavram değil; halkın sağlığını, ruh halini, aile düzenini bozan bir virüse dönüşmüş durumda. Bu virüs bütün toplumu sarstı ve kırdı geçti. Asgari ücret, Türkiye'de ilk kez açlık sınırının altında kaldı. Bu, bir istatistik değil; milyonlarca insanın yaşadığı bir gerçektir. Emekli maaşları ise inanılır gibi değil zaten. Kiraların 25–30 bin lira olduğu kentlerlerde bırakın geçinmeyi, barınmak bile imkansız hale geldi. Ücretler daha yılın ilk aylarında enflasyondan eridi. Maaşlar cebe girdiği gün değer kaybetti. Gençler zaten umudunu kesmiş durumda. Gelecek hayali kuramıyorlar. Diploma var ama iş yok. Çalışma var ama güvence yok. Esnaf zor durumda. Çiftçi zor durumda. İhracatçı kur baskısından zor durumda. Sanayici artan maliyetlerden zor durumda. Bu tablo tesadüf değil. Bu ülkenin bir planlaması yok. Bir ekonomi programı yok. Bir üretim stratejisi yok. Liyakatlı kadrolar yok. Yok, yok, hiçbirşey yok… Günü kurtarmaya çalışan, sorunu erteleyen, gerçeklerle yüzleşmeyen beceriksiz bir yönetim anlayışı var. ve bunun bedelini millet ödüyor."
"Halkımız her sorunu belediyelerin çözeceğine inanıyor"
CHP'li belediyelere baskı uygulandığını kaydeden Güç, şöyle devam etti:
"Ekonomide güven kalmamış, devletin planlama refleksi zayıflamış, kurumlar niteliksiz kişisel inisiyatiflere indirgenmiş durumda. ve bütün bu büyük sosyolojik ve ekonomik çöküşe neden olanlar, ekonomiyi düzeltemeyenler, halkın sofrasını büyütemeyenler, gençlere umut veremeyenler, kendi beceriksizliklerinin üstünü örtmek için Cumhuriyet Halk Partili belediyelerimize yükleniyorlar. Bu kadar basit siyaset yapan bir anlayışla karşı karşıyayız. Çünkü bizim belediyelerimiz halka dokunuyor. Halkın talebini dinliyor. İhtiyacı görüyor. Çözüm üretiyor. İşte bu onları rahatsız ediyor. Belediyelerimizi mali olarak zor durumda bırakmaya çalışıyorlar. Projelerimizi engellemeye çalışıyorlar. Kredileri bekletiyorlar. Yetmiyor, belediye başkanlarımızı insafsızca ve vicdansızca hedef alıyorlar. Peki neden? Nedeni çok açık. Çünkü belediyelerimiz çok kıymetli işlere imza atıyor. Çünkü halk nezdinde güven kazanıyor. Çünkü sosyal belediyeciliğin ne demek olduğunu gösteriyor. Çünkü halkımız CHP belediyelerimizi seviyor ve artık her sorunu belediyelerin çözeceğine inanıyor. ve buna engel olabilmek için AKP'nin siyasetçileri ve bürokrasisi her yolu deniyorlar. Ama şunu herkes bilsin: Bu yöntemler bizi yıldırmaz. Cumhuriyet Halk Partili hiçbir neferi korkutmaz. Hiçbir belediye başkanımızı geri adım attırtmaz."
"Bu ülke bu tabloyu hak etmiyor"
Şimdi dönüp İzmir'i hedef alıyorlar. İzmir üzerinden siyaset üretmeye çalışıyorlar. Soruyorum: Bu ülkenin ekonomisini siz yönetmiyor musunuz? Merkez Bankası sizin elinizde değil mi? Hazine sizin elinizde değil mi? Bütçeyi siz yapmıyor musunuz? O zaman neden Türkiye bu halde? İzmir'i eleştirmek bu kadar kolay ve İzmir'de madem bu kadar sorun varsa, 2026 bütçesinde AKP hükümeti olarak İzmir'e somut tek bir büyük yatırım koymadan konuşmak toplum için ne anlam ifade ediyor? Koca bir hiç. Ülkenin hiçbir yerine gerçek anlamda yeni, sürdürülebilir ve üretim odaklı yatırım yapmayan bir anlayış; çıkıp İzmir'e belediyecilik dersi veremez. Kendi belediyelerinizin de ne durumda olduğunu görüyoruz. İflas ettiniz. AKP belediyelerinin çalışanları kıvranıyor, ama insanları korkutarak susturuyorsunuz. Bu millet artık kimin çalıştığını, kimin boş konuştuğunu görüyor. Bugün Türkiye'de asıl sorun şudur: Halk geçinemiyor. Gençler umutsuz. Emekliler kırgın. Çalışanlar yorgun. Toplum mutsuz. Bu ülkede yaşam standardı düştü. İnsanlar artık geleceğe güvenle bakamıyor. Bu bir siyasi tercih meselesidir. Bu bir yönetim meselesidir. Bu bir beceriksizlik meselesidir. Bu ülke bu tabloyu hak etmiyor. Asla hak etmiyor."
"Bu işler polemikle değil, planlamayla çözülür"
Güç, belediyelerin sosyal destek faaliyetlerini sürdürdüğünü belirterek şöyle konuştu:
"Gerçekten şaşkınlık içerisindeyiz. İzmir'de hiçbir somut katkı üretmeyen, hiçbir projeye destek vermeyen, sadece eleştiri üzerinden siyaset yapan bir anlayışla karşı karşıyayız. Sürekli negatif siyaset. Sürekli suçlama. Sürekli algı yönetme çabası. Ama ortada katkı yok. Bir şehir için siyaset yapıyorsanız, o şehre değer katmanız gerekir. Projeye destek olmanız gerekir. Kaynak üretmeniz gerekir. Şantiye alanlarında fotoğraf çektirerek, sosyal medyada sürekli video paylaşarak siyaset yapılmaz. Akıl vermekle, uzaktan konuşmakla, teknik süreçlere müdahil olmadan yorum yapmakla bu işler çözülmez. Bilmediğiniz, teknik altyapı gerektiren konular hakkında sürekli negatif siyaset üretmek çözüm değildir. Bu meseleler mühendislik, planlama ve finansman gerektiren konulardır. Sosyal medya diliyle değil, teknik bilgi ve kurumsal ciddiyetle yürütülür."
Toplum her şeyi görüyor. Halkımız sizin içinizdeki kötülüğü görüyor. Art niyetinizi görüyor. Kimin çözüm ürettiğini de görüyor, kimin sadece eleştirdiğini de görüyor. Bu işler polemikle değil, planlamayla çözülür. Algıyla değil, kaynakla çözülür. Sloganla değil, icraatla çözülür. Bu şehir sosyal medya üzerinden değil, sahada çalışan kadrolarla yönetiliyor. Bu ne basitlik. Bizim belediyelerimizin teknik kadroları var. Uzman bürokrasisi var. Planlama birimleri var. Mühendisleri, şehir plancıları, mali uzmanları var. Sorun teknik bilgi eksikliği değil. Sorun mali kaynak eksikliğidir. ve o mali kaynağı zorlaştıran da merkezi hükümettir. Çözemeyen biz değiliz. Bu ülkenin ekonomisini çözemeyen sizsiniz. Belediyeleri mali baskı altına alan sizsiniz. 23 yılda ülkeyi iflas ettiren sizsiniz.
Şimdi dağları, tarlaları, arsaları, binaları, köprüleri, yolları, millete dair ne varsa satmaya, yok pahasına satmaya çalışan sizsiniz. Ama buna rağmen ne yapıyoruz? Her konuşmamda tekrar ediyorum. Çünkü hafızalara kazınsın istiyorum. Belediyelerimiz: Öğrencilere sıcak yemek veriyor. Sabah işe giden emekçilere çorba dağıtıyor. Okulların boya, badana ve tamiratını yapıyor. Okullara temizlik malzemesi sağlıyor. Camileri temizliyor. Yaşlılara evde bakım hizmeti veriyor. Hastaları hastanelere ulaştırıyor. Kent lokantaları açarak dar gelirliye uygun fiyatlı yemek sunuyor. Aşevleriyle binlerce aileye sıcak yemek ulaştırıyor. Erzak desteği sağlıyor. Gençlik merkezleri, spor tesisleri açıyor. Park yapıyor, yol yapıyor, alt geçit yapıyor. Bütün bunları biz yapıyoruz. CHP belediyeleri yapıyor. Şevkle, istekle, heyecanla yapıyoruz. Ama siz şehri beğenmiyorsunuz. Kardeşim, bu şehrin gerçek anlamda rahatlaması için ülke ekonomisinin düzelmesi gerekiyor. Bunu da yapacak olan sizdiniz ama onu da beceremediniz. Piliniz bitti, gidiyorsunuz.
Kentsel dönüşüm diyorsunuz. Kentsel dönüşümün yapılabilmesi için vatandaşın ekonomik gücü olması gerekiyor. İnsanlar evini dönüştürmek için finansmana erişebilmeli. Krediye ulaşabilmeli, ulaştığı krediyi ödeyebilmeli, geleceğine güvenebilmelidir. Ama siz insanlarda umudu öldürdünüz. İnsanlar ne ev alacak ne de ev tutacak gücü kaldı. Tükettiniz. Bugün insanlar normal hayatını sürdüremiyor. Kirasını ödeyemiyor. Faturasını ödeyemiyor. Bu koşullarda kentsel dönüşümden söz etmek kolay ama gerçekçi değil. Şunu açıkça söyleyelim: Belediyeler olmasa, bu sosyal destekler olmasa, bugün birçok aile çok daha ağır bir tabloyla karşı karşıya kalırdı. Bu bir gerçektir. İyi ki CHP'li belediyelerimiz var. İyi ki belediyelerimiz canla başla çalışıyor. Halkımızın sorunlarına anında çözüm üretiyor. Biz katkı sunmaya hazırız. Ama siz de katkı sunmak zorundasınız. Siyaset polemik üretme yeri değildir. Siyaset çözüm üretme yeridir. Bu şehre gerçekten hizmet etmek istiyorsanız; engel olmayın. Kaynak sağlayın. Projelerin önünü açın. Halkımızın sorunlarına merkezi bütçeden çözümler getirin. Engel olmayın. İzmirlinin sorunlarına gerçekten çözüm olacak önerileri üretin, çareler arayın."
"Bu ülkenin geleceğini satış politikası üzerine inşa edemezsiniz"
Kentsel dönüşüm, kamu taşınmazları, limanların satışa çıkarılması ve orman alanlarının statüsüne ilişkin düzenlemelere de değinen Güç, konuşmasını şu sözlerle tamamladı:
"Belediyelerin taşınmazlarına göz dikiyorsunuz. Vakıflar ve çeşitli yapılar üzerinden belediye mülkiyetine müdahale etmeye çalışıyorsunuz. Üstelik üzerinde Atatürk imzalı belgeler bulunan, tarihsel ve hukuki değeri açık olan alanlar üzerinden bunu yapıyorsunuz. Bu yaklaşım kabul edilemez. Oysa vakıfların üzerinde restorasyon bekleyen, rekonstrüksiyon bekleyen onlarca atıl yapı var. Oralara yatırım yapmak yerine mevcut kamu mülklerini hedef alıyorsunuz. Niyetiniz kötü çünkü. Niyetiniz yapılanı bozmak. Bu nasıl bir anlayıştır? Hadi bunu da geçtik. Hukuken kazanacağız. Limanların Varlık Fonu üzerinden satışa çıkarılması ne demektir? Bu ülkenin stratejik varlıklarını elden çıkarmak ne demektir? Yıllardır süren 'satarak yönetme' anlayışıyla nereye varacağız? Nereye vardınız ki? Kamu varlıklarını elden çıkarmak kalkınma değildir. Stratejik tesisleri satmak planlama değildir. Bu, günü kurtarma anlayışıdır. Ülkenin limanını sat, arazisini sat, kurumunu sat… Bu ülkenin geleceğini satış politikası üzerine inşa edemezsiniz. ve şimdi yeni bir kararnameyle orman vasfındaki alanların statüsü değiştiriliyor. Orman alanlarını parçalara bölerek vasıf dışına çıkarılması planlama değil; doğayla ve gelecek nesillerle ilgili ciddi bir sorumluluk meselesidir. Ormanları korumak gerekir. Zayıf alanları güçlendirmek gerekir. Ağaçlandırmak gerekir. Orman vasfını daraltarak kentleşme üretmek sürdürülebilir değildir. Bu ülkenin doğal varlıkları siyasi tasarruf konusu değildir. Bunlar milletin ortak mirasıdır. Bizim itirazımız kişisel değil. Bizim itirazımız yöntemdir. Bizim itirazımız plansızlığa, şeffafsızlığa ve günü kurtarma siyasetinedir. Toplumumuz her şeyi görüyor. Bu ülke yönetim anlayışında ciddi bir değişime ihtiyaç duyuyor. Halk artık günü kurtaran değil, geleceği planlayan bir irade istiyor. Onlara umut veren bir siyasi anlayış istiyor. Onları bunaltan, sorun çıkartan, buhrana sürükleyen bir anlayış istemiyor. ve şunu açıkça söyleyelim: Bu memleket satışla değil, üretimle büyür. Bu ülke polemikle değil, planlamayla kalkınır. Başka yolu yok. Biz bunu CHP iktidarı ile başaracağız. Ülkemizi bu iktidarın başarısızlıklarından ve baskılarından kurtaracağız. Bunu tüm Türkiye olarak hepimiz, hep beraber, el birliği ile inanarak yapacağız. O günler gelecek. Ülkemiz çok mutlu olacak."
"İktidara giden yolda bu tarz baskılara maruz kalacağımızı da biliyoruz"
Gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Güç, İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından hizmete sunulan kreşlerin kapatılmasına ilişkin yazı gönderilmesiyle ilgili soru üzerine şu ifadeleri kullandı:
"Dört bin liraya öğrenci alıyorlar. Şu anda özel anaokulları 30 bin lira, 40 bin lira civarında. Bu da halkın ihtiyacı olan bir şeydi. Belediyelerin kreş işletmek gibi bir asli görevi yok. Ama halktan o kadar çok talep var ki. Bu Kent Lokantası gibi, bu İzmar gibi; ihtiyacı olan şeyler bunlar halkın. O yüzden engelleme çalışmalarının nedeni de bu ihtiyacın karşılanmaması ve negatif bir siyaset üretmeleri. Başka hiçbir şey değil. Ama kendileri bunu beceremiyorlar zaten. Bu genellikle şöyle olur: Seçim dönemine doğru kaybeden iktidarlar böyle ağır baskılara giderler. O yüzden biz bunu böyle yorumluyoruz. İktidara giden yolda bu tarz baskılara maruz kalacağımızı da biliyoruz."
"Bolu'da da aynı stratejiyi izliyorlar"
Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan'ın gözaltına alınmasına ilişkin ise Güç, "Bolu Belediye Başkanımızla ilgili tam net bir bilgi yok, biraz belirsizlik var. Bolu Belediye Başkanı'nın bir açıklaması var. İstanbul'a yaptıkları gibi, İzmir'e yaptıkları gibi, Antalya'ya yaptıkları gibi, Adana'ya yaptıkları gibi Bolu'da da aynı stratejiyi izliyorlar. Umarım en kısa sürede bu sorun çözülür" dedi.
"Onları ben görmüyorum"
AK Partili siyasetçilerin sahada olmadığını da ifade eden Güç, "Neredeler arkadaşlar? Biz örgüt olarak dışarıdayız. Onları ben görmüyorum. Yani gören var mı? Elli, yüz kişi sahayı gezerken, esnafı gezdiklerini görüyor musunuz? Ben bilmiyorum. Ben görmedim hiç" dedi.
Alsancak'taki altyapı çalışmalarıyla ilgili bir soru üzerine Güç, şu ifadeleri kullandı:
"Alsancak'taki projeyi ben biliyorum. O künkleri kazmadan koyulacak bir teknoloji varsa, o şeyi çekmeden bir teknoloji varsa arkadaşlar söylesin de biz ona göre o teknolojiyi getirelim buraya. Kazılacak. Sonra pompa sistemi kurulacak. Beş tane pompa kuruluyor. Oranın yıllardır sorunu olan Alsancak'ın su basmasını engellemeye çalışılıyor. Bu projenin içerisindeyim. Bu yaz bitecek. Önümüzdeki sene böyle bir sorunla karşılaşılmayacak. Bunu böyle siyaset malzemesi yapılmasının bir anlamı yok. Bakın şimdi Konya-Antalya yolu; ya ovaymış. Adamlar bir kere stratejik planlamayı yanlış yapmışlar. Planlama hatalı olan iş üzerinden konuşmak varken, İzmir-İstanbul otoyolunda heyelan oldu ve yol kapandı. Bir sürü kendi sorunları varken gidip şurada şantiyenin videosunu niye çekiyorsun? Biz bunu anladık siyasi anlamda."
"Ciddi bir oy patlaması yaşayacağız"
Kamuoyu anketlerine ilişkin görüşü sorulan Güç, şu ifadeleri kullandı:
"Arkadaşlar, zaten yayınlanan anketler var. Tarafsızlar dağıtılmadığında baktığınız zaman AKP şu an yüzde 20'i alıyor. O kararsızların söylememesinin bir nedeni var. O kararsızların akrabaları, çocukları memur olarak çalışıyor; devletle bir bağı olan bir şeyler oluyor. Korku siyaseti işletiyor AKP. 'Kararsızım' diyor, geçiyor. Kararsızların büyük bir çoğunluğu Cumhuriyet Halk Partisi'ne oy verecek. ve aynı şey New York'ta olduğu gibi, Kuzey Kıbrıs'ta olduğu gibi burada ciddi bir oy patlaması yaşayacağız. Ama o zamana kadar bize çok ciddi baskılar yapacaklarını biliyoruz. Bizi çok zor durumlara sokacaklarını biliyoruz. Ama eninde sonunda o sandık gelecek ve seçimi kazanacağız."
"Halkın malını sattılar"
AK Parti Genel Sekreteri ve İzmir Milletvekili Eyüp Kadir İnan'ın Alsancak Limanı'yla ilgili açıklamalarına yönelik soruya ise Güç, şu yanıtı verdi:
"Eyüp Kadir Bey, yaşı itibarıyla siyasi anlamda çok savrulan bir siyasetçi. Nerede, nasıl konuşacağını, nezaket içerisinde nasıl davranacağını bilmeyen bir siyasetçi. O yüzden bir kere limanı savunacak bir tarafı yok. Özelleştirmiş, saf mısınız yani? Neyini savunuyorsun? Böyle bir tweet atmış ki, nezaketsiz tweet. Ali Mahir (Başarır) Bey dün cevap verdi. Biz insanın dilinin bu kadar kötü olamayacağını düşünüyoruz; siyasetçi olarak bu kadar nezaketsiz bir siyaset dili olamaz. Bunu yaşına veriyoruz da ama geldiği konum itibarıyla bunlara dikkat etmesi gerekiyor. Sonuç itibarıyla AKP'nin genel sekreteri beyefendi. Ama birazcık dikkatli olması gerekiyor. Kendisini nezakete davet ediyoruz. Liman konusunda konuşmasına gerek yok. Özelleştirildi orası, halkın malını sattılar. Bu kadar basit, açık ve net."
"Bu algının bilerek oluşturulmaya çalışıldığını düşünüyoruz"
Çeşme Belediye Başkanı Lal Denizli'yle ilgili soruya ise Güç, şu şekilde yanıt verdi:
"Lal Başkan'ı ben tanıyorum. Çok çalışkan birisi. İşini çok iyi yapmaya çalışan birisidir. Bu algının bilerek oluşturulmaya çalışıldığını düşünüyoruz. Kendisi zaten istedi; 'Siz yapın' dedi. 'Saç örneğimi alın, kan tahlilimi alın' dedi. Kendisi söyledi bunları. Bu, genel anlamda CHP'li belediyelerin yıpratılmasına yönelik bir durum. AKP'li belediyelerden de kan örnekleri alsalar da belediye başkanlarını da bir görsek; bakalım nasıl bir hayat yaşıyorlar bir görsek. Çünkü yozlaşmış bir siyaset var onların içerisinde. Onları da bir görsek, acaba kan örneklerini alsak da bir görsek ne durumda olduklarını."